İsrailli uzman Gil Murciano, Suriye’deki askeri kazanımların “kalıcı güvenlik” sağlayabilmesi için Tel Aviv’in askeri gücün yanı sıra diplomatik girişimlere de yönelmesi gerektiğini savundu.
YDH- Jerusalem
Post’ta yayımlanan haberde, Suriye’deki HTŞ rejiminin Esed döneminden kalan
“99. Tesis”teki nükleer materyalin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA)
tarafından çıkarılmasına izin vermeye hazır olduğu belirtiliyor.
Haberde bu gelişme, İsrail’in Suriye politikasında askeri
yöntemlerin yanı sıra “diplomatik kanallara” da başvurması gerektiği yönündeki
İsrail merkezli tartışma üzerinden ele alınıyor.
Haberde, Axios’un ABD yönetiminin Suriye, İsrail ve UAEA
arasında, tesiste bulunan nükleer materyalin İsrail saldırısı olmadan
çıkarılmasını öngören diplomatik bir anlaşmaya aracılık ettiğini bildirdiği
aktarılıyor.
Esed döneminin el-Kibar nükleer programıyla bağlantılı
olduğu belirtilen materyalin henüz tesisten çıkarılmadığı ifade edilirken,
Axios’a göre, söz konusu malzeme nükleer silah üretmeye doğrudan elverişli
değil. Ancak materyalin, radyoaktif maddelerin konvansiyonel patlayıcılarla
birleştirilmesiyle oluşturulan “kirli bomba” yapımında kullanılabilecek unsurlar
içerdiği öne sürülüyor.
ABD’li bir yetkili, İsrail’in materyalin çıkarılmaması ya da
HTŞ rejiminin tesisteki malzemeye erişmeye çalıştığına dair bir işaret ortaya
çıkması halinde tesisi vurmakla tehdit ettiğini aktardı. Böylece Tel Aviv’in,
Suriye’deki söz konusu materyal sorununa da askeri müdahale seçeneği üzerinden
yaklaşmayı sürdürdüğü görülüyor.
İsrail’in askeri güce
dayalı yaklaşımına eleştiri
Jerusalem Post’a konuşan Mitvim Başkanı ve İsrail dış ve
güvenlik politikası uzmanı Gil Murciano, “99. Tesis” konusunda “diplomatik bir
çözüm” aranmasını, İsrail’in “güvenlik politikasının” yalnızca askeri araçlara
dayanmasının yetersizliğini gösteren bir örnek olarak değerlendiriyor.
Murciano, “İsrail’in askeri gücüne ve ABD’ye aşırı bağımlı
kaldığını” belirterek, Tel Aviv’in bölgesel gelişmelerde “daha aktif bir
diplomatik rol üstlenmesi” gerektiğini savunuyor.
İsrailli uzman, İsrail ile HTŞ rejimi arasında İran destekli
grupların ve özellikle Hizbullah’ın Suriye’ye yeniden yerleşmesinin önlenmesi
gibi bazı “ortak güvenlik başlıklarının” bulunduğunu ileri sürüyor. Bu nedenle
iki taraf arasındaki siyasi anlaşmazlıklara rağmen “belirli konularda temas
kurulabileceğini” düşünüyor.
Şam’ın “meşruiyet”
arayışı İsrail için fırsat olarak görülüyor
Murciano, diplomatik temas önerisinin HTŞ rejimine
güvenilmesi anlamına gelmediğini vurguluyor. Buna karşılık, tarafların “ortak
hedefleri ve birbirlerinden beklentileri” üzerinden sınırlı bir diplomatik
zemin oluşturulabileceğini öne sürüyor.
İsrailli uzmana göre, Colani açısından temel hedeflerden
biri uluslararası meşruiyet kazanmak. Bu nedenle HTŞ rejiminin nükleer
materyali UAEA’ya teslim etmeye yanaşması, rejimin uluslararası sistemle
ilişkilerini normalleştirme arayışının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Murciano ayrıca, Suriye’de nükleer ve kimyasal silahların
yayılmasının önlenmesi meselesinin, İsrail’in kendisiyle yakın ilişki içinde
olmayan ülkelerle dahi ortak hareket edebileceği bir alan oluşturabileceğini
savunuyor.
“İsrail’in askeri
kazanımları siyasi sonuca dönüşmüyor”
Haberdeki değerlendirmelerin önemli bir bölümü, İsrail’in
Suriye’deki askeri saldırılarının ardından “siyasi bir düzenleme
geliştirememesine” yönelik eleştirilerden oluşuyor.
Jerusalem Post, “Başan Oku Operasyonu” kapsamında İsrail
ordusunun Suriye’nin Esed döneminden kalan stratejik askeri kapasitesinin
yaklaşık yüzde 80’ini imha ettiğini aktarıyor. Ancak Murciano, “askeri
kazanımların uzun vadeli güvenlik sonuçlarına dönüştürülebilmesi için siyasi
bir adım atılması gerektiğini” savunuyor.
İsrailli uzman, İsrail’in Suriye topraklarındaki askeri
varlığının “tampon bölge” oluşturma gerekçesiyle sürdürülmesinin ters etki
yarattığını ve İsrail karşıtı tepkileri güçlendirdiğini vurguluyor. Ona göre,
bu politika, İsrail’in komşu Suriye ile “uzun vadeli ilişkilerine” de zarar
veriyor.
Bu yaklaşım, “İsrail’in askeri üstünlüğünün tek başına
kalıcı bir güvenlik düzeni oluşturmadığı” yönündeki eleştiriyi güçlendiriyor.
“İsrail siyasi
inisiyatif almıyor”
Murciano, İsrail hükümetinin Suriye’den çekilmeyi siyasi
nedenlerle tamamen dışlamasının Tel Aviv’i yeniden pasif bir konuma
sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor.
İsrailli uzman, “siyasi inisiyatif almak yerine mevcut
gelişmelere askeri araçlarla tepki verilmesinin İsrail’i başkalarının
şekillendirdiği bir gerçekliğe uyum sağlamak zorunda bırakacağını” savunuyor.
Murciano bu durumu Lübnan örneğiyle karşılaştırarak,
İsrail’in askeri müdahalelerinin siyasi bir çözümle desteklenmemesi halinde
benzer sonuçların Suriye’de de ortaya çıkabileceğini ileri sürüyor.
Washington da İsrail’in
yaklaşımından rahatsız
Haberde, İsrail’in bölgesel krizlere ağırlıklı olarak askeri
yöntemlerle yaklaşmasının ABD ile ilişkilerde de gerilim yarattığı
belirtiliyor.
Axios’un haziran ayında yayımladığı bir habere göre Trump,
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ABD’nin İran’la yürüttüğü görüşmeleri
tehlikeye atması nedeniyle Netanyahu’ya tepki göstermişti. Trump’ın
Netanyahu’ya “Herkes İsrail’den nefret ediyor” dediği aktarılmıştı.
Murciano da Netanyahu hükümetinin İran, Suriye ve Lübnan
politikalarında “şahin yaklaşımı” nedeniyle karar alma sürecinin kontrolünü
kaybettiğini ve siyasi düzeyde herhangi bir girişim sunamadığını öne sürüyor.
“Asıl sorun, askeri
üstünlüğün siyasi karşılığının olmaması”
“99. Tesis” konusunda İsrail saldırısı yerine “diplomatik
çözüm” aranması, “Tel Aviv’in güvenlik politikasındaki” daha geniş açmazı da
ortaya koyuyor.
İsrail, Suriye’de askeri kapasitenin önemli bölümünü etkisiz
hale getirirken, aynı zamanda Suriye topraklarındaki askeri işgalini
sürdürüyor. Ancak bu askeri yaklaşımın, İsrail’in istediği kalıcı siyasi ve
güvenlik düzenini üretip üretmediği tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Jerusalem Post’ta aktarılan Murciano’nun değerlendirmesine
göre, “İsrail’in önündeki temel mesele, daha fazla askeri güç kullanmak değil,
mevcut askeri kazanımları siyasi bir düzenlemeye dönüştürebilmek.”
Bu çerçevede “HTŞ rejiminin uluslararası meşruiyet arayışı,
nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve İran destekli grupların
Suriye’deki faaliyetlerinin sınırlandırılması gibi başlıklar, İsrail ile Suriye
arasında sınırlı da olsa diplomatik temas alanları oluşturabilir.”
Ancak Tel Aviv’in siyasi girişimlerden kaçınarak askeri
baskıyı temel araç olarak kullanmayı sürdürmesi halinde, “sahadaki askeri
üstünlüğünün bölgedeki siyasi dengeleri kalıcı biçimde kendi lehine değiştirmeye
yetmeyebileceği” görülüyor.