ABD Ulusal Güvenlik Konseyi eski Terörle Mücadele Direktörü Joe Kent, İsrail'in Lübnan, Gazze ve Batı Şeria'daki askeri faaliyetlerini değerlendirerek Amerikan kamuoyunda Washington'ın Ortadoğu politikasına yönelik hoşnutsuzluğun belirgin biçimde arttığını belirtti.
YDH - ABD Ulusal Güvenlik Konseyi eski Terörle Mücadele Direktörü ve eski özel kuvvetler mensubu Joe Kent, yayıncı Mario Nawfal'ın programına konuk olarak İsrail ordusunun Lübnan, Gazze Şeridi ve işgal altındaki Batı Şeria'daki askeri faaliyetleri ile bu gelişmelerin Washington'daki iç siyasete yansımalarına dair değerlendirmelerde bulundu.
Söyleşide, İsrail'in Lübnan topraklarında orman yangınları çıkarmak amacıyla geleneksel mancınık ve benzeri mekanik araçları kullanmasından Batı Şeria'daki yerleşimci kuşatmalarına, Lübnan'daki sivil yerleşim yerlerinin yıkımından ABD'nin yasama organındaki bütçe tasarruf süreçlerine kadar uzanan çok boyutlu meseleler ele alındı.
Programda ilk olarak İsrail ordusunun Lübnan sınırında geniş çaplı yangınlar çıkarmak amacıyla mancınık düzeneği kullandığına dair görüntüler ve bölgeden gelen haberler değerlendirildi.
İsrail ordusunun sınır hattındaki bitki örtüsünü ve ağaçlık alanları yok etmek amacıyla ateş topları fırlatan düzeneklerden yararlandığı belirtilirken, Lübnanlı itfaiye ekipleri ile yerel makamların aktardığı verilere dikkat çekildi.
Mario Nawfal, bölgeden gelen bilgilere değinerek Lübnanlı sivil yetkililerin ve yangın söndürme ekiplerinin çabalarına rağmen kontrol altına alınan yangınların İsrail güçlerince kasıtlı olarak yeniden başlatıldığını, bu yöntemle çok geniş ormanlık arazilerin, tarım alanlarının ve zeytinliklerin tahrip edildiğini bildirdi.
Nawfal, söz konusu görüntüleri ilk izlediğinde duruma inanmakta güçlük çektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Kendi benimsediğim pozisyonları sürekli sorgulamaya çalışıyorum ve şu anda İsrail'e karşı oldukça eleştirel bir yaklaşım içindeyim. Böyle bir pozisyona girdiğimde kendime 'İsrail'e karşı fazla mı sert davranıyorum, önyargılara mı kapılıyorum?' diye soruyorum. Ancak tam bu sırada, İsrail'in Lübnan topraklarında çalılık yangınları çıkarmak için mancınık kullanarak ateş topları fırlattığına ilişkin görüntüleri ve haberleri görüyorum. Lübnan'daki itfaiyeciler ve sivil yetkililer İsrail'in orman yangınları başlattığını, söndürülen yangınların bölgeyi tahrip etmek amacıyla yeniden yakıldığını aktarıyor. Kül edilen orman ve tarım arazilerinin büyüklüğüne dair sayılar gerçekten akılalmaz boyutlarda. Hatta mancınığın yanı sıra ok ve yay benzeri düzeneklerin de kullanıldığına dair kayıtlar var."
"İsrail'e yönelik eleştirilerimde haklı olduğumu görüyorum"
Programda daha sonra işgal altındaki Batı Şeria'da yer alan Kusra köyündeki yerleşimci faaliyetleri ele alındı.
Reuters haber ajansının aktardığı bilgilere dayandırılan gelişmede, aralarında iki çocuğun ve bir Filistin kökenli Amerikan vatandaşının da bulunduğu yaklaşık 15 Filistinlinin, Yahudi yerleşimciler tarafından evlerinde kuşatma altına alındığı kaydedildi.
Yaklaşık bir haftadır süren kuşatma nedeniyle konutlarda elektrik ve suyun kesildiği, yerleşimcilerin bu yöntemle yerel halkı evlerini terk etmeye zorladığı belirtildi. ABD yönetiminin de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya çağrıda bulunarak Kusra köyündeki yerleşimci kuşatmasını kamuoyu önünde açıkça kınamasını talep ettiği aktarıldı.
Joe Kent, söz konusu gelişmelerin vahametine işaret ederek şu değerlendirmede bulundu:
"Kusra'daki kuşatma haberini ve yaşananları takip ettim. Bu tür haberleri ve somut olayları gördüğümde, İsrail'e yönelik getirdiğim eleştirilerin ve sergilediğim tutumun ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha anlıyorum."
Nawfal ise yerleşimcilerin stratejisine ve Lübnan'daki yıkımlara ilişkin izlenimlerini şu sözlerle paylaştı:
"Yerleşimcilerin yapmaya çalıştığı şey, insanların evlerini kuşatarak hayatı onlar için dayanılmaz kılmak, onları evlerini terk etmeye mecbur bırakmak, ardından bu evleri yıkarak yerlerine kendi yerleşim yerlerini inşa etmek. Aynı şekilde Lübnan'da iş makinelerinin ve dozerlerin evleri nasıl yıktığına dair görüntüleri izliyorsunuz. Bu yıkımlar her gün yaşanıyor. Bir dozerin yıktığı o evin içinde bir araba, bir mutfak, bir yatak, duvarda asılı fotoğraflar ve posterler var. Orada bir hayat kurmuş, bir geçim kaynağı olan ve evine dönmeyi bekleyen insanlar vardı. Batı'da konfor içinde yaşayan bir insanın evinden üç aylığına çıkarıldığını ve geri döndüğünde evinin tamamen yok edildiğini gördüğünü hayal edin; tabii geri dönmelerine izin verilirse. İnsanlar artık bu gerçeklerin farkına varıyor."
"Amerikan siyasetinde İsrail lobisinin baskısına yönelik ciddi bir rahatsızlık var"
Joe Kent, Amerikan kamuoyunda ve siyaset mekanizmasında İsrail'e verilen koşulsuz desteğe karşı önemli bir kırılma yaşandığını belirtti.
Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi gibi lobi kuruluşlarının siyasete aktardığı fonların artık açıkça tartışıldığını vurgulayan Kent, Washington'ın bürokratik ve kurumsal yapılarında da hoşnutsuzluğun arttığını dile getirdi.
Kent, Amerikan güvenlik ve siyaset kurumlarındaki zihniyet değişimini şu sözlerle açıkladı:
"Siyasi açıdan baktığımızda belirgin bir değişim görüyoruz. İsrail'in lobi kuruluşları aracılığıyla siyaseti yönlendirmesi meselesi artık çok sıcak bir tartışma konusu haline geldi. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, gerek istihbarat kurumları bünyesinde gerekse Beyaz Saray çevrelerinde belirgin bir hayal kırıklığı ve öfke birikiyor. Nitekim basına sızan bazı değerlendirmelerde, İsrail istihbaratının aktardığı verilerin anlamsız bulunduğu ve İsrail'in Amerika'yı yanılttığı yönünde tespitler yer aldı. Bundan 10 yıl önce, 5 yıl önce, hatta birkaç yıl önce bile Amerikan karar merkezlerinde bu tür tepkiler göremezdiniz."
Amerika'daki lobi faaliyetlerinin siyasetçiler üzerinde oluşturduğu yükün sağ seçmende de karşılık bulduğunu vurgulayan Kent, şunları kaydetti:
"Amerika'daki İsrail lobisinin talimatlarına göre hareket etmenin getirdiği olumsuz siyasi ivmenin bu derece yüzeye çıktığına daha önce hiç tanık olmamıştık. Bu tepki özellikle sağ siyaset içerisinde çok güçlü bir şekilde görülüyor. Joe Biden yönetimi döneminde Gazze'de yaşananlar sebebiyle sol cenahta belirli bir itiraz zaten mevcuttu; ancak bu mesele artık Amerikan siyasetinin ana akım gündem maddelerinden biri haline dönüştü."
"Amerikalılar kendi geçim derdindeyken milyarlarca doların Ortadoğu'ya gitmesine şaşırıyor"
Kent, Amerikan toplumundaki dönüşümün iki temel dinamikten beslendiğini ifade etti.
Bunlardan ilkinin sosyal medya aracılığıyla sahadaki askeri operasyonların görünür kılınması, ikincisinin ise ABD içindeki ekonomik darboğaz olduğunu belirtti.
Kent, Amerikan halkının yaşadığı ekonomik sıkıntılar ile dış yardımlar arasındaki çelişkiye işaret ederek şöyle konuştu:
"Bu toplumsal uyanışın büyük bir kısmı, İsraillilerin komşularına karşı, Batı Şeria'da, Gazze'de ve Lübnan'da nasıl hareket ettiğini gösteren video kayıtlarının ve sosyal medya paylaşımlarının doğrudan kitlelere ulaşmasından kaynaklanıyor. Ancak bunun yanı sıra Amerika'daki ekonomik koşulların ağırlığı da belirleyici bir rol oynuyor. Amerikalılar, market raflarındaki fiyatlar ve akaryakıt ücretleri durmaksızın yükselirken, kendi evlerine yiyecek götürmekte zorlanırken, hükümetlerinin İsrail'e veya Ortadoğu'daki bir sonraki savaşa aktarmak üzere her zaman milyarlarca dolar bulabilmesi karşısında derin bir şaşkınlık ve tepki yaşıyor."
Bu tepkinin özellikle genç nesilde karşılık bulduğunu ve seçim dengelerini değiştireceğini vurgulayan Kent, şu ifadeleri kullandı:
"Bu durum genç nesil için temel bir meseleye dönüştü. Ara seçimlerde önemli bir gündem maddesi olacak; 2028 yılındaki başkanlık yarışında ise kesinlikle belirleyici bir rol oynayacak."
"İsrail elde edebileceği her şeyi almak için sonuna kadar zorluyor"
Amerikan siyasetinde tabandan gelen bu değişimin İsrail karar vericileri tarafından da net bir şekilde okunduğunu belirten Kent, İsrail hükümetinin zaman kısıtı altında agresif bir strateji izlediğini kaydetti.
Kent, İsrail'in ABD Ulusal Savunma Yetki Yasası tasarısına dahil ettirmeye çalıştığı özel düzenlemelere dikkat çekerek şu bilgileri verdi:
"Kamuoyundaki bu dönüşüm, İsraillilerin her şeyi göze alarak sonuna kadar gitmesine neden oluyor. Amerika'nın ileri teknoloji, araştırma ve geliştirme kabiliyetlerine doğrudan erişim sağlamak amacıyla Ulusal Savunma Yetki Yasası içerisine 219'uncu madde olarak bilinen entegrasyon bendini zorla sokmaya çalışmalarının temel sebebi budur. Çünkü İsrailliler, gelecekte kendilerine her yıl sağladığımız yaklaşık 4 milyar dolarlık askeri yardımı sürdüremeyebileceklerini ve istedikleri yeni bir savaşı elde edemeyeceklerini çok iyi biliyorlar. Çoğu siyasetçi siyasi nedenlerle artık bu desteği sürdüremeyecek noktaya gelecek. Bu yüzden söz konusu imtiyazları hemen şimdi yasa düzeyinde kalıcı hale getirmek istiyorlar."
"Gelecekte böylesine koşulsuz destek bulamayacaklarının farkındalar"
İsrail yönetiminin mevcut siyasi konjonktürü son fırsat olarak gördüğünü vurgulayan Kent, bölgesel gerilimin tırmandırılmasının arkasındaki nedenleri şu sözlerle özetledi:
"İsrail yönetimi, mevcut siyasi ortamın kendileri açısından yüzde 100 oranında koşulsuz İsrail yanlısı olan son fırsat penceresi olduğunu değerlendiriyor. Bu durumu, Amerika'yı İran ile savaşa doğrudan dahil etmek ve bu savaştan çekilmemizi imkansız kılacak şartlar oluşturmak için kullanıyorlar. Aynı zamanda bütün komşularına karşı askeri kapasitelerini sonuna kadar seferber ediyorlar. Lübnan'da aralıksız sürdürdükleri operasyonlar, Batı Şeria'da yürüttükleri eylemler ve Gazze'de uyguladıkları yıkım bu yaklaşımın sonucudur."
İsrail'in içinde bulunduğu ruh halinin küresel ve bölgesel güvenlik açısından oluşturduğu tehlikeleri dile getiren Kent, sözlerini şöyle tamamladı:
"İsrail yönetimi bunu Amerika'dan elde edebilecekleri son karşılıksız destek olarak görüyor ve bu nedenle sınırları sonuna kadar zorluyor. Bir aktör 'Bu benim son şansım, alabileceğim her şeyi hemen şimdi almalıyım' zihniyetine girdiğinde, bu son derece tehlikeli bir durum yaratır. Önümüzde son derece İsrail yanlısı bir yönetimin görev yapacağı iki yıllık bir süre daha var. Ancak sonrasında neler olacağını öngörmek zor. Ayrıca Netanyahu da iç siyasette seçim baskısı altında. Likud çatısı altında özellikle aşırı yerleşimcilerle kurduğu koalisyon onu iktidarda tutuyor. Bu aşırı unsurlar da yakında iktidardan düşebileceklerini hissettiklerinden, onlar da hedeflerine ulaşmak için her şeyi göze almış durumdalar. Bu da mevcut dönemi olağanüstü tehlikeli bir hale getiriyor."


