Aun'un Ankara'ya stratejik ziyaretinin iç yüzü

img
Aun'un Ankara'ya stratejik ziyaretinin iç yüzü YDH

❝Lübnan Cumhurbaşkanı Aun’un asıl hedefi, Türkiye’nin Suriye eliyle Lübnan’a yapılabilecek olası bir müdahaleye onay verip vermeyeceğinin nabzını tutmak.❞




The Beiruter

YDH- The Beiruter platformundaki yazı, sürdürülen diplomatik temasların görünen ekonomik ve ikili ilişkiler gündeminin ötesinde, Türkiye'nin Suriye üzerinden Lübnan'a yönelik olası bir askerî senaryodaki tutumunun test edildiğini öne sürüyor. Yazıya göre Lübnan yönetimi, Ankara'nın İsrail, Hizbullah, İran ve Suriye eksenindeki stratejik yaklaşımını anlamaya çalışırken, Türkiye'nin bölgesel etkisini artırdığı ancak Lübnan'da doğrudan siyasi nüfuz kurmaktan ziyade Suriye üzerinden dolaylı etki oluşturacağı değerlendiriliyor.

✱✱✱


Lübnan Cumhurbaşkanı Jozef Aun’un Türkiye ziyareti, Başbakan Nevvaf Selam’ın kısa süre önceki Ankara temaslarının hemen ardından, hem Lübnan hem de geniş Ortadoğu coğrafyası adına son derece kritik bir dönüm noktasında gerçekleşiyor.

Masadaki resmî gündem ikili iş birliği, ekonomik toparlanma ve bölgesel güvenlik olsa da bu ziyaret çok daha derin stratejik yansımalar taşıyor.

Zira Ankara; Suriye, Doğu Akdeniz, Kafkasya ve Afrika genelinde nüfuzunu her geçen gün genişleterek bölgesel denklemlerin vazgeçilmez bir aktörü konumuna geldi.

The Beiruter, Aun’un bu ziyaretinin önemini, olası yansımalarını ve geniş çerçevede Lübnan-Türkiye ilişkilerini mercek altına almak için üniversite profesörü ve Türkiye uzmanı Dr. Muhammed Nureddin ile özel bir görüşme yaptı.

Dr. Nureddin’e göre bir mesele diğer tüm konuları gölgede bırakıyor: Türkiye’nin, Suriye’nin gelecekte Lübnan’a yönelik olası bir askerî müdahalesine arka çıkıp çıkmayacağı.

Uzman isim, ABD Başkanı Trump’ın Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara’yı Hizbullah’a karşı harekete geçmeye teşvik eden son açıklamalarının, bölgesel hesaplara yeni bir değişken kattığına dikkat çekiyor.

Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Aun’un asıl hedefi, Türkiye’nin Suriye eliyle Lübnan’a yapılabilecek olası bir müdahaleye onay verip vermeyeceğinin nabzını tutmak.

Ancak Dr. Nureddin'in değerlendirmelerine göre, Ankara’nın böyle bir senaryoya yeşil ışık yakması pek olası görünmüyor. Bunun ilk nedeni, Türkiye'nin Hizbullah’ın tamamen sahadan silinmesini kendi çıkarlarına pek uygun bulmaması. Ankara örgütün askerî rolünü desteklemese de Dr. Nureddin, Türk stratejistlerin Hizbullah’ı, İsrail’in stratejik odağını Lübnan içinde tutan ve onu oyalayan kullanışlı bir unsur olarak gördüğünü savunuyor.

Dr. Nureddin bu durumu şu sözlerle açıklıyor:

"Eğer İsrail Hizbullah'ı tamamen ortadan kaldırırsa, stratejik odağını başka yöne çevirebilir. Bu da uzun vadede İsrail'i Türkiye ile çok daha doğrudan bir karşı karşıya gelme noktasına sürükleyebilir."

İkinci neden ise Suriye’nin askerî kapasitesiyle ilgili. Dr. Nureddin, Suriye'nin şu an Lübnan sınırları içinde etkili bir askerî operasyon yürütecek güçten yoksun olduğunun altını çiziyor:

"Suriye ordusu, böylesi bir operasyonel kapasiteden düpedüz yoksun," diyen Nureddin ekliyor: "Buraya yapılacak herhangi bir müdahale bizzat Suriye'nin kendi iç istikrarını bozarak günün sonunda Türkiye'yi de derinden sarsacak sonuçlar doğurabilir."

Üçüncü ve son husus ise meselenin İran boyutu. Dr. Nureddin'e göre Suriye'nin Hizbullah'a yönelik herhangi bir askerî hamlesi, kaçınılmaz olarak İran'ın bölgesel gücüne indirilmiş bir darbe olarak yorumlanacak.

Uzman isim bu tabloyu, "Türkiye, İran ile kurduğu işleyen ve sürdürülebilir ilişkileri korumak istiyor. Şu an Ankara'nın Tahran ile doğrudan bir sürtüşmeye girmesi için hiç de doğru bir zaman değil," şeklinde özetliyor. Türkiye’nin böyle bir askerî müdahaleye destek verme ihtimalini zayıf bulsa da Dr. Nureddin, Ankara’nın bölgesel hedeflerinin son birkaç yılda muazzam ölçüde büyüdüğünü yadsımıyor.

Beşar Esed yönetiminin devrilmesinin ardından Türkiye, Suriye'deki etki alanını büyük oranda genişletirken; Libya, Somali, Katar ve diğer sıcak bölgelerdeki aktif askerî ve siyasi varlığını da pekiştirdi.

Güç biriktiren hiçbir devlet, hedeflerini yalnızca kendi sınırları içine hapsetmez.

Dr. Nureddin’e göre Ankara’nın penceresinden bakıldığında Esed rejiminin çöküşü, Lübnan’ın etrafındaki stratejik çemberi kökten değiştirdi. Uzman bu değişimi, "Suriye rejimi yıkıldığında Türkiye, Suriye üzerinde kurduğu nüfuz sayesinde fiilen Lübnan'ın yeni bölgesel komşusu hâline geldi," sözleriyle tarif ediyor.

İşte bu tablo, Lübnan'ın Türkiye'nin stratejik satranç tahtasında neden giderek daha cazip ve kritik bir konuma yerleştiğini net bir biçimde açıklıyor.

Türkiye’nin giderek artan bölgesel ağırlığına rağmen Dr. Nureddin, Ankara’nın bizzat Lübnan'ın iç siyasetinde köklü bir nüfuz kurma arifesinde olduğu fikrine katılmıyor.

Türkiye'nin, özellikle Kuzey Lübnan'ın belirli kesimleriyle tarihî, kültürel ve Osmanlı'dan miras kalan güçlü bağları olsa da Dr. Nureddin'e göre salt bu unsurlar kalıcı bir siyasi nüfuz inşa etmek için yeterli değil. Uzman, "Türkiye'nin bölgesel varlığını genişletme arzusu taşıdığı su götürmez bir gerçek," diyor ve ekliyor:

 "Fakat sadece niyet ve hevesler, kendiliğinden siyasi bir etkiye dönüşmez."

Bu noktada uzman, Lübnan’ın iç siyasi dinamiklerinin ciddi yapısal engeller barındırdığına dikkat çekiyor. Geleneksel yapıya bakıldığında Türkiye ile etkileşime en açık kesim olarak görülen Sünni toplum, siyasi düzlemde Ankara'dan ziyade Suudi Arabistan çizgisine yakın duruyor.

Dr. Nureddin bu durumu, "Lübnan'daki Sünni siyasi kanadın ezici çoğunluğu Türkiye'nin yörüngesinde hareket etmiyor; aksine çok büyük oranda Suudi Arabistan ile aynı hizada saf tutuyor," şeklinde izah ediyor.

Dahası Dr. Nureddin, Ankara’nın burada doğrudan Riyad'a meydan okumak gibi bir niyeti olduğuna da inanmıyor.

"Türkiye'nin Lübnan'daki Sünni liderlik konusunda Suudi Arabistan ile rekabete girmek istediğini dahi sanmıyorum," diyen uzman, "Böyle bir tutum, böylesine önemli bir bölgesel müttefikle gereksiz yere köprüleri atmak anlamına gelir," değerlendirmesinde bulunuyor.

Lübnan’ın diğer inanç grupları, bilhassa da Şii toplumu hesaba katıldığında ise Türk nüfuzu çok daha dar bir alana sıkışıyor.

Dolayısıyla Dr. Nureddin, Ankara'nın doğrudan Lübnan içine sızarak bir nüfuz devşirmek yerine, asıl gücünü komşu Suriye üzerindeki ağırlığından alacağına inanıyor.

"Türkiye, Lübnan içinde dikkate değer bir güç elde etmek için gerekli olan iç siyasi zemin ve temellerden yoksun," diyen uzmana göre olası bir Türk etkisi, doğrudan değil ancak dolaylı yollardan sahaya yansıyacak.

Ankara, Lübnan siyasetinde söz sahibi olmak istiyorsa, bunu Lübnan'ın kendi iç aktörleri üzerinden değil, Suriye üzerindeki sarsılmaz etkisi üzerinden yapacaktır. Cumhurbaşkanı Aun’un bu ziyareti, baş döndürücü bir diplomatik hareketlilik döneminin tam da üstüne denk geliyor.

Aun'un ABD Başkanı Donald Trump ile kısa süre önce yaptığı görüşme, Başbakan Nevaf Selam’ın Ankara temasları ve Suriye’nin hem bölgesel hem de uluslararası aktörlerle kurduğu yoğun etkileşim trafiği; hızla kabuk değiştiren yeni bir jeopolitik ortama işaret ediyor.

Türkiye’nin Esed sonrası Suriye üzerinde kurduğu hâkimiyet büyümeye devam ederken, Ankara ile diyalog kanallarını açık tutmak Lübnan için artık hayati bir önem taşıyor.

Görüşmelerde ekonomik iş birliği, altyapı yatırımları, enerji ve güvenlik konularının vitrine çıkması beklense de Dr. Nureddin bu başlıkların, sahne arkasındaki çok daha geniş çaplı stratejik hesaplaşmaların yanında ikincil planda kaldığına inanıyor.

Ziyaret, doğrudan Washington temaslarının hemen sonrasında gerçekleşti. Buradaki temel gaye, merkeze bilhassa Lübnan'ı alarak bölgedeki tüm gelişmelere karşı Türk tarafının asıl tutumunu tartmaktır.


Çeviri: YDH