"Anlaşma, dışa bağımlılığı azaltacak bölgesel bir caydırıcılık inşa etme potansiyeli taşırken; siyasi gerilimlerin mezhepsel kalıplara dökülmesi halinde ciddi riskleri de beraberinde getiriyor."
Usame Hamdani
YDH - Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan "Mekke Ortak Savunma Anlaşması", Orta Doğu'daki güvenlik mimarisini yeniden şekillendirme potansiyeli taşırken, ABD'nin bölgedeki askeri ağırlığını azaltma ihtimalini gündeme getiriyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Usame Hamdani'nin değerlendirmesine göre ittifakın askeri, ekonomik ve nükleer gücü bir araya getiren yapısı bölgesel bir caydırıcılık fırsatı sunsa da, bu hamlenin mezhepsel bir çatışma zeminine çekilerek tarafları yıpratma tuzağına dönüştürülmesi riski mevcut.
Ortadoğu’da ivme kazanan gelişmeler, Güvenlik Mimarisi’nin geleceğine dair temel soruları beraberinde getiriyor. Özellikle Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan "Mekke Ortak Savunma Anlaşması", bu dinamiklerin merkezinde yer alıyor.
Söz konusu adım, İslam dünyasının üç ana ekseni arasında sıradan bir savunma mutabakatı olmanın ötesine geçerek daha derin bir stratejik okumaya kapı aralıyor: Bu anlaşma, ABD’nin güvenlik şemsiyesine gerçek bir alternatif mi sunuyor; yoksa kartların yeniden dağıtıldığı ve bölgesel yıpratma süreçlerinin tetiklendiği yeni bir dönemin habercisi mi?
Amerikan askeri üsleri, öteden beri bölgedeki caydırıcılık sisteminin ana omurgasını oluşturdu.
Ne var ki son dönemde yaşanan kırılmalar, bu koruma zırhının sınırlarını ve işlevselliğini tartışmaya açtı. Washington’ın etkinliğindeki görece gerileme ve İran’ın nüfuzunu dizginleme çabalarının tam anlamıyla sonuca ulaşamaması, ABD’nin geleceğe dönük stratejisine dair soru işaretlerini artırıyor.
Bu çerçevede birtakım analistler, Washington’ın "taktiksel bir geri çekilme" veya doğrudan üstlendiği yükümlülükleri azaltma yoluna gidebileceğini değerlendiriyor. Bu durum, stratejik çıkarlardan vazgeçildiği anlamına gelmiyor.
Aksine amaç; doğrudan çatışmanın getirdiği maliyeti ve yükü bölgesel aktörlerin sırtına yüklemek.
Böylelikle bir yandan İsrail üzerindeki baskı hafifletilip Amerikan vizyonu uzaktan güvenceye alınırken, diğer yandan bölgesel güçlerin kendi iç çekişmelerinde yıpranmasına göz yumuluyor.
Anlaşmanın adı ve temsil ettiği üçlü yapı (finansal ve dini ağırlığıyla Suudi Arabistan, NATO’nun askeri gücü Türkiye ve nükleer kapasitesiyle Pakistan) ittifakın mezhepsel niteliğine dair soruları doğuruyor.
Kimi gözlemciler, bu oluşuma "Sünni" bir kimlik atfedilmesinin, tarafları özellikle İran ve Yemen dosyalarında mezhep eksenli çatışmaların içine çekmek amacıyla kullanılabileceğini savunuyor.
İran’a dönük olası bir tırmanmanın mezhepsel bir hesaplaşma olarak kurgulanması, İslam dünyasındaki ayrışmayı derinleştirmek isteyen küresel aktörlerin emellerine hizmet edebilir.
Stratejik rekabetin uzun soluklu bir mezhep savaşına dönüşmesi, tüm tarafları zayıflatarak bölgeyi nihayetinde yeni askeri veya ekonomik müdahalelere açık hale getirme riski barındırıyor.
Bu senaryonun taşıdığı tehlikelere rağmen küresel siyasetin gerçekleri; Riyad, Ankara ve İslamabad’ın dogmatik bir çatışmaya girmelerini engelleyecek kadar rasyonel ve milli çıkarlara dayalı bir hat izlediğini gösteriyor:
1. Suudi Arabistan, devasa kalkınma hamlelerini ve ekonomik hedeflerini güvenceye alırken, ABD’ye olan bağımlılığını azaltıp güvenlik seçeneklerini çeşitlendirmeyi amaçlıyor.
2. Türkiye, savunma sanayisini ve teknolojisini ihraç etmeyi, komşularıyla kurduğu pragmatik bağları koruyarak bölgesel denklemdeki vazgeçilmez konumunu pekiştirmeyi hedefliyor.
3. Pakistan ise bölgesel dengeleri hassasiyetle gözeterek stratejik derinlik, ekonomik kazanım ve geleneksel müttefiklerinin desteğini arıyor.
Üç ülkenin resmi açıklamaları anlaşmanın tamamen savunma amaçlı olduğunu, herhangi bir devleti hedef almadığını ve mezhepsel bir blok oluşturma niyeti taşımadığını vurguluyor.
Ancak asıl sınav, bu devletlerin ittifakı vekalet savaşlarının bir unsuru haline getirmeden, bağımsız politikalar yürütebilme kapasitesinde yatıyor.
Sonuç olarak bölge, kritik bir dönüm noktasında duruyor. "Mekke Ortak Savunma Anlaşması", dışa bağımlılığı azaltacak bölgesel bir caydırıcılık inşa etme potansiyeli taşırken; siyasi gerilimlerin mezhepsel kalıplara dökülmesi halinde ciddi riskleri de beraberinde getiriyor.
Bu hamlenin geleceğini, üç ülke yönetiminin karmaşık stratejik denklemleri okuma yeteneği ile milli güvenliği korumakla karşılıklı bir yıpranma tuzağına düşmek arasındaki ince çizgiyi ne kadar koruyabileceği belirleyecek.
Çeviri: YDH