❝Bu zirve; bölgedeki güç dengesinin artık Washington tarafından değil, Pekin ve Tahran ortaklığıyla yeniden şekillendirildiğini açıkça ilan ediyor.❞
İbrahim Yunus
YDH- Mısırlı araştırmacı İbrahim Yunus, el-Meyadin'de kaleme aldığı analizde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’e gerçekleştirdiği son ziyareti ve bu zirvenin perde arkasındaki diplomatik ve ekonomik güç savaşlarını masaya yatırdı. Yunus, Washington ile Pekin arasında gerçekleşen görüşmelerin küresel basındaki yankılarına rağmen, masadan çıkan somut sonuçların ABD’nin beklentilerinin çok uzağında kaldığını savunuyor. Mısırlı araştırmacı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de yakın zamanda Pekin’i ziyaret edecek olmasını ve Brent petrol fiyatlarındaki yükselişi, Moskova-Pekin-Tahran hattında kemikleşen üçlü ittifak ekseninin küresel piyasalar ile diplomasi koridorlarındaki gücünün bir kanıtı olarak yorumluyor.
✱✱✱
ABD Başkanı Donald Trump, Cuma öğleden sonra Pekin’den ayrılarak 50 saati bile bulmayan Çin ziyaretini noktaladı. Zirve dünya basınında büyük yankı uyandırıp ardında uzun bir vaat listesi bıraksa da, Çin kanadı bu maddelerin hiçbirine yazılı bir taahhütle karşılık vermedi.
Washington, zirve sonrasında yayımladığı açıklamada tarafların Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması ve İran’ın nükleer silah edinmesinin önlenmesi konularında mutabık kaldığını iddia etti; buna karşılık Pekin’in metninde İran, Hürmüz Boğazı ya da nükleer meselelere tek bir kelimeyle dahi değinilmedi.
İki açıklama arasındaki bu uçurum, Trump’ın Fox News ekranlarında ballandırarak anlattığı kişisel "vaatlerinin" aslında masada hiçbir karşılığı olmadığını açıkça gösteriyor. Nitekim zirvenin tek somut sonucu, Çin'in 200 adet Boeing uçağı sipariş etmesi oldu.
Fakat bu rakam bile piyasadaki 500 uçaklık beklentinin çok altında kalınca, şirketin hisseleri %4’ün üzerinde değer kaybetti.
Üstelik Cuma sabahı, Trump henüz Pekin’deyken Çin Dışişleri Bakanlığı’nın yayımladığı bağımsız açıklama, Washington’a yönelik üstü kapalı bir eleştiri niteliğindeydi.
"Pekin’in İran konusundaki tutumunun değişmediğini" vurgulayan bakanlık, mevcut gerilimin "hiç yaşanmaması gerektiğini ve sürdürülmesinin de yersiz olduğunu" belirterek Amerikan tezlerini açıkça boşa çıkardı.
Zaten bu zirveden birkaç gün önce Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, İranlı mevkidaşı Abbas Araqchi ile bir araya gelmiş ve ABD-İsrail ikilisinin İran’a karşı yürüttüğü savaşı "gayrimeşru" olarak nitelemişti.
Wang Yi, Pekin’in İran’ın barışçıl nükleer zenginleştirme hakkına verdiği desteği ve ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasına karşı duruşunu yinelerken, dolaylı yoldan dış askeri müdahalelere dayanmayan bölgesel bir güvenlik mimarisi çağrısı yapmıştı.
Trump’ın Pekin’e ayak bastığı dakikalarda, İran’ın resmi haber ajansı Fars’ın geçtiği bir haber de dikkatleri çekti.
Habere göre, Tahran'ın yaptığı düzenlemelerin ardından Çin gemileri Hürmüz Boğazı’ndan resmen geçmeye başlamıştı.
Tam da bu esnada Tahran yönetimi, Mart başından beri alıkoyduğu ve iki milyon varil petrol taşıyan devasa bir Çin tankerini serbest bıraktı.
İran’ın Çin Büyükelçisi Abdülrıza Rahmani Fazli, Pekin ile yürütülen bu işbirliğinin, Tahran’ın Amerikan baskısı karşısında "gerçek seçeneklere ve güçlü ortaklara" sahip olduğunu kanıtladığını belirtti.
İslam Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri de otuz geminin boğazdan güvenle geçtiğini doğrulayarak, "İran’ın düşman gemilerine karşı tutumu değişmemiştir, geçişlerine izin verilmeyecektir" çıkışını yaptı.
Bu hamle, Tahran’ın boğazın anahtarlarını hâlâ elinde tuttuğunu, ortaklarını ve işbirliği şartlarını özgürce belirleyebildiğini gözler önüne seriyor.
Aslında Trump, zirveyi ertelediği günden bu yana İran’la süregelen savaşın gidişatı yüzünden Pekin’e zaten eli zayıf oturmuştu.
Washington’ın ilan ettiği hedeflerin hiçbirine ulaşamayan savaş üçüncü ayına yaklaşırken, Hürmüz Boğazı’nı güç kullanarak açmayı hedefleyen "Özgürlük Operasyonu" başlamasından 48 saat bile geçmeden iptal edilmek zorunda kalmıştı.
Dahası, ABD’nin elindeki Patriot, THAAD ve Tomahawk füze stokları ciddi şekilde erimiş, takviye ve hızlandırılmış üretim planları ise şu ana kadar bu açığı kapatmaya yetmemişti.
Geçtiğimiz Perşembe günü ABD Temsilciler Meclisi’nde yapılan savaş yetkileri tasarısı oylamasının 212-212 eşitlikle sonuçlanarak reddedilmesi de cabası oldu.
Tüm bunlar yaşanırken Uluslararası Para Fonu (IMF), savaş kaynaklı enerji krizinin sürmesi halinde küresel büyümenin %2,5’e kadar gerileyebileceği en kötü senaryo uyarısını paylaştı.
Yaklaşan ara seçimler öncesinde popülaritesi hızla düşen Trump’ın, içeride acil bir "zafer gösterisine" ihtiyaç duymasının arkasında da tam olarak bu sıkışmışlık yatıyordu.
Madalyonun diğer yüzünde ise Pekin, zirveye oldukça güçlü kozlarla girdi. Çin’in nadir toprak elementleri ihracatı, kısıtlama öncesi dönemin yaklaşık %50 altında seyretmeye devam ediyor.
Ayrıca Çinli yapay zekâ şirketleri, ABD ambargoları nedeniyle Çin pazarına girişi hâlâ engellenen Nvidia H200 çiplerini beklemeyi bırakıp, yalnızca Mayıs ayı içinde dört gelişmiş yapay zekâ modelini piyasaya sürdü bile.
Zirveden hemen önce Çin, 2021 yılında yasalaşmasından bu yana ilk kez Yabancı Yaptırımlara Karşı Koyma Yasası’nı (CAFAA) uygulamaya koydu.
Bu doğrultuda yerli şirketlerine, İran petrolü satın alan Çinli rafinerilere yönelik ABD yaptırımlarını görmezden gelme talimatı verdi ve Washington bu hamleye karşı henüz somut bir adım atamadı.
İşte bu dinamikler, Pekin’i taviz koparılacak bir aktör olmaktan çıkarıp, müzakere şartlarını bizzat dikte eden bir konuma yükseltti.
Trump’ın ticaret cephesinde elde edebildiği tek şey ise geçtiğimiz Ekim ayında Busan’da sağlanan kırılgan ateşkesin yeniden teyit edilmesinden ibaret kaldı; üstelik bu ateşkesin Kasım ayındaki bitiş tarihinden sonra uzatılıp uzatılmayacağı belirsizliğini koruyor.
Yapay zekâ yönetimine ilişkin ortak bir çerçeve belgesi imzalanmadığı gibi, gümrük vergileri veya yarı iletken kriziyle ilgili hiçbir sorun da çözüme kavuşturulamadı.
Hatta Trump, dönüş yolunda Air Force One uçağında gazetecilere gümrük vergilerini müzakere bile etmediğini itiraf etti.
Tarafların üzerinde mutabık kaldığı ve önümüzdeki üç yıl için "yapıcı stratejik istikrar" olarak adlandırılan genel çerçeve ise Çin’in tek bir konuda bile geri adım atmasını gerektirmiyor.
Aksine Pekin, ilişkilerde yeni bir ilerleme kaydedilebilmesi için Washington’ın öncelikle Tayvan konusundaki söylemini değiştirmesi gerektiğini zımnen şart koşmuş durumda.
Nitekim Çin’in resmi açıklamasında Tayvan, "ABD-Çin ilişkilerindeki en kritik mesele ve kırmızı çizgi" olarak ön plandaydı.
Xi Jinping, Tayvan meselesinin yanlış yönetilmesinin iki devleti "çatışmaya, hatta topyekûn bir savaşa" sürükleyebileceği konusunda net bir uyarıda bulundu.
Buna karşılık, ABD’nin resmi zirve açıklamasında Tayvan kelimesi dahi geçmedi.
Esasen Trump yönetimi, zirve öncesinde Tayvan’a yapılacak 13 milyar dolarlık silah paketinin nihai onayını askıya almıştı.
Silah satışı konusunda henüz kesin bir karar vermediğini belirten Trump, Air Force One’daki açıklamasında, İran petrolü alan Çinli rafinerilere uygulanan yaptırımların kaldırılabileceğinin sinyalini verdi.
Böyle bir adım, Çin’den hiçbir somut taviz alınmadan, ABD’nin aylardır İran bağlantılı Çinli şirketlere karşı yürüttüğü baskı politikasından kamuoyu önünde geri adım atması anlamına gelecektir.
Zirvenin ardından ortaya çıkan genel tablo, diplomatik buluşmanın kendisinden çok daha derin mesajlar içeriyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bu zirveden beş gün sonra Pekin’i ziyaret edecek olması, ABD ve Rusya liderlerinin çok taraflı platformlar dışında ilk kez aynı ay içinde Çin’de ağırlanması demek.
Bu sırada Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi; Moskova ve Tahran ile her geçen gün daha da kemikleşen üçlü ittifak ekseninde, zirve sonrası stratejileri koordine etmeye hazırlanıyor.
Brent petrol fiyatlarının zirve haftasında %6’nın üzerinde değer kazanarak varil başına 107 doları aşması da bu gerilimin piyasadaki yansıması oldu. Washington Post’un sızdırdığı bir ABD istihbarat raporu da net bir gerçeği itiraf ediyor: İran ile girilecek olası bir savaşın tüm stratejik kazanımları günün sonunda Pekin’in hanesine yazılacaktır.
Özetle bu zirve; bölgedeki güç dengesinin artık Washington tarafından değil, Pekin ve Tahran ortaklığıyla yeniden şekillendirildiğini açıkça ilan ediyor.
Çeviri: YDH
