❝MI6 tarafından yönetilen bu propaganda operasyonu ne zaman ifşa olsa, çok daha geniş hedeflerle basitçe isim değiştiriyor ve yeniden devreye sokuluyor. İslam Cumhuriyeti artık doğrudan bu yapının hedef menzilinde yer alıyor.❞
David Miller
YDH- İngiliz sosyolog David Miller, Mint Press News'te yayımlanan analizinde, İngiliz istihbaratı ile Dışişleri Bakanlığı'nın (FCDO) tam entegrasyonuyla yürütülen çok katmanlı devlet propagandasının tarihsel ve kurumsal evrimini ele alıyor. Miller, İngiliz derin devletinin, "yabancı bilgi manipülasyonuyla mücadele" bahanesi altında İngiltere'deki Şii toplulukları, Filistin destekçisi sivil ağları ve İran İslam Cumhuriyeti'ni topyekûn bir "güvenlik tehdidi" (terör) kategorisine yerleştirerek kriminalize etmeye hazırlandığını vurguluyor.
✱✱✱
Sızdırılan belgeler, sivil bir "dezenformasyonla mücadele" kuruluşu kisvesi altına saklanan İngiliz istihbarat teşkilatı MI6'in devasa bir propaganda aygıtının inşasına destek verdiğini ortaya koyuyor.
MintPress News'un bu araştırmasının gözler önüne serdiği üzere, başlangıçta yalnızca Rusya'yı hedef alan bu yapı, son dönemde faaliyet alanını İran, Gazze ve ötesine genişletti.
İngiltere'nin gizli bilgi savaşı aygıtı
Kurum içi İntranet sayfalarını da içeren sızdırılmış gizli belgelere dayanan bu araştırma, Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Ofisi bünyesindeki yeni ve gizli bir propaganda birimini gün yüzüne çıkarıyor.
MI6 tarafından yönetilen ve sivil bir paravanın ardına gizlenen bu birim; İngiliz devletinin "dezenformasyonla mücadele" kılıfı altında yıllardır sürdürdüğü dezenformasyon yayma pratiğini profesyonelleştirmek ve genişletmek amacıyla faaliyet gösteriyor.
Rusya'ya yönelik operasyon, 2014 yılında Rus Dili Programı ve onun devamı niteliğindeki Dezenformasyonla Mücadele ve Medya Geliştirme (CDMD) programı üzerinden başlatıldı.
Bu faaliyetler, Rusya'nın 2022 yılında Özel Askeri Operasyonu'nu başlatmasının ardından Ukrayna'yı da kapsayacak şekilde genişletildi. 2023 yılında İran ve Çin resmi hedef olarak listeye eklenirken, Gazze de dolaylı bir biçimde bu kapsama dahil edildi.
Sızdırılan materyaller, İngiliz hükümetinin propaganda faaliyetleri ile İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik eylemleri hakkında kamuoyuna yansıyan bilgileri yeniden değerlendirmemize olanak tanıyor.
Ortadaki şablon son derece net: Mevcut yapı her ifşa olduğunda, derin devlet aynı operasyonu yeni bir isimle tekrar devreye sokuyor ve bu esnada hedeflerini sessizce genişletiyor.
Dürüstlük Girişimi skandalı ve İngiltere'nin dezenformasyonla mücadele çabalarının evrimi
Birleşik Krallık hükümetinin dezenformasyonla mücadele çalışmaları; Dışişleri ve İngiliz Milletler Topluluğu Ofisi'nin, Majestelerinin Hükümeti (HMG) Rusya Birimi bünyesinde yürüttüğü Rus Dili Programı ile başladı. Resmiyette yurt dışındaki Rusça konuşan kitleleri hedef alan bu program, Statecraft Enstitüsü'nün amiral gemisi niteliğindeki projesi Dürüstlük Girişimi için fon talep ettiği ana kaynaktı.
Ancak uygulamaya bakıldığında, Dürüstlük Girişimi Rusça yerine büyük ölçüde İngilizce faaliyet gösterdi ve sözde yurt dışı odağının çok ötesine geçti. 2018 yılında sızdırılan belgeler, bu girişimin gazeteciler, akademisyenler ve politika yapıcılardan oluşan uluslararası "kümeler" kurduğunu ortaya çıkardı. Ayrıca, dönemin İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn'e yönelik aralıksız saldırılar da dahil olmak üzere, doğrudan İngiltere iç siyasetini hedef alan materyalleri yaygınlaştırdığı anlaşıldı.

Skandal, büyük bir veri ihlalinin ardından 2018'in sonlarında patlak verdi. Çok geçmeden, projeyi yürüten düşünce kuruluşu Statecraft Enstitüsü'nün resmi adres olarak İskoçya'nın Fife bölgesindeki terk edilmiş bir değirmeni gösterdiği gün yüzüne çıktı. Sızdırılan belgeler üzerindeki incelemeler, projenin istihbarat dünyasıyla kurduğu çok sayıdaki bağlantıyı da ifşa etti.
Bunun en çarpıcı örneği, proje direktörü Chris Donnelly'nin, o güne dek gizliliğini koruyan Askeri İstihbarat Uzman Grubu (Specialist Group Military Intelligence) adlı askeri yapılanmada Onursal Albay rütbesi taşıdığının ortaya çıkmasıydı. Dosyalarda Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Andy Pryce'ın da adı geçiyordu ve kendisinin projeyi finanse eden programın fiilen başında olduğu anlaşıldı. Ana akım medya dahi konuya ilgi göstermeye başladı.

İskoçya Vakıflar Düzenleme Kurumu (OSCR), Aralık 2018'de Statecraft Enstitüsü hakkında bir soruşturma başlattı. Kurumun Ekim 2019'da yayımladığı raporda oldukça ağır eleştiriler yer alıyordu. Raporun Yönetici Özeti bölümünde, kuruluşun üç temel nedenden ötürü "İskoçya'da vakıf statüsünü sürdürebilmesi için gerekli kriterleri karşılamadığı" belirtiliyordu:
• kuruluşun amaçları bütünüyle hayır işlerine yönelik değildi;
• Dürüstlük Girişimi "vakfın amaçları doğrultusunda kamu yararı sağlamıyordu";
• vakıf mütevellilerine sağlanan kişisel çıkarlar "rastlantısal değildi."
OSCR ayrıca mütevelli heyetinin, "ortak karar alma mekanizmalarının eksikliği" ve "ağır itibar kaybıyla" sonuçlanan Dürüstlük Girişimi Twitter hesabı üzerinde "etkin bir denetim kuramamaları" gibi gerekçelerle görevlerini ihlal ettiği sonucuna vardı.
Bu gelişmeler üzerine Statecraft Enstitüsü, Dürüstlük Girişimi ile bağlarını kopardı, projeyi vakıf statüsü taşımayan başka bir kuruluşa devretti, mütevellilere yapılan ödemeleri durdurdu ve yönetimsel reformları hayata geçirdi. Sonuç olarak OSCR, enstitü hakkında herhangi bir resmi işlem başlatmadı.
Enstitünün web sitesi 2019'un başlarında erişime kapatıldı ve bir daha asla açılmadı. Şirketin kendisi ise 2023 yılında feshedildi.

Bu aşamaya gelindiğinde, orijinal Rus Dili Programı çoktan yeniden yapılandırılmıştı. Ancak arka planda tam olarak ne olduğu ve bu sürecin ne zaman yaşandığı hiçbir zaman netlik kazanmadı. Bazı kaynaklara göre, Dezenformasyonla Mücadele ve Medya Geliştirme (CDMD) Programı Nisan 2016'da kurulmuştu. Devlet Bakanı Alan Duncan, 2018 yılında verdiği yazılı bir soru önergesi yanıtında şu iddialarda bulundu:
"Dışişleri ve İngiliz Milletler Topluluğu Ofisi'nin Rus Dili Programı, Rusya'nın Kırım'ı yasa dışı ilhakının ardından 2014 yılında hayata geçirildi. Nisan 2016'da ise Milli Güvenlik Kurulu'nun onayıyla, Dezenformasyonla Mücadele ve Medya Geliştirme Programı adını taşıyan, dört yıllık yeni bir stratejik iletişim ve medya geliştirme programını başlattık. Önceki Rus Dili Programı da bu yeni yapıyla birleştirildi. Statecraft Enstitüsü'ne sağlanan finansman, Dezenformasyonla Mücadele ve Medya Geliştirme Programı'nın bütçesinden karşılandı."
Ne var ki olayların kesin akışına yakından bakıldığında, anlatılan hikayedeki çelişkiler gün yüzüne çıkıyor. Rus Dili Programı (RLP) 2014 yılında kuruldu ve hükümetin Dışişleri Komisyonu'nun Rusya raporuna verdiği yanıta göre, programın ilk dört yılı için 70 milyon sterlinlik (93 milyon ABD doları) bir bütçesi bulunuyordu. Konuya ilişkin resmi tutumu tüm hatlarıyla aktarmakta fayda var:
"Dışişleri Bakanlığı (FCO) öncülüğündeki Rus Dili Programı; FCO, Savunma Bakanlığı (MOD) ve Uluslararası Kalkınma Bakanlığı'nın (DFID) yanı sıra dış uzmanların deneyimlerini bir araya getiriyor... Bu projeler aracılığıyla bağımsız medyayı güçlendirmek, Rusça konuşan kitlelerle etkileşim kurmak ve Rus Hükümeti'nin dezenformasyonlarını ifşa etmek amaçlanıyor."
"Hükümet, bu program sayesinde Rusça konuşan kitlelerin doğru bilgiye güvenilir bir biçimde erişebilmesini sağlamak amacıyla, kamusal ve bağımsız Rusça medyanın kalitesini artırmak için çeşitli ortaklarla birlikte çalışıyor. Verilen destekler arasında Birleşik Krallık medya kuruluşlarıyla mentorluk çalışmaları, programcılık danışmanlığı, finanse edilen ortak yapımlar ve yerel Rusça medya girişimlerine sunulan katkılar yer alıyor."
Görüldüğü üzere program, doğrudan Rusça yürütülen faaliyetlerle bağlantılıydı. Oysa Dürüstlük Girişimi için durum böyle değildi. Bu bariz uyumsuzluğun arkasında ne yatıyor olabilir?
Az önce alıntılanan hükümet özeti, RLP'den bahsedilen ilk açıklamalardan biriydi ve 20 Temmuz 2017'de yayımlanmıştı. Ancak bu, programın kamuoyuna duyurulduğu ilk sefer değildi. Nitekim bir gün öncesinde, daha fazla detay barındıran bir başka program özeti paylaşılmıştı. Rus Dili Programı'nın, Dışişleri Bakanlığı tarafından Parlamentoya ve kamuoyuna duyurulmadan üç yılı aşkın bir süre önce faaliyete geçmiş olması oldukça dikkat çekicidir. Bu durum başlı başına operasyonun gizli yürütüldüğünün bir göstergesidir. Söz konusu program belgesinin içeriği de bu algıyı daha da güçlendirmektedir. Belgede yer alan "uygulayıcı kuruluşlar" sütununun yanında bir yıldız işareti bulunmakta ve sayfanın alt kısmında, sürece dahil olan kuruluşların isimlerinin neden gizlendiği şu ifadeyle açıklanmaktadır: "Bu bilgi, güvenlik gerekçesiyle yayımdan kaldırılmıştır." Bu detay, istihbarat servislerinin, özellikle de MI6'in sürece dahil olduğuna dair güçlü bir ipucudur.
Tüm bunlar bizi şu sonuca götürüyor: RLP, Dışişleri Bakanlığı'nın 2017'de kamuoyuna açıkladığı gizli bir operasyondu; ardından Dürüstlük Girişimi'nin programın görev tanımına uymadığı anlaşılınca, daha önceki resmi açıklamalarla tamamen çelişmesine ve 2016 yılına tarihlendirilmesine rağmen sözde yeni bir programa ihtiyaç duyuldu.

Para trafiği: CSSF finansmanı ve Andy Pryce'ın kilit rolü
Rus Dili Programı ve Dezenformasyonla Mücadele ve Medya Geliştirme (CDMD) Programı, Çatışma, İstikrar ve Güvenlik Fonu (CSSF) tarafından finanse edildi.
CSSF, doğrudan bir istihbarat birimi olan Kabine Ofisi'ne bağlı Ulusal Güvenlik Sekreterliği'nin kontrolünde, istihbarat odaklı bir fondur. Finansman Dışişleri Bakanlığı (daha sonra FCDO) tarafından sağlansa da operasyonun stratejik denetimi doğrudan İngiltere istihbarat aygıtının merkezinden yürütülüyordu.
Resmi kayıtlara göre, yalnızca CDMD programı 2021'e kadar geçen üç yıllık süreçte 80 milyon sterlinin (106 milyon ABD doları) üzerinde harcama yaptı. Raporlar, ilerleyen yıllarda ciddi miktarda ek fon akışının sürdüğünü ve sadece 2022-23 döneminde bu tutarın 33 milyon sterlini (44 milyon ABD doları) aştığını gösteriyor. RLP'nin ilk dört yılındaki 70 milyon sterlinlik bütçesiyle birlikte değerlendirildiğinde, programın 2023'e kadar geçen dokuz yılda toplam 150 milyon sterlinden (199 milyon ABD doları) fazla ödeme yaptığı anlaşılmaktadır.
Görünüşe göre Andy Pryce hem RLP'yi hem de CDMD'yi yönetmişti. LinkedIn profilinde, Temmuz 2015'ten bu yana CDMD'yi idare ettiğini belirtiyor; ancak Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında bile programın Nisan 2016'da başladığı iddia ediliyor. Pryce, bu görevi çerçevesinde Dürüstlük Girişimi'ne giden fonlara doğrudan onay verdi. Aynı zamanda, Sergei ve Yulia Skripal'in zehirlendiği iddia edilen 2018 Salisbury olayında İngiliz hükümetinin yürüttüğü iletişim stratejisini de şekillendirdi. Bu olayın, İngiliz propaganda taktiklerinde bir dönüm noktası olduğu belirtiliyor.
Daily Express gazetesine göre:
"Eski ajan Sergei Skripal ve kızı Yulia'ya yönelik suikast girişiminin üzerinden geçen beş haftalık süreçte Moskova sürekli komplo teorileri üretiyor. Whitehall kaynakları, sosyal medyada paylaşılan her üç haberden ikisinin Kremlin destekli medya organlarından çıktığını belirtiyor... Polis, istihbarat servisleri ve Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü laboratuvarları titiz bir soruşturma yürütürken İngiliz bakanların sessiz kalmak zorunda oluşu, Rusya'nın doldurduğu bir boşluk yarattı..."
“İki hafta öncesine kadar Dışişleri ve İngiliz Milletler Topluluğu Ofisi, yalnızca en akıl almaz iddiaları çürüten düz metin açıklamalar yayımlamakla yetiniyor gibi görünüyordu. Ancak kaynakların yerleşik düzenden bir ‘sapma’ olarak nitelendirdiği bir dizi mini video, son iki haftalık süreçte arka arkaya dolaşıma sokuldu. Bu videoların, Dışişleri Bakanlığı Dezenformasyonla Mücadele ve Medya Geliştirme Birimi Başkanı Andy Pryce'ın fikri olduğu belirtiliyor.”
Haber şöyle devam ediyor:
“Videolardan birinde, Vladimir Putin Rusya'sının bugüne dek yanıtsız bıraktığı altı soru yöneltiliyor.”
Bu sorular arasında, “Rusya, Esed'in Suriye'deki acımasız rejiminin kimyasal silah kullanımını neden ısrarla örtbas ediyor?” sorusu da yer alıyor.
Ne Rusya'nın ne de Beşşar Esed hükümetinin kimyasal silah kullanmadığı veya bu tür bir eylemi örtbas etmediği düşünüldüğünde, bu iddia tamamen asılsız olmasının yanı sıra, MI6'in Suriye'deki kurgu kimyasal saldırılarda oynadığı doğrudan rol göz önüne alındığında büyük bir ironi de barındırıyor.
Hükümet bünyesinde kurulan bir diğer tartışmalı propaganda aygıtı olan Acil Müdahale Birimi'nin (Rapid Response Unit) hayata geçirilmesinde kilit rol oynayan Alex Aiken şu değerlendirmede bulundu:
“Salisbury zehirlenmelerine karşı hükümetin resmi ve bağlayıcı yanıtını oluşturmak 13 günümüzü aldı. Bu süreçte iletişim ekipleri ile ulusal güvenlik teşkilatının diğer tüm unsurları birlikte çalışarak, gerektiğinde istihbaratın gizliliğini kaldırdı ve kamuoyunun anlayabileceği net bir vaka dosyası ortaya çıkardı.”
Salisbury sonrasında, İngiliz istihbaratı tarafından Nisan 2018'deki “zehirlenme” operasyonuna yanıt olarak kurulan (ve yine CSSF tarafından fonlanan) bir diğer gizli birim olan Ulusal Güvenlik İletişim Ekibi (NSCT) hakkında da raporlar yayımlandı. Bu raporlarda, ekibin temel görevinin 'gizliliği kaldırılmış istihbaratın muazzam gücünden yararlanmak' olduğu ve ekip olarak 'çok daha güçlü bir köprü işlevi görmeleri' gerektiği vurgulanıyordu. Ayrıca, istihbarat kullanımının “artık söylem ve tartışmaların çok daha büyük bir parçasını oluşturduğu” ve “istihbaratın tam da kullanılmak için var olduğu” ifade ediliyordu.
Daha sonra sızdırılan e-postalar, Pryce'ın gazeteci Paul Mason ile yürüttüğü yakın operasyonel koordinasyonu gözler önüne serdi; hatta pek çok kaynak, Pryce'ı doğrudan Mason'ı yönlendiren kişi (handler) olarak tanımlıyordu. İkili, bu satırların yazarı da dahil olmak üzere, İngiliz istihbaratının Suriye'deki operasyonlarını eleştiren isimleri hedef alan faaliyetlerde ortaklaşa yer almıştı.
Pryce, “MI6 için çalıştığını veya herhangi bir zaman zarfında istihbarat ajanı ya da gizli görevli olarak faaliyet gösterdiğini” reddetse de istihbarat tarafından finanse edilen bir programa liderlik etmesi, onun doğrudan istihbaratın yönlendirmesi altında hareket ettiğini açıkça ortaya koyuyor.
Pryce, bu hikayenin ilerleyen kısımlarında da defalarca karşımıza çıkacak olan kilit bir figür.

Hükümet Bilgi Hücresi (GIC): 2022'de Açılan yeni cephe
Birleşik Krallık hükümeti, Rusya'nın Ukrayna'daki Özel Askeri Operasyonu bağlamında yayıldığı iddia edilen Rus dezenformasyonuna karşı vereceği yanıtı desteklemek amacıyla Şubat 2022'de Hükümet Bilgi Hücresi'ni (Government Information Cell - GIC) kurdu. Bu hücre; analiz, istihbarat değerlendirmesi ve stratejik iletişim konularında hükümetin farklı birimlerindeki uzmanlıkları tek bir çatı altında topladı.
FCDO'nun daha sonraki dönemde kurulan gizli propaganda biriminde kilit bir rol üstlenen Catherine Hunt, bu yeni hücrede Analiz Başkanı olarak görev yaptı.
GIC, Birleşik Krallık'ın hem Irak hem de Suriye'deki dezenformasyon faaliyetlerini yöneten, DAEŞ Karşıtı Koalisyon İletişim Hücresi (CCCC) adlı eski bir gizli MI6 propaganda biriminden doğdu. Genel tablolara bakıldığında, İngiltere'nin Suriye'deki rejim değişikliği için yaklaşık 350 milyon sterlin (465 milyon ABD doları) harcadığı bildiriliyor.
Propaganda savaşının temel unsurlarından biri; Ark, Albany Associates, Incostrat ve daha çok Beyaz Baretliler (White Helmets) olarak bilinen Mayday Rescue gibi MI6 yüklenicilerine verilen milyonlarca dolarlık ihalelerdi. Bu yapıların suça ortak olduğu eylemler arasında Suriye'de sahte kimyasal silah saldırıları kurgulamak da vardı.
Doğrudan MI6 tarafından yönetilen bu eylemlerde Beyaz Baretliler, sözde Kırmızı Çizgi'nin Beşşar Esed hükümeti tarafından aşıldığına dair bir anlatı inşa etmekle görevlendirilmişti. Şunu belirtmek gerekir ki; 2018'de Duma'da yaşandığı gibi, dünya medyasına ustaca hazırlanmış bir mizansen sunabilmek uğruna bu kurgusal olayların birden fazlasında siviller katledildi.
Başlangıç yıllarında CCCC'nin gözetimini, daha sonra Lübnan'da bizzat MI6 yüklenicisi olarak görev yapacak olan Alicia Kearns'ün yürüttüğünü not edebiliriz. Kearns daha sonra milletvekili seçildi ve 2022 ile 2024 yılları arasında Parlamentonun Dışişleri Komisyonu başkanlığını üstlendi. Gerek CCCC'nin gerekse yerini alan kurumun finansmanı, istihbaratın örtülü ödeneği olarak bilinen Çatışma, İstikrar ve Güvenlik Fonu'ndan (CSSF) karşılandı.
HMG Rusya Birimi: FCDO içindeki gizli irtibat noktası
Dezenformasyonla Mücadele ve Medya Geliştirme (CDMD) Programı, FCDO'nun Doğu Avrupa ve Orta Asya Müdürlüğü (EECAD) bünyesinde yer alan HMG Rusya Birimi'nin temel bir parçasını oluşturuyordu.

FCDO'nun kurum içi intranet dosyalarında, HMG Rusya Birimi'nin "EECAD çalışmalarının gizli boyutları için irtibat noktası" olduğu belirtiliyor. Andy Pryce, CDMD ve Dürüstlük Girişimi'ni yönetirken tam da bu birimde görev yapıyordu. Onun CDMD'deki konumu, istihbarat servisleriyle son derece yakın ilişkiler içinde olduğuna dair algıyı çürütmek bir yana, daha da pekiştiriyor.
Ne var ki deşifre olmaktan defalarca kurtulamadı. İlk olarak 2018'de kimliği açığa çıkınca Brüksel'e gönderildi; ardından 2022'de gazeteci Paul Mason ile yürüttüğü koordinasyon nedeniyle bir kez daha ifşa oldu. Şimdi bu dönemi ele alacağız.
Pryce'ın LinkedIn profili, kendisinin Kasım 2019'dan Aralık 2021'e kadar Brüksel'de bulunduğunu gösteriyor. Görünüşe göre bu süre zarfında HMG Rusya Birimi'ne bağlı kalmaya devam etti. Dürüstlük Girişimi hakkındaki OSCR raporu, kendisi bu yeni göreve başlamadan sadece birkaç gün önce tamamlanmıştı. Londra'ya görünürdeki "dönüşü" ise Ocak 2022'de gerçekleşti.
Sadece birkaç ay sonra sızdırılan e-postalar; Pryce'ın Mason'a (ve diğer bazı kişilere) bilgi notları sunduğunu, hatta pratikte Mason'ın "yönlendiricisi" (handler) konumunda olabileceğini gösteriyordu. Mason, bir MI6 "ajanı" olarak nitelendirilmekten hiç hoşlanmadı; nitekim aşağıda da görülebileceği üzere, bu satırların yazarını ve diğer bazı isimleri yasal yollara başvurmakla tehdit etti.

Ancak işin hayli komik tarafı, bu yıl Mason'ın e-postalarından bir kısmının daha sızdırılması oldu. Bunlar arasında avukatıyla yaptığı yazışmalar da vardı. Mason avukatına, bu satırların yazarına iftira davası açıp açamayacağını soruyor; avukatı ise verdiği yanıtta, İngiliz istihbarat servisleriyle hiçbir temasının olmadığını savunmanın oldukça zor olacağını belirtiyordu.
Ancak e-postalardaki bir detay, Pryce'ın Brüksel'de salt sivil bir görev üstlendiği iddiasına gölge düşürüyordu. Bu detay; Mason'ın avukatına gönderdiği bir e-postada, Pryce'ın kendisine Dezenformasyonla Mücadele Birimi'ne (CDU) bağlı olduğunu söylemesi üzerine, onun istihbaratçı olmadığını düşündüğünü iddia ettiği kısımdı.

Bu durum, onun oradaki görevinin aslında gizli yürütüldüğüne işaret ediyordu. Zira bu görev, LinkedIn profilinde ya da herhangi bir açık kaynakta kesinlikle yer almıyordu. Orijinal adı Dezenformasyonla Mücadele Hücresi olan bu birim, Salisbury/Skripal olayına tepki olarak kurulmuştu. Pryce'ın Skripal operasyonunda üstlendiği iddia edilen öncü rol göz önüne alındığında, bu birimde de görev almış olması pek şaşırtıcı sayılmazdı. Şayet durum böyleyse, Brüksel'deki işinin sadece bir kılıf olduğu düşüncesi çok daha güçlü bir zemin kazanıyordu.
Baskı altında isim değişikliği: Bilgi tehditleri ve Nüfuz Müdürlüğü'nün doğuşu
Pryce Londra'ya döneli henüz birkaç ay olmuştu ki CDU tartışmaların odağına yerleşti. 2022'nin sonlarına gelindiğinde, Hükümet Bilgi Hücresi (GIC) ve Dezenformasyonla Mücadele Birimi (CDU) siyasi yelpazenin hem sağından hem de solundan gelen ağır eleştirilere ve ifşalara maruz kaldı. Hükümet, COVID-19 Soruşturması sırasında CDU'nun İngiliz istihbarat topluluğuyla "yakın işbirliği içinde çalıştığını" itiraf etmek zorunda kaldı.
Bilim, İnovasyon ve Teknoloji Bakanlığı Genel Müdürü Susannah Story de şu notu düşüyordu:
"En yoğun döneminde Dezenformasyonla Mücadele Hücresi [CDU'nun eski adı] 50 kişiye varan bir ekipten oluşuyordu; ancak bu rakam yalnızca fikir verme amacı taşıyor. Doğası gereği sanal ve esnek bir yapıya sahip olan hücrede, Dijital, Kültür, Medya ve Spor Bakanlığı (DCMS) ile diğer departmanlar ihtiyaç duydukça, (tamamı dezenformasyona odaklanmamış olsa da) sahip oldukları daha geniş kaynakları devreye sokuyordu."
Dolayısıyla, Pryce'ın CDU ile kurduğu görünürdeki o gizli bağın yine istihbarat kaynaklı olduğu bir kez daha kanıtlanmış oldu.
Gizli birimlerin karşılaştığı bu sert tepkiler, onları isim değişikliğine gitmeye zorladı. Nitekim CDU'nun adı Ekim 2023'te Ulusal Güvenlik Çevrimiçi Bilgi Ekibi olarak değiştirildi.
Dışişleri Bakanlığı (FCDO), Mart 2023'te Bilgi Tehditleri ve Nüfuz Müdürlüğü'nü (ITID) kurdu. Dezenformasyonla Mücadele ve Medya Geliştirme (CDMD) Programı, GIC ve ilgili diğer birimler bu yeni yapının çatısı altında birleştirildi. Eş zamanlı olarak, hedeflerin Rusya/Ukrayna hattının ötesine geçirilerek İran, Çin ve (dolaylı bir biçimde) Gazze'ye genişletilmesine yönelik stratejik ihtiyaç da yeni bir yapılanmanın tetikleyicisi oldu.
2023 tarihli Bütünleşik Gözden Geçirme Güncellemesi (Integrated Review Refresh), bu yeni müdürlüğün Rusya, Çin ve İran'ın "bilgiyi düşmanca manipüle etme" girişimlerine karşı koyma misyonunu resmi olarak teyit etti. Pryce ve kıdemli ekipler, sivil kılıflı bu yepyeni yapının içine sessiz sedasız entegre edildi.

ITID'nin içyüzü: FCDO'nun isim değiştiren propaganda merkezi
Mart 2023'te Direktör Jonny Hall yönetiminde kurulan Bilgi Tehditleri ve Nüfuz Müdürlüğü (ITID), FCDO'nun "düşmanca bilgi manipülasyonuna" karşı mücadele eden merkez birimi konumundadır.
Sızdırılan kurum içi (intranet) FCDO şemaları, birimde iki farklı müdür yardımcısının bulunduğunu gösteriyor: Bilgi Manipülasyonuyla Mücadele biriminden sorumlu Rachael Goodwill ve Hükümet Bilgi Hücresi - Kampanyalar biriminden sorumlu Owen Bassett.
Bassett, daha önce DAEŞ Karşıtı Koalisyon İletişim Hücresi'ni yönetmişti. Goodwill ise bundan önce, Suriye'de rejim değişikliğini hedefleyen gizli operasyonlardan sorumlu Suriye Dış Ekibi'nin Başkanı olarak görev yapıyordu.
(xITID olarak adlandırılan) yarı bağımsız bir İsrail/Gazze Ekibi, Yabancı Bilgi Manipülasyonu ve Müdahalesiyle Mücadele (C-FIMI) konusunda erken destek sağlıyor; üstelik Gazze ile ilgili meseleler İran boyutunu da açıkça kapsıyor. Bu ekip doğrudan direktöre bağlı çalışıyor.

Abigail Cullen, hem Gazze ekibinin hem de "Çin Departmanı/Orta Doğu ve Kuzey Afrika Müdürlüğü (MENAD) ve İletişim Direktörlüğü ile proaktif bir kampanya yaklaşımı" geliştiren Çin ve İran masasının sorumlusu olarak atandı. Cullen'ın herkese açık LinkedIn profilinde ITID'nin adı geçmiyor; bunun yerine yalnızca çatı kuruluş konumundaki Savunma ve İstihbarat Genel Müdürlüğü'nün ismi yer alıyor. Listelerde Andy Pryce Tehdit Azaltma biriminin başında gösterilirken, Catherine Hunt Analiz ve İçgörü biriminin eş başkanlığını yürütüyor.

ITID'nin ifşası: FSB'nin İngiliz diplomatları sınır dışı etmesi ve isim değişikliği zorunluluğu
Ancak 2024 yılına gelindiğinde, Bilgi Tehditleri ve Nüfuz Müdürlüğü deşifre oldu. Aynı yılın 13 Eylül'ünde Rus istihbarat servisi FSB, altı İngiliz diplomatı istenmeyen kişi (persona non grata) ilan ederek onları casuslukla ve Rusya'yı "stratejik bir yenilgiye" uğratmayı amaçlayan yıkıcı faaliyetlerde bulunmakla suçladı.
FSB, bu kişilerin eylemlerinin "istihbarat ve yıkıcı faaliyet emareleri" taşıdığını belirterek onları FCDO'nun Doğu Avrupa ve Orta Asya Müdürlüğü (EECAD) ile HMG Rusya Birimi'yle ilişkilendirdi.
FCDO intranetine ait ekran görüntüleri, FSB kaynaklı olarak Rus haber medyasında yayımlandı. FSB ayrıca, görünürde masum olan bu İngiliz diplomatların Rus muhalif figürlerle –görünüşe göre yönlendirici/ajan ilişkisi içinde– buluşmalarını gösteren gizli takip görüntüleri de dahil olmak üzere pek çok farklı materyal paylaştı.
Buna ek olarak HMG Rusya Birimi hakkında, FSB tarafından hazırlandığı anlaşılan ve iddiaya göre bu birimde görevli çok sayıda yetkilinin isimlerini, e-posta adreslerini, kimi zaman telefon numaralarını ve hatta ev adreslerini içeren bir belge de dâhil olmak üzere yeni materyaller ortaya çıktı.
Belgede, tüm bu yetkililerin MI6, MI5, GCHQ, (Savunma Bakanlığı bünyesindeki) Savunma İstihbaratı ve (Kabine Ofisi bünyesindeki) Ortak İstihbarat Teşkilatı gibi birimlerden, başka bir deyişle İngiliz istihbarat kurumlarının neredeyse tamamından geldiği iddia ediliyor. Belge ayrıca, birimdeki MI5 ajanlarının kimliklerini gizlemek amacıyla Savunma Bakanlığı'na ait paravan e-posta adresleri kullandığını öne sürüyor.
Peki, tüm bunların gerçeklik payı olabilir mi? FSB'nin iddia ettiği gibi, İngiltere'ye ait beş farklı istihbarat kurumunun bu birime dâhil olması mümkün mü? İşin aslı, teknik olarak cevap hayır. Gerçek şu ki sayı bundan çok daha fazla; resmî İngiliz kaynaklarına göre bu birime katılan en az yedi İngiliz istihbarat kurumu bulunuyor. İstihbarat ve Güvenlik Komisyonu'nun Temmuz 2020 tarihli raporundaki sıradan bir cümlenin içine, herkesin gözü önünde gizlenmiş bir HMG Rusya Birimi değerlendirmesi yer alıyor. Raporda, hükümetin Rusya stratejisinin sorumluluğunun kime ait olduğu şu ifadelerle açıklanıyor:
"...HMG Rusya Birimi tarafından koordine edilen Rusya Ulusal Güvenlik Stratejisi Uygulama Grubu'na aittir... Denetimimiz altındaki yedi kuruluşun tamamı bu Uygulama Grubu'nda temsil edilmektedir."
Bahsi geçen bu yedi kurum şunlardır: MI5, MI6, GCHQ, Kabine Ofisi bünyesindeki Ortak İstihbarat Teşkilatı (JIO) ve Ulusal Güvenlik Sekreterliği (NSS); Savunma Bakanlığı bünyesindeki Savunma İstihbaratı (DI) ile İçişleri Bakanlığı'na bağlı Güvenlik ve Terörle Mücadele Ofisi (OSCT). Dolayısıyla, görüldüğü üzere FSB, İngiliz istihbarat kurumlarının HMG Rusya Birimi'ne katılım düzeyini aslında bir miktar hafife almıştı.
ITID'nin deşifre olmasının ardından FCDO bir kez daha yeniden yapılanmaya gitti. 2024 sonları ile 2025 başlarına gelindiğinde ITID'nin adı, Siber, Bilgi ve Teknoloji Tehditleri Müdürlüğü (CITTD) olarak değiştirildi. 2026'nın başlarında ise bir kez daha isim değişikliğine gidilerek Hibrit Tehditler Müdürlüğü adını aldı.
Bu yılın mart ayı sonunda Dışişleri Komisyonu, hükümete "Hibrit Tehditler Müdürlüğü'nün bütçe ve personel sayısını artırma" tavsiyesinde bulunarak FCDO tarafından nasıl yanıltıldığını gözler önüne serdi. Dışişleri Bakanlığı, soruşturma kapsamında sunduğu resmi beyanlarda buranın gizli bir istihbarat operasyonu olduğundan bahsetmeyi elbette "ihmal etmişti". Komisyonun mevcut başkanlığını Milletvekili Emily Thornberry'nin yürütmesi de ayrı bir ironi barındırıyor; zira kendisi, Ocak 2017'de İsrail lobisi hakkında, bundan tam bir yıl sonra ise Dürüstlük Girişimi için soruşturma açılması çağrısında bulunan kişinin ta kendisiydi.
İslam Cumhuriyeti'ne yönelik savaşı tırmandırmak: ITID'nin propaganda cephesindeki halefleri
Birleşik Krallık'ın İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik enformasyon saldırılarını hızlandırmasıyla birlikte, FCDO'nun isim değiştiren bu propaganda biriminin oynadığı rol yeniden mercek altına alındı. Mart 2026'da Lord Walney, "Haksız Nüfuz" (Undue Influence) başlıklı raporunu yayımlayarak İran rejimini, otuzun üzerinde İngiliz hayır kurumu ve Şii Müslüman gruptan oluşan bir ağı Devrim Muhafızları Ordusu'na (DMO) bağlı "yumuşak güç" araçları olarak kurgulamakla suçladı. Söz konusu belge, DMO'nun terör örgütü listesine alınması yönündeki çağrıları tırmandırmak amacıyla anında bir silaha dönüştürüldü.
MI5 Genel Direktörü Sir Ken McCallum, İngiliz güvenlik birimlerinin Birleşik Krallık topraklarında İran destekli ve ölümcül olma potansiyeli taşıyan yirminin üzerinde komployu çökerttiğini defalarca dile getirdi. Mossad ise Batılı istihbarat teşkilatlarına iddia edilen bu "komplolar" hakkında sıklıkla istihbarat sağladığını öne sürüyor.
23 Mart 2026'da Golders Green'de dört Hatzolah ambulansına düzenlenen ve basında geniş çapta antisemitik bir eylem olarak yer bulan kundaklama saldırısı bile, bunun Siyonist bir sahte bayrak (false flag) operasyonu olduğuna dair iddiaları anında tetikledi. Olayın ardından üç kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmuş olsa da sonrasında yürütülen enformasyon kampanyasının hızı ve koordinasyonu, FCDO'nun dezenformasyon uzmanlarının bu sürece dâhil olma ihtimalini ortadan kaldırmıyor.
Çok daha yakın bir tarihte ise, yirmi yıla dayanan şiddet geçmişine sahip ve hastaneden yeni taburcu edilmiş bir psikiyatri hastasının Golders Green'de iki Yahudi'yi bıçakladığı iddiası; Siyonistlerin ve devlet aygıtının küresel "antisemitizm" paniğine verdikleri kolaycı ve ideolojik tepkiler üzerinden anında bir propaganda aracına devşirildi. Yorumcuların neredeyse tamamı, bu şahsın aynı günün erken saatlerinde bir Müslümanı da bıçakladığı iddiasını tamamen görmezden geldi. Gerçeklerin hiçbir önemi yoktu; önemli olan tek şey, Yahudi üstünlükçü taleplerin dayatılmasıydı.
Yarı bağımsız İsrail/Gazze Ekibi (xITID) ve (en azından 2023 yılı itibarıyla) hem Gazze hem de İran masalarını yöneten Abigail Cullen ile bu birim; anlatıları aynı anda birden fazla cephede şekillendirecek biçimde kurgulanmıştır.
Bilgi Tehditleri ve Nüfuz Müdürlüğü (ITID) ile onun yerini alan halefleri, tam da bu operasyonların merkezinde yer alıyor. Sızdırılan FCDO şemaları, birimin açıkça İran'ı hedef alan "yabancı bilgi manipülasyonu ve müdahalesiyle mücadele" (C-FIMI) kampanyaları yürüttüğünü gösteriyor.
Ortadaki şablon son derece net: MI6 tarafından yönetilen bu propaganda operasyonu ne zaman ifşa olsa, çok daha geniş hedeflerle basitçe isim değiştiriyor ve yeniden devreye sokuluyor. İslam Cumhuriyeti artık doğrudan bu yapının hedef menzilinde yer alıyor. Görünen o ki; Şii Müslümanlara, Filistinlilere ve onlara destek veren herkese yönelik çok daha baskıcı saldırıların hazırlığı yapılıyor.
Çeviri: YDH