Son Dakika
İnşa

Musa Sadr: Asla boyun eğmeyen imam

01 Eylül 2026 11:57 Bu sayfayı yazdır

"İsrail mutlak kötülüktür ilkesi, savunma, direnme ve bu şerre karşı koyma mükellefiyetinden kaçmak; gaspçı, saldırgan ve tehditkâr işgalcinin dayatmalarına teslim olmak için ahmakların başvurduğu bütün yolları kesip atar."

Musa Sadr: Asla boyun eğmeyen imam
Musa Sadr: Asla boyun eğmeyen imam YDH
Yazı boyutu
100%
4 dk okuma
YDH - Hizbullah'ın Lübnan meclisindeki grubu Direnişe Vefa Bloku Başkanı Muhammed Raad, el-Ahbar gazetesinde kaleme aldığı köşe yazısında, kaçırılışının yıl dönümünde İmam Musa Sadr'ın direniş mirasını ve "İsrail mutlak kötülüktür" ilkesini merkeze alarak bu duruşun bugün de tavizsiz bir şekilde sürdüğünü vurguluyor. Raad, her türlü siyasi ve askeri zorluğa rağmen direniş çizgisinden geri adım atılmayacağını, halkın ve müttefiklerin desteğiyle işgale karşı mücadelenin devam edeceğini belirtiyor.

İşte 31 Ağustos 2026 günündeyiz; sen ki onurlu insanların vicdanında, dürüst zihinlerde ve vefakâr yüreklerde daima diri kalan, yol gösterici bir imamsın.

Tebessümün öyle bir aydınlık ve ünsiyet yayıyor ki senin deyiminle kurtlarla dolu bir dünyada; yalancıların, azgınların ve firavunlaşmış zihniyetlerin siyaseti tahakküm altına aldığı, ahdini ve emanetini unutan atanmış vekillerin kol gezdiği, parçalanmış Arap coğrafyamızın bağrında ise genişleme ve saldırganlık fırsatı buldukça uluslararası hukuku ve insan haklarını hiçe sayan ırkçı, vahşi bir işgalcinin tehditler savurduğu bu çağda, inanan ve seven samimi gönüller seninle hayat buluyor.

Saygıdeğer İmam:

Tarihini, varoluş felsefeni ve çağrını üç temel ilke özetler: adil bir basiret, cesur bir duruş ve tertemiz bir amel. İnsanlığın ve halkların ne bir vatanı, ne bir geleceği, ne de bir dirliği olabilir bu temeller olmadan; kaldı ki bu ilkeler, hür insanların imamı ve şehitlerin efendisi Ebu Abdullah Hüseyin’in (a.s.) sinesinden süzülüp gelmiştir.

Sarığın, insanlığın ve sevgin; Lübnan bir devlete kavuşana, mezhepler tek bir potada eriyene, göklerinde özgürlüğün, ulusal diyalog ve uzlaşının, mezhep ayrımcılığı ile zulmü reddedişin ve işgale karşı direnişi sahiplenmenin bayrağı dalgalanana dek bereketiyle yağan o kutlu buluttu.

Kendi toprağında hor görülenlerin de toprağından edilenlerin de ardına düştüğü o gür nidan -"İsrail mutlak kötülüktür; onunla tırnaklarınızla, dişlerinizle savaşın" sözün- meydanların en sarsıcı gerçeği olmaya devam ediyor ve anlamı hiçbir yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır: Şerre ne rıza gösterilir ne de onunla uzlaşılır; ona karşı ancak dur durak bilmeyen, teslimiyeti ve boyun eğmeyi reddeden kesintisiz bir direniş yürütülür.

Silahın yetersizliği, ne tavizkârların ne de korkakların arkasına sığınabileceği geçerli bir mazerettir.

Arkasında sarsılmaz bir direnme iradesi oldukça dişler ve tırnaklar en etkili silaha dönüşür; bu kararlılığı ne oradaki basiretsiz bir müzakere oyunu ne de Lübnan’a yönelik saldırganlığı besleyen sahte dostlara bağlanan körü körüne umutlar kırabilir.

"İsrail mutlak kötülüktür" ilkesi, savunma, direnme ve bu şerre karşı koyma mükellefiyetinden kaçmak; gaspçı, saldırgan ve tehditkâr işgalcinin dayatmalarına teslim olmak için ahmakların başvurduğu bütün yolları kesip atar.

Bu ilkeye bağlılık, tüm evlatlarının nihai yurdu olan, mezhepsel çeşitliliğiyle zenginleşen ancak yöneticilerinin taifecilik illetine teslim olduğu Lübnan’a vatan olma anlamını yeniden kazandırır.

Düşman ve yandaşları bu sözün gerçek manasını kavradıkları için sana tuzak kurup seni zorla yok etmeye kalkıştılar; nitekim Lübnan’da, İran’da, Filistin’de, Yemen’de, Irak’ta ve mazlumlar dünyasında bu yolu izleyen herkesi hedef aldılar, almaya da devam edecekler.

Ne var ki bu coğrafya asla bıkmayacak, asla yorulmayacak; hak sahipleri haklarını geri alana, yurtlarında emniyete kavuşana ve mabetlerinden, topraklarından o yağmacı müstevlileri söküp atana dek direnişi sürdürecektir.

Ey ülkemizden yükselip bütün diyarlardaki zalimlerin yüzüne çarpan hakikatin sesi: Emin ol ki bugün tüm mazlumların ve direnişçilerin kalbinde her zamankinden daha dirisin; evlatların, hakkı üstün kılmak, adaleti tesis etmek ve vatanı tüm unsurlarıyla korumak adına çizdiğin yol haritasını çok daha iyi anlıyor ve bununla gurur duyuyor.

Bizler senin evlatların; en yüce şehit Seyyid Hasan Nasrullah’ın ve Meclis Başkanı Sayın Nebih Berri’nin kardeşleri olarak Hizbullah ve Emel Hareketi saflarında, senin çizdiğin bu yolda yoldaşlarımız, müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte asla sapmayacak, tereddüt etmeyecek, yılgınlığa kapılmayacak ve teslim olmayacağız.

Direnmeye devam edeceğiz; zira aramızda silah erkeğin ziynetidir ve yardımcımız Allah’tır. Bu bizim ahdimiz, sözümüz ve sarsılmaz bağlılığımızdır.

İran’daki kutlu İslam Devrimi ise rehberliği, yetkilileri ve halkıyla Lübnan’ın ve direnişin en büyük dayanağıdır; bu, evvela İmam Humeyni’nin (k.s.), ardından şehit lider İmam Hamanei’nin ve izzet ve bekası daim olsun Lider Seyyid Mücteba’nın vasiyetidir.

Bu topraklar bizimdir; halkımız ve onun kahraman direnişçileri bu toprakları azat edecek, işgalcilerin payına ise yalnızca hüsran ve yok oluş düşecektir.

Saygıdeğer, gaybubetteki İmam Seyyid Musa Sadr... Şiarına sadık direnişçilerin selamı senin ve seninle birlikte alıkonulan iki yoldaşının üzerine olsun; Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize yağsın.

Çeviri: YDH

İlgili Haberler