Beyrut’tan Washington’a: Belgeler Sehnavi şebekesi ve İsrail hakkında neler söylüyor?

img
Beyrut’tan Washington’a: Belgeler Sehnavi şebekesi ve İsrail hakkında neler söylüyor? YDH

"Sehnavi, İsrail yanlısı tutumlar benimsemekle yetinmiyor; bu tutumları İsrail’in Arap ve Lübnan siyasi ve sosyal çevrelerindeki varlığını fiilen genişletmeye yarayan ilişkilere, girişimlere, platformlara ve temaslara dönüştürme gücünü sergiliyor."




Muhammed Hasan Suveydan

YDH - Lübnanlı banker Anton Sehnavi'nin Washington’da İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile aynı masada yer alması, temelleri 1983 işgali sonrasında babası Nebil Sehnavi'nin İsrail makamlarıyla kurduğu temaslara dayanan kırk yıllık bir nüfuz hattını yeniden gün yüzüne çıkardı. Geçmişte Beyrut’taki gayrimenkul arayışları ve elit buluşmaları üzerinden yürütülen bu ilişki, günümüzde Anton Sehnavi eliyle Washington'daki yaptırım bürokratları, düşünce kuruluşları, kültürel projeler ve lobi ağlarıyla kurumsal bir boyuta taşındı. Gazeteci Muhammed Hasan Suveydan'ın aktardığına göre eski Hazine yetkilisi Daniel Glaser ve eski diplomat Morgan Ortagus gibi kilit isimlerle ortak hareket eden Sehnavi, finansal ve kültürel gücünü İsrail’in Lübnan ve bölgeye yönelik stratejik hedeflerine zemin hazırlayan bir arabuluculuk mekanizmasına dönüştürdü.

Banker Anton Sehnavi’nin Temmuz 2026’da Washington’da İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile aynı masada otururken çekilen fotoğrafı ortaya çıktığında, bu kare Lübnan kamuoyunda beklenmedik bir gelişme izlenimi yarattı.

Oysa arşivlere dönüp bakıldığında, fotoğrafın taşıdığı anlamın yalnızca Washington’da yaşananlarla sınırlı kalmadığı; kırk yılı aşkın bir geçmişe uzanan ve aynı aileden bir başka isimle, Anton’un babası Nebil Sehnavi ile başlayan çok daha eski bir süreci yeniden araladığı görülüyor.

1983 yılında, İsrail’in Lübnan işgalinin sonuçlarını kalıcı siyasi ve diplomatik düzenlemelere dönüştürme arayışının doruk noktasında olduğu günlerde, Nebil Sehnavi’nin adı İsrail Dışişleri Bakanlığına ait yazışmalarda yer alıyordu.

Aradan geçen kırk yılı aşkın sürenin ardından bu kez oğlu, araçları ve merkezleri bütünüyle farklılaşmış olsa da aynı amaca hizmet eden bir şebekenin içinde boy gösteriyor.

Belgelerin Nebil Sehnavi hakkında ortaya koyduğu bilgilerin ağırlığını kavramak için, öncelikle 1982 işgalinin ardından Lübnan’daki İsrail bağlamına dönmek gerekiyor.

Zira İsrail o dönemde yalnızca Filistin Kurtuluş Örgütünü ülkeden çıkarmayı ve kuzey sınırlarına yönelik askeri tehdidi uzaklaştırmayı amaçlamıyordu; aynı zamanda askeri işgalden daha kalıcı güvenlik ve siyaset düzenlemelerine geçebilmesini sağlayacak farklı bir Lübnan siyasi gerçekliği üretmeye çalışıyordu.

17 Mayıs 1983 Anlaşması, bu niyetin en somut ifadesiydi. Anlaşma, taraflar arasında ortak bir irtibat komisyonu da dahil olmak üzere resmi temas mekanizmaları kurmuş, karşılıklı irtibat büroları açılmasının önünü açmıştı.

İsrail devlet arşivlerine dayanan İbranice araştırmalar da söz konusu anlaşmanın, İsrail’in savaş sonrası Lübnan ile ilişkilerinin geleceğine dair vizyonunun merkezinde yer aldığını gösteriyor.

Ne var ki siyasi bir ilişki inşa etmek yalnızca hükümetler eliyle mümkün olmuyordu.

Siyasi ve taife açısından bölünmüş bir ülkede İsrail’in; resmi askeri kanalların dışına çıkabilen bankacılara, avukatlara, iş insanlarına, sosyal ve siyasi figürlere de ulaşması gerekiyordu.

İşte Nebil Sehnavi ismi, tam da bu bağlamda, Temmuz 1983 tarihli iki İsrail belgesinde karşımıza çıkıyor.

Sehnavi’nin Evi: Sıradan Bir Akşam Yemeğini Aşan Buluşma

İlk not 8 Temmuz 1983 tarihini taşıyor ve İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Direktörünün 6-7 Temmuz günlerinde Beyrut’a gerçekleştirdiği ziyareti belgeliyor.

Program kapsamında Nebil Sehnavi’nin evinde bir akşam resepsiyonu düzenlendiği; geceye İsrailli temsilcilerin yanı sıra bankacılar, ekonomistler, avukatlar ve önde gelen Hristiyan ailelere mensup yaklaşık kırk kişinin katıldığı kaydediliyor.

Buluşmaya asıl ağırlığını veren husus ise belgenin temasın niteliğine dair söyledikleridir. İsrail notuna göre davetlilerden bazıları, İsrailli yetkililerle Beyrut’ta ilk kez bir araya geldiklerini belirterek bu temasların sürmesi ve derinleşmesi yönündeki arzularını dile getirdi.

İsrailli yetkilinin konuklara yaptığı bilgilendirmenin ardından soru-cevap ve tartışma bölümüne geçilmesi, toplantıyı gelip geçici kişisel bir buluşma olmaktan çıkarıp siyasi ve sosyal bir temas zeminine dönüştürdü.

Belgelerdeki kısmi davetli listesinde, finans, iş ve hukuk çevrelerinden isimlerin yanında Nebil ve Mauris Sehnavi’nin adları da yer alıyor.

Dolayısıyla Sehnavi’nin evi o gece, İsrail Dışişleri yetkililerinin -yine belgenin ifadesiyle- daha önce Beyrut’ta kendileriyle doğrudan teması bulunmayan kesimler de dahil olmak üzere Lübnan elitlerinin bir bölümüne erişmesini sağlayan bir platform işlevi gördü.

Kuşkusuz Sehnavi’nin bu adımı o dönem için münferit değildi; nitekim resmi ve gayriresmi pek çok Lübnanlı figür, o günlerde İsrail’in Lübnan’daki hedeflerine hizmet etmek için birbiriyle yarışıyordu.

Bu olay, dönemin İsrail projesi çerçevesine oturtulduğunda büyük bir anlam kazanıyor. Tel Aviv’in savaşın sonuçlarını askeri varlığın ötesine geçen bir ilişkiye dönüştürmeye çalıştığı bir evrede, bu tür buluşmalar yetkililere Lübnan içinde sivil bir temas şebekesi kurma imkânı sunuyordu.

Bu da söz konusu elitleri bir araya getirebilen bir aktörün rolüne, salt bir ev sahipliğinin çok ötesinde siyasi bir değer yüklüyordu.

Kapıları Açmaktan Temsilcilik Binası Aramaya

Bu buluşmadan yaklaşık on gün sonra, 18 Temmuz 1983 tarihli ve İsrail Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı David Kimche imzasını taşıyan çok daha hassas bir notta Nebil Sehnavi’nin adı yeniden beliriyor.

Konu bu kez, belgede "temsilciliğimiz" olarak nitelenen merkez için İsraillilerin aradığı gayrimenkullerin incelenmesine Sehnavi’nin sunduğu katkıydı.

Nota göre Sehnavi, üzerinde çalışılan iki binayı inceleyen İsrailli yetkililere eşlik etti; heyet her iki yapıyı da uygun bulurken grup binalardan birinin sahibiyle bir araya geldi. Böylece belge, Sehnavi’nin İsrail’in Lübnan içinde kalıcı ve resmi bir varlık edinmesi amacıyla yer arayışına doğrudan katıldığını kanıtlıyor.

Bu durum, aynı dönemde resmi Amerikan istihbaratının İsrail’in Güney Lübnan’da uzun vadeli bir varlığa yöneldiği yönündeki değerlendirmeleriyle de örtüşüyordu. Süresi belirsiz bir kalışın sonuçlarını ele alan resmi bir Amerikan istihbarat notunda, İsrail’in "birliklerini güneyde ucu açık bir süre boyunca tutma kararlılığında" göründüğü tahminine yer veriliyordu.

1983 sonlarında, aylarca süren yeni yer arayışının ardından, 1982 işgalinden bu yana Lübnan’da faaliyet gösteren İsrail misyonu -daha önce Baabda ve Yarze arasında gidip geldikten sonra- Beyrut’un kuzeyindeki Dbaye’de bulunan yeni merkezine taşındı.

İsrail kaynakları, Dbaye’deki karargâhın bir ofis binasında yer aldığını ve buradaki personelin güvenliğini bir Lübnan Ordusu birliğinin üstlendiğini aktarıyor.

Ofisin Temmuz 1984’te kapatılması sırasında yayımlanan raporlar, Lübnan askerlerinin koruduğu merkezde Lübnanlı yetkililerin yanı sıra yaklaşık otuz İsrailli diplomat, askeri ve ticari ataşenin çalıştığını bildiriyordu.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı o dönemde bu merkezi, Lübnan ve İsrail hükümetleri arasında pratik sorunları çözmeye yarayan bir irtibat mekanizması olarak nitelendirmiş; yapının en belirgin işlevleri arasında Güney Lübnan’a geçiş izinlerinin düzenlenmesi ile insan ve mal hareketliliğine ilişkin işlemlerin kolaylaştırılması yer almıştı.

Babasının İzinde Anton: Beyrut’tan Washington Şebekelerine

Otuz yılı aşkın bir sürenin ardından manzara tamamen değişti. İsrail artık Beyrut’ta aleni bir irtibat ofisi aramıyor; nüfuzun temel araçları askeri varlığın gölgesinde açılan diplomatik karargâhlara dayanmıyor.

Zira değişen şartlar ve İsrail’in hedeflerine boyun eğmeyi reddeden etkin siyasi hareketlerin ortaya çıkışı, bunu zaten imkânsız kıldı.

Bu nedenle yeni evrede Washington; siyasi, mali, kültürel ve medya kurumlarıyla ilişki kurma ve etki oluşturma alanlarının en önemlilerinden birine dönüştü. İsrail’in Lübnan’daki hedeflerine ulaşma arayışı da artık Amerikan rolü üzerinden yürütülüyor.

Burada Anton Sehnavi, biçimsel olarak farklı görünse de temelde yine nüfuzlu kurumlara ve figürlere erişime dayanan bir şebekenin içinde beliriyor.

Bu şebekeyi kavramanın kapısını aralayan en dikkat çekici isimlerin başında ise hükümetten ayrıldıktan sonra Lübnan’ın önde gelen bankalarından birinin karar vericisine danışmanlık yapmaya başlayan eski ABD Hazine Bakanlığı yetkilisi Daniel Glaser geliyor.

Eylül 2017’de SGBL (Société Générale de Banque au Liban), Glaser’ın Yönetim Kurulu Başkanı Anton Sehnavi’ye kıdemli danışman olarak atandığını duyurdu. ABD Hazine Bakanlığında yirmi yılı aşkın süre görev yapan Glaser, terörizmin finansmanı ve mali suçlarla mücadele alanında üst düzey bir makamda bulunmuştu.

2016’da Kongre önünde verdiği ifadede, Hizbullah’ı mali açıdan tecrit etmek ve uluslararası bankacılık sistemini kullanma kabiliyetini daraltmak amacıyla Hazine Bakanlığının Lübnanlı yetkililer ve bankalarla yürüttüğü iş birliğinden doğrudan söz etmişti.

Glaser aynı zamanda, 2011 yılında Hazine Bakanlığı tarafından "öncelikli kara para aklama endişesi" olarak nitelenen Lübnan Kanada Bankası (LCB) dosyasını yöneten Amerikan bürokrasisinin bir parçasıydı.

Bakanlık, bankanın çevresindeki mali ağları kara para aklama faaliyetleri ve Hizbullah ile ilişkilendirmiş; ardından tasfiye edilen bankanın SGBL bünyesine katılması sürecini bizzat denetlemişti.

Lübnan Merkez Bankası, ABD yargı uzlaşma belgelerine göre yaklaşık 580 milyon dolar değerindeki bir anlaşmayla Lübnan Kanada Bankasının varlıklarının büyük kısmının SGBL’ye devredilmesini onaylamıştı.

Bu veriler Sehnavi ve Glaser ikilisini, İsrail’in çıkarlarına hizmet eden siyasi ve mali bir bağlamın içine yerleştiriyor.

Zira Sehnavi’ye danışman olan bu uzman, Hizbullah’a karşı mali araçların yönetiminde rol alan önde gelen Amerikalı yetkililerden biriydi; bu dosya ise aynı zamanda İsrail açısından daimi bir güvenlik ve strateji önceliği teşkil ediyordu.

Kurumsal Bir Şebekeye Evrilen İlişki

Sehnavi ile Glaser arasındaki bağ zamanla daha sürekli ve kurumsal bir nitelik kazandı. İlk aşamada Lübnan bankacılık sektörü ve Sehnavi ile ilişkili bir bağlamda öne çıkan Glaser, kurumun resmi kayıtlarına göre daha sonra Finansal Dürüstlük Enstitüsü (Financial Integrity Institute) Yönetim Kurulu Üyesi oldu.

Gayriresmi bilgiler, Anton Sehnavi ile enstitü arasında bir iş birliği bulunduğuna işaret ediyor. Bu durum, iki tarafın bugün mali politikalar, yaptırımlar ve yasa dışı finansmanla mücadeleye doğrudan odaklanan tek bir kurumsal çatı altında birlikte hareket ettiğini gösteriyor.

Söz konusu ilişkinin taşıdığı ağırlık, Glaser’ın kendi uzmanlık alanından ve başında bulunduğu enstitünün niteliğinden kaynaklanıyor. Glaser, mali yaptırım araçları, terörizmin finansmanı ve mali suçlarla mücadele konusunda uzmanlaşmış Amerikalı figürler arasında yer alırken; enstitü ise uyum, yaptırımlar ve mali şeffaflık konularında çalışıyor, bu kuralların uygulanması için kurumlara ve bankalara eğitimler veriyor.

Dolayısıyla Sehnavi’nin enstitü ile kurduğu iş birliği, onu Amerikan mali politikasının araçlarını geliştiren veya uygulayan eski yetkililer ve uzmanlardan oluşan Washington merkezli profesyonel bir şebekenin içine yerleştiriyor.

Bu araçlar ise doğal olarak İsrail’e hasım olan tüm aktörler üzerinde baskı kurmayı hedefliyor.

Bu bağ, son yıllarda Amerikan yaptırımlarının Lübnan bankacılık sektörünün işleyişinde ve direniş ile bağlantılı yapılarla ilişkisinde doğrudan belirleyici bir unsura dönüştüğü Lübnan penceresinden bakıldığında daha da önem kazanıyor.

Nitekim Lübnan bankaları politikalarını ve işleyişlerini Amerikan mevzuatı ve yaptırımlarıyla uyumlu hale getirmek zorunda kalmış, Lübnan Merkez Bankası da bu yaptırımların kapsamındaki kişi ve kuruluşlarla ilişkileri düzenleyen genelgeler yayımlamıştı.

Kültürün Siyasi Bir Araca Dönüşmesi

2025 yılında Sehnavi ile Glaser arasındaki ilişki, ilk bakışta bankacılık ve yaptırımlardan uzak görünen bir alana, kültürel dosyalara taşındı.

İkili, Washington’daki Kennedy Center’da siyasi siyonizmin kurucusu Theodor Herzl’in hayatını konu alan "Theodor" adlı gösteriyle açılışı yapılan "Amerikan-İsrail Opera Girişimi"ni birlikte kurdu.

Burada, Sehnavi’nin danışmanı Hagar Chemali’nin projenin amaçlarını açıklama biçimine dikkat çekmek gerekiyor.

Chemali, Washington Jewish Week dergisine verdiği demeçte Sehnavi’nin sinema, tiyatro ve operanın uluslararası ilişkileri geliştirmek ve jeopolitik mesajlar aktarmak için kullanılabileceğine inandığını belirterek bu girişime verdiği desteğin hedefleri arasında İsrail’i ve ABD-İsrail ilişkilerini güçlendirmek ile İsrailli sanatçılara uluslararası bir platform sunmanın yer aldığını söyledi.

Chemali ayrıca İsrail’e ve siyonizme desteğin Sehnavi ailesinde nesiller boyu süregelen bir kültürün parçası olduğunu, Anton’un da İsrail’in varlığını Lübnan’ın ve bölgenin geleceğine bağladığını ifade etti.

Bu tanımlamayla girişim, geleneksel kültürel hamilik çerçevesinden çıkarak açıkça bir yumuşak güç alanına giriyor.

Zira söz konusu siyasi hedef Sehnavi’ye bir hasmı ya da eleştirmeni tarafından atfedilmedi; aksine kendi yakın çevresinde çalışan ve bu kültürel faaliyeti İsrail’in imajını ve uluslararası ilişkilerini güçlendirmenin bir vasıtası olarak sunan bir isim tarafından dile getirildi.

Kültürel faaliyetlerin yanı sıra yapılan incelemeler, Sehnavi’nin İsrail’in hedeflerine hizmet eden önde gelen Amerikan kurumlarına mali bağışlarda bulunduğunu da gösteriyor.

Bu noktada Amerika Birleşik Devletleri Holokost Anma Müzesi öne çıkıyor. Sehnavi, Nisan 2026’da kendisinin ve eski ABD Lübnan Temsilcisi ile ABD Deniz Kuvvetleri İstihbarat Subayı Morgan Ortagus’un adlarının yer aldığı bir plakanın müzenin bağışçılar duvarında açıldığını duyurdu.

Müzenin resmi internet sitesinde yer alan bağış kuralları, bu duvardaki plakaların 50 bin dolar ve üzeri bağışlara ayrıldığını teyit ediyor; bu da Anton’un adının en az bu tutarda bir mali katkı karşılığında duvara işlendiğini gösteriyor. İsrail basını da bu adımla Anton’un müzenin bağışçılar duvarına adı yazılan ilk Lübnanlı olduğunu aktardı.

Böylece Sehnavi’nin kaynakları; İsrail, ABD-İsrail ilişkileri ve Washington’daki Yahudi siyasi hafızasıyla bağlantılı Amerikan kurumları ve etkinliklerinden oluşan daha geniş bir şebekenin parçası haline geliyor.

Netanyahu Yemeği Öncesi: Şekillenen Siyasi Alan

Bu şebekenin en hassas halkalarından birini, Sehnavi’nin Ortagus ile kurduğu ilişki oluşturuyor. Ortagus’un adı, Ortadoğu Özel Temsilci Yardımcısı olarak Lübnan dosyasında doğrudan rol üstlenmesi, Lübnan ve İsrail’e ilişkin temas ve süreçlerde yer almasıyla Lübnan’da öne çıkmıştı.

Dolayısıyla Ortagus ile Sehnavi arasındaki münasebet, aralarında kişisel bir bağ kurulmadan önce, İsrail yanlısı tutumlara sahip Lübnanlı bir iş insanı ile Lübnan-İsrail ilişkilerini doğrudan ilgilendiren bir dosyada resmi rol üstlenmiş Amerikalı bir yetkili arasındaki mutabakat zemininde yükseldi.

Sehnavi ve Ortagus birlikteliği yalnızca kişisel bir çerçevede de kalmadı. Temmuz 2026’da, Netanyahu yemeğinden hemen önce ikili, araştırmacı Hüseyin Abdülhüseyin’in The Arab Case for Israel (Arapların İsrail Savunusu) adlı kitabıyla bağlantılı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı.

Ortagus’un internet sitesinde yayımlanan metne göre etkinlik diplomatları, politika yapıcıları, gazetecileri, iş insanlarını, Lübnan, İsrail ve Amerikan cemaatlerinden isimleri bir araya getirdi; tartışmalar barış ve Arap-İsrail ilişkileri ekseninde yürüdü. Kitabın kendisi ise İsrail ile koşulsuz bir Arap barışının Arap devletlerinin stratejik çıkarına olduğunu savunan açık bir tez ileri sürüyor.

Söz konusu etkinlik, birbiri ardına gelişen faaliyetler ve ilişkiler zincirine yerleştirildiğinde gerçek ağırlığını kazanıyor. Etkinliğin öncesinde siyasi hedefleri alenen ilan edilmiş bir Amerikan-İsrail kültürel girişimine sağlanan finansman vardı; ardından diplomatları ve nüfuzlu isimleri Arap dünyasının İsrail ile ilişkilerinin niteliğini yeniden değerlendirmeye çağıran bir söylem etrafında toplayan fikri ve siyasi bir platform belirdi.

Bunun hemen sonrasında ise İsrail Başbakanı’nın katıldığı akşam yemeği gelerek bu sürecin yeni bir halkasını oluşturdu.

Bu silsile; siyasetin, paranın, kültürün, medyanın ve kişisel ilişkilerin kesiştiği, Arap-İsrail ilişkilerinin geleceğinin, normalleşmenin ve bu ilişkilerin yeniden şekillendirilmesinin alenen tartışıldığı bir temas alanları şebekesinin varlığını ortaya koyuyor.

Netanyahu’nun Masası: Erişimin Kendisi Bir Nüfuz Kaynağı Olduğunda

Geçtiğimiz 27 Temmuz’da Anton Sehnavi, Washington’da Benyamin Netanyahu’nun da katıldığı bir masada görüldü.

Reuters haber ajansı, İsrailli bir yetkiliye ve organizasyona yakın bir kaynağa dayandırdığı haberinde, Sehnavi ve Ortagus’un yemeğin düzenlenmesinde pay sahibi olduğunu aktardı.

Siyaset dünyasında bir etkinliğe davet edilmek ile nüfuzlu şahsiyetleri tek bir çatı altında bir araya getirme kabiliyetine sahip olmak arasında belirgin bir fark vardır. Hükümet dışı bir aktörün yetkilileri, siyasetçileri, iş insanlarını ve karar vericileri aynı zeminde buluşturabilme yetisi, bizatihi bir nüfuz biçimi teşkil eder.

Dolayısıyla İsrail Başbakanı’na doğrudan erişim sağlayabilmesi ve yemekte üstlendiği organizasyonel rol, Anton’u siyasi bir etkinlikte tesadüfen boy gösteren sıradan bir iş insanından bütünüyle farklı bir konuma yerleştiriyor.

Nebil’den Anton’a: Araçlar Değişiyor, Erişim İşlevi Baki Kalıyor

Tüm bu olgular kronolojik bir sıraya dizildiğinde daha bütünlüklü bir tablo ortaya çıkıyor.

1983 yılında Nebil Sehnavi, İsrailli yetkililere Lübnanlı bankacılar, avukatlar, ekonomistler ve seçkin şahsiyetlerle buluşma zemini sağlarken ve ardından Lübnan içindeki temsilcilikleri için yer arayan İsrailli yetkililere eşlik ederken İsrail belgelerine yansıyor.

Otuz yılı aşkın bir süre sonra Anton Sehnavi, bütünüyle farklı bir çevrede sahneye çıkıyor.

Yaptırım mekanizmasında ve terörün finansmanı alanında rol oynamış eski bir Amerikalı yetkiliyle uzun soluklu bir ilişki kuruyor, onunla birlikte mali şeffaflık alanında çalışan bir enstitüye dahil oluyor; ardından danışmanının ifadesiyle açık hedefi İsrail’i ve ABD-İsrail ilişkilerini desteklemek olan Amerikan-İsrail ortaklı bir kültür projesi başlatıyor.

Bunun yanı sıra Amerikan Holokost Müzesi’ne yapılan en az 50 bin dolarlık belgeli mali bağış, Lübnan dosyasını yöneten Amerikalı bir kadın yetkiliyle kurulan yakın bağ, İsrail ile koşulsuz Arap barışını savunan bir tez etrafında fikri bir etkinliğe ev sahipliği yapılması ve nihayetinde Netanyahu’nun katıldığı bir yemeğin organizasyonunda yer alınması bu tabloyu tamamlıyor.

Buradan hareketle, iki kuşak boyunca Sehnavi ailesinin, İsrail ile ya da İsrail yanlısı siyasi söylemle bağlantılı yetkililere, figürlere ve kurumlara erişim sağlama ve aracılık etme işlevini mükerrer biçimde üstlendiği söylenebilir.

İki dönem arasındaki temel fark araçlarda yatıyor. 1980’lerde Nebil Sehnavi için bu araçlar ev, Lübnanlı elitler ve İsrail’in temsilciliği için aranan gayrimenkulden ibaretti.

Anton içinse araçlar artık para, Washington, finans kuruluşları, kültür, diplomatik ilişkiler, medya ve karar vericileri bir araya getiren zeminlere dönüştü. Oğlu bu noktada babasını geride bırakarak daha etkili bir ilişkiler ağı kurdu ve bunu bütünüyle İsrail’in hizmetine sundu.

Tüm bu verilerin ışığında Anton Sehnavi, yalnızca geniş ilişkilere sahip bir iş insanı olarak değil; bir yanda para, siyaset, medya ve kültür, diğer yanda Amerikan ve İsrail çevreleri arasında işleyen etkin bir irtibat halkası olarak beliriyor.

Bu tablonun yansıttığı asli işlevi; kanallar açmak, insanları buluşturmak, zeminleri finanse etmek, Lübnanlı ve Arap figürleri Washington ve Tel Aviv’deki nüfuz çevrelerine bağlamaktır.

Başka bir deyişle Sehnavi, İsrail yanlısı tutumlar benimsemekle yetinmiyor; bu tutumları İsrail’in Arap ve Lübnan siyasi ve sosyal çevrelerindeki varlığını fiilen genişletmeye yarayan ilişkilere, girişimlere, platformlara ve temaslara dönüştürme gücünü sergiliyor.

Böylece köprüler kuran, erişimi kolaylaştıran, İsrail’in farklı alanlardaki hedeflerine ulaşmasına imkân tanıyan siyasi ve sosyal iklimi hazırlayan bir nüfuz aracısı kimliği kazanıyor.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel