WSJ: Trump uyarıları dinlemedi, İran savaşı çıkmaza saplandı
Trump'ın savaş öncesinde istihbarat ve askeri kanadın ciddi risk uyarılarına rağmen saldırı kararı aldığı, aylar sonra ise Washington'ın askeri müdahaleden ekonomik kuşatmaya yöneldiği belirtildi.
YDH- ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a karşı savaşa girme kararından önce kendi istihbarat ve askeri bürokrasisi tarafından “ciddi biçimde” uyarıldığı, ancak Trump'ın bu uyarıları geri plana iterek saldırı seçeneğini tercih ettiği ortaya çıktı.
Wall Street Journal'ın ABD'li yetkililer ve toplantılara ilişkin bilgi sahibi kaynaklara dayandırdığı kapsamlı habere göre Trump, savaşın başlamasından günler önce istihbarat direktörünü Oval Ofis'e çağırarak İran'a karşı kapsamlı bir saldırının doğru seçenek olup olmadığını değerlendirdi. O sırada üst düzey yardımcıları ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, İran'ın son yıllardaki en zayıf döneminden geçtiğini ve bunun nükleer programı ortadan kaldırmak ve yönetimi devirmek için fırsat sunduğunu savunuyordu.
Ancak dönemin Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ın aktardığı değerlendirmeler, savaşın Washington açısından ağır sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyordu. Gabbard, İran liderinin öldürülmesinin daha sert bir yönetimin önünü açabileceğini, Tahran'ın nükleer silah geliştirmeye yönelebileceğini ve Hürmüz Boğazı'nı kapatarak küresel enerji piyasalarını sarsabileceğini belirtti. İran'ın bölgedeki ABD güçleri ve ortaklarına saldırabileceği uyarısı da Trump'a iletildi.
Pentagon da savaşın bedeline dikkat çekti
İstihbarat kurumlarının yanı sıra üst düzey askeri komutanlar da Trump'ı savaşın maliyetleri konusunda uyardı. ABD ordusunun uzun süredir devam eden operasyonlar nedeniyle zorlandığı, mühimmat stokları ve hazırlık kapasitesi açısından sorunlar yaşandığı ve geniş çaplı bir savaşın Amerikan askerleri açısından ağır kayıplara yol açabileceği değerlendirildi.
Başkan Yardımcısı JD Vance de “daha temkinli” bir yaklaşım benimsenmesini savundu. Vance, İran'ın müzakereler yoluyla nükleer programında geri adım atmasının mümkün olduğunu ve bunun savaşın yaratacağı belirsiz sonuçlardan daha düşük maliyetli olacağını Trump'a iletti. Ayrıca, ağır yaptırımlar altında zaten ekonomik olarak zorlanan İran'a karşı diplomasi seçeneğinin tüketilmemesi gerektiğini savundu.
Vance'in yaklaşımına göre, müzakereler sonuçsuz kalırsa Washington askeri müdahaleye daha güçlü bir siyasi gerekçeyle başvurabilirdi. Buna karşın Trump, Pentagon'un sunduğu “kararlı” saldırı seçeneklerinden yana tavır aldı.
Savunma Bakanı Pete Hegseth, Genelkurmay Başkanı General Dan Caine ve Merkez Kuvvetler Komutanı Amiral Brad Cooper, Trump'a İran'ın füze rampaları, radar sistemleri, silah üretim tesisleri, mayın depoları ve savaş gemilerini hedef alan saldırı planlarını sundu. Planın amacı İran'ın askeri kapasitesini felç etmek ve İsrail'in İran yönetiminin üst kademelerine yönelik saldırılarıyla eş zamanlı hareket etmekti.
Trump, kendisine aktarılan riskleri “küçümseyerek” ordunun ortaya çıkabilecek sorunların üstesinden gelebileceğini savundu. Askeri komutanların da olası komplikasyonları yönetebileceklerini belirttikleri aktarıldı.
Altı haftalık savaş altı ayı geçti
Trump'ın 28 Şubat'ta başlattığı savaşın kısa sürede sonuçlanacağı yönündeki beklentiler gerçekleşmedi. Aradan yaklaşık altı ay geçmesine rağmen savaşın kesin bir sonucu ortaya çıkmadı.
WSJ'nin aktardığı verilere göre savaşta yaklaşık 3 bin İranlı hayatını kaybederken 18 ABD askeri de öldü. 756 ABD askerinin de yaralandığı bildirildi. Savaş ABD'nin bölgedeki askeri üslerine zarar verirken petrol rezervlerinin ve mühimmat stoklarının da “ciddi biçimde” azalmasına yol açtı.
Hürmüz Boğazı'ndaki çatışmalar ise savaşın etkisini bölge sınırlarının çok ötesine taşıdı. Küresel petrol ve doğal gaz ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği güzergâhtaki kesinti enerji fiyatlarını yükseltirken, dünya ekonomisi üzerinde yeni bir baskı oluşturdu.
Körfez ülkelerinden bazı liderlerin Washington'a ulaşarak savaşın sona erdirilmesini ve tarafların yüzünü kurtarabileceği diplomatik bir çözüm bulunmasını istediği belirtildi. Cumhuriyetçi siyasetçilerin de savaşın kasım ayındaki ara seçimlerde partiye zarar verdiği konusunda Trump'ı uyardığı aktarıldı.
Trump bir yandan tehdit etti, diğer yandan anlaşma aradı
Savaşın ilerleyen dönemlerinde Washington'ın politikası giderek daha zikzaklı bir görünüm kazandı. Trump bir yandan İran'ı daha ağır saldırılarla tehdit ederken diğer yandan müzakere kanallarını yeniden açmaya çalıştı.
Haziran ayında taraflar arasında geçici bir mutabakata varıldı. Anlaşma, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin yeniden açılmasını ve İran'ın nükleer programına ilişkin 60 günlük müzakerelerin başlamasını öngörüyordu. Aynı dönemde ABD'nin İran petrol ihracatına yönelik bazı yaptırımları kaldırması da gündeme geldi.
Trump'ın bu geçici anlaşmaya yönelmesinde iç kamuoyunun savaşın sona erdirilmesine yönelik güçlü talebinin etkili olduğu belirtildi. Ancak anlaşma uzun ömürlü olmadı ve Hürmüz Boğazı çevresindeki çatışmalar yeniden başladı.
Temmuz sonunda Trump daha büyük bir saldırı planını gündeme getirdi. Fakat bölgedeki müttefiklerin ve liderlerin daha fazla savaşın yaratacağı sonuçlara ilişkin uyarıları sonrasında yeniden geri adım attı.
Böylece Trump rejimi, savaşın başından itibaren tekrarlanan bir döngüye girdi: saldırı tehdidi, müzakere, geçici anlaşma, anlaşmanın bozulması ve yeniden askeri tehdit.
Askeri sonuç alınamayınca ekonomik savaş
Nükleer görüşmeler için belirlenen 60 günlük sürenin 17 Ağustos'ta sona ermesinin ardından Washington bu kez ekonomik baskıyı artırma yoluna gitti.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 24 Ağustos'ta İran'ı ekonomik açıdan kuşatmayı amaçlayan “Ekonomik Dışlanmışlık Operasyonu”nu açıkladı. Yeni kampanya 60'tan fazla kuruluş, kişi ve gemiyi hedef alırken Washington, İran'la ekonomik ilişkilerini sürdüren üçüncü ülke ve şirketleri de ikincil yaptırımlarla tehdit etti.
Bu hamle, Trump rejiminin savaşın başında öne çıkardığı “rejim değişikliği” hedefinin ortadan kalkmadığını, yalnızca kullanılan araçların değiştiğini gösteriyor.
Trump'ın başlangıçta İran yönetimini devirmeye kadar uzanan hedeflerle savaşa girdiği, ancak altı ay sonra İran'ın hâlâ direnmeye devam ettiği ve Hürmüz Boğazı'nın savaşın en önemli düğüm noktalarından biri olmayı sürdürdüğü görülüyor.
WSJ'nin aktardığı tablo, savaşın başında dile getirilen risklerin büyük bölümünün gerçekleştiğini ve Washington'ın askeri zafer yerine giderek daha ağır ekonomik baskıya yöneldiğini ortaya koyuyor. ABD'li eski yetkililerden Eric Brewer'ın ifadesiyle, savaşın başında açık bir siyasi hedef belirlenmemesi, bugün yaşanan diplomatik çıkmazın temel nedenlerinden biri oldu.
Sonuçta Trump'ın kısa sürede sonuçlandırmayı vaat ettiği savaş, altı ay sonra yalnızca İran'ı değil ABD'nin askeri kapasitesini, enerji piyasalarını ve Trump'ın iç siyasi konumunu da zorlayan uzun süreli bir çatışmaya dönüşmüş durumda.




