Foreign Policy: İran, ABD’nin askeri zaaflarını ortaya çıkardı

img
Foreign Policy: İran, ABD’nin askeri zaaflarını ortaya çıkardı YDH

İran savaşının ABD’nin askeri kapasitesindeki zafiyetleri ve mühimmat stoklarındaki aşınmayı ortaya çıkardığını belirten Foreign Policy, Washington’ın bölgedeki güvenlik garantörlüğünün de giderek sorgulandığını yazdı.




YDH- ABD merkezli Foreign Policy dergisinde John Haltiwanger ve Rishi Iyengar imzalı makalede, İran savaşının Washington’ın askeri kapasitesine ilişkin ciddi soru işaretleri ortaya çıkardığı belirtildi.

Dergiye göre savaş, ABD’nin bölgedeki güvenlik garantörlüğünü zayıflatırken, “İran’ın asimetrik savaş kapasitesi” ve Hürmüz Boğazı üzerindeki mücadele Washington açısından giderek “daha maliyetli bir tablo” oluşturuyor.

İran, ABD’nin zayıflıklarını ortaya çıkarıyor

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik kapsamlı savaşı öncesinde Rus ordusunun gücünün büyük ölçüde abartıldığına ilişkin değerlendirmeler yapılmıştı.

İran savaşı da benzer şekilde ABD ordusunun kapasitesine ilişkin algıları sorgulatmaya başladı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) liderinin üst düzey danışmanlarından Tuğgeneral Muhammed Rıza Nakdi, kısa süre önce PBS NewsHour’a verdiği röportajda, “ABD ordusu bizim düşündüğümüzden daha zayıf” değerlendirmesinde bulundu.

Bu açıklamanın “propaganda veya psikolojik savaş” olarak görülebileceği, ancak İran savaşının ABD açısından “ciddi kırılganlıkları” açığa çıkardığının da inkâr edilemeyeceği belirtildi.

ABD’nin güvenlik garantörlüğü sorgulanıyor

Savaş, ABD ile ortaklığın güçlü bir güvenlik garantisi sağlayabileceği yönündeki anlayışı “ciddi biçimde” zayıflattı.

Ortadoğu ülkeleri uzun yıllardır, bölgedeki rakiplerinin saldırılarını caydırmak amacıyla ABD askerlerine ev sahipliği yaptı, fakat savaşın şubat sonunda başlamasının ardından İran’ın bölge genelindeki ABD üslerini hedef almaya başladı.

İran’ın saldırılarını aylar boyunca sürdürmesi, Körfez ülkelerini ABD askerlerine ev sahipliği yapmanın “değerini” yeniden değerlendirmeye ve yeni ittifaklar aramaya yöneltti.

Bu kapsamda Suudi Arabistan geçen hafta Türkiye ve Pakistan ile NATO benzeri bir karşılıklı savunma anlaşmasına katıldı, Körfez ülkeleri ise İran’ın insansız hava araçlarına karşı savunmalarını güçlendirmek amacıyla Ukrayna’dan yardım almayı düşünüyor.

Füze stokları tükeniyor

Rusya-Ukrayna savaşında olduğu gibi İran savaş da daha zayıf bir aktörün asimetrik savaş yöntemleriyle askeri açıdan üstün bir gücü zorlayabileceğini ortaya koydu.

ABD ve İsrail’in tekrarlanan saldırılarına rağmen İran önemli askeri kapasitesini korudu ve bölge ülkeleri, ABD güçleri ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığı açısından tehdit oluşturmaya devam etti.

İran’ın tek yönlü saldırı dronları ve füzelerle düzenlediği saldırılar ise ABD’nin kritik mühimmat ve silah stoklarını tüketti.

Bu sistemlerin yeniden üretilmesi ise hem yüksek maliyetli hem de uzun zaman alıyor.

ABD savaş boyunca yaklaşık 1.500 Patriot önleyici füzesi kullandı ve elinde yaklaşık 1.700 füze kaldı. Bir Patriot füzesi yaklaşık 4 milyon dolara mal olurken üretimi iki yıldan uzun sürüyor.

ABD ordusu THAAD önleyici füzelerinin de yaklaşık yüzde 80’ini tüketti, uzun menzilli hassas füzelerin neredeyse tamamını kullandı ve MQ-9 Reaper insansız hava araçlarının yaklaşık dörtte birini kaybetti.

ABD rejimi kamuoyuna füze sıkıntısı yaşanmadığını açıklasa da stoklara ilişkin endişelerin, Başkan Donald Trump’ın Camp David’de Savunma Bakanı Pete Hegseth’e tepki göstermesine ve İran’a yönelik yeni bir büyük çaplı saldırıyı iptal etme kararına katkıda bulunmuş olabileceği söyleniyor.

Hürmüz Boğazı savaşın merkezine dönüşüyor

Savaşın başlangıcında balistik füze programının imha edilmesinden İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesine kadar uzanan çok sayıda hedef bulunuyordu, ancak savaş artık büyük ölçüde Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyet mücadelesine dönüştü.

Çatışma başladığında açık olan stratejik su yolu aylardır büyük ölçüde kapalı kaldı ve bu, küresel enerji piyasaları üzerinde “ağır sonuçlar” doğurdu.

Ayrıca, Trump’ın savaşın gerçekliğiyle bağdaşmayan açıklamaları “ABD’nin güvenilirliğini” daha da zedeledi. Trump son günlerde ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı kontrol ettiğini öne sürerken, boğazdan geçen gemi trafiği bu hafta yaklaşık üç ayın en düşük seviyesine geriledi.

“Statükoyu sürdürmek ABD’nin zayıflıklarını artırabilir”

Ortada bir barış anlaşması görünmüyor ve Trump, İran’ın ekonomik baskı karşısında sonunda geri adım atacağı düşüncesiyle Tahran’ın taleplerini kabul etmeye yanaşmıyor.

Ancak mevcut durumun sürdürülmesinin “ciddi riskler” taşıyabileceği belirtilirken, bunun İran’ın yanı sıra diğer rakiplerin de ABD’nin ortaya çıkan kırılganlıklarından yararlanmasına yol açabileceği değerlendirmesinde bulunuldu.