Son Dakika
İnşa

Türkiye, artan kırmızı çizgilere rağmen İsrail-Suriye görüşmelerini neden memnuniyetle karşılıyor?

31 Ağustos 2026 23:08 Bu sayfayı yazdır

❝Türkiye, ABD arabuluculuğunda yürütülen İsrail-Suriye görüşmelerini memnuniyetle karşılıyor ancak İsrail'in Ankara'nın desteklediği daha güçlü bir Suriye devletiyle uzlaşmaya hazır olduğuna ilişkin kuşkularını koruyor.❞

Türkiye, artan kırmızı çizgilere rağmen İsrail-Suriye görüşmelerini neden memnuniyetle kar…
Türkiye, artan kırmızı çizgilere rağmen İsrail-Suriye görüşmelerini neden memnuniyetle kar… YDH
Yazı boyutu
100%
6 dk okuma

YDH ― Siyasal analist Barın Kayaoğlu, Al-Monitor’deki yazısında, Türkiye’nin İsrail-Suriye müzakerelerine karşı olmadığını ancak İsrail’in Suriye’nin yeniden güçlenmesini kabul edeceğinden kuşku duyduğunu belirtti. Kayaoğlu, görüşmeleri kapsamlı bir barış sürecinden çok, Türkiye ile İsrail arasında Suriye sahasında doğrudan çatışma riskini yönetmeye yönelik bir mekanizma olarak değerlendiriyor.

Ekran Resmi 2026-08-31 23.07.52

✱✱✱


Türkiye, ABD arabuluculuğunda yürütülen İsrail-Suriye görüşmelerini memnuniyetle karşılıyor ancak İsrail'in Ankara'nın desteklediği daha güçlü bir Suriye devletiyle uzlaşmaya hazır olduğuna ilişkin kuşkularını koruyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile Mossad Başkanı Roman Gofman, geçen pazar günü Ürdün'de, ABD'nin arabuluculuğunda bir araya geldi.

Görüşmeler, gerilimi azaltmayı ve İsrail-Suriye arasındaki güvenlik müzakerelerini yeniden canlandırmayı amaçlıyordu.

Görüşmelerde ayrıca, İsrail'in 18 Ağustos'ta Suriye'nin kuzeyindeki Ebu Zuhur üssüne düzenlediği saldırının ardından artan İsrail-Türkiye gerilimi de ele alındı.

Söz konusu üs, Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre (43 mil) mesafede bulunuyor.

Saldırıların Türkiye sınırına bu kadar yakın bir noktada gerçekleşmesi, İsrail ile Türkiye arasında doğrudan bir çatışma yaşanacağı yönündeki endişeleri artırdı.

İsrail tarafı, saldırının gerekçesi olarak Türkiye'nin kullanımdan kaldırılmış askeri hava üssüne gelişmiş askeri teknoloji konuşlandırmaya yönelik olduğu öne sürülen girişimlerini gösterdi.

Ankara ise bu iddiayı reddederek, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'yu saldırıları ülkede ekim ayında yapılacak genel parlamento seçimleri öncesinde siyasi konumunu güçlendirmek amacıyla düzenlemekle suçladı.

Gerilim, Washington'ı Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimi düşürme çabalarını artırmaya yöneltti.

Al-Monitor'a konuşan ve adının açıklanmaması koşuluyla değerlendirmelerde bulunan üst düzey bir Türk ulusal güvenlik yetkilisi, Ankara'nın ABD arabuluculuğunda yürütülen Suriye-İsrail görüşmelerini desteklediğini ancak iki tarafın da ihlal etmeyecekleri bir güvenlik anlaşmasına aynı ölçüde bağlı olup olmadığının sorgulanması gerektiğini söyledi.

Yetkili, Al-Monitor'a yaptığı açıklamada, "Netanyahu yönetiminde gördüğümüz iyi niyeti, Şara yönetiminde Suriye tarafında gördüğümüz ölçüde görmüyoruz" dedi.

Yetkili, Türkiye'nin müreffeh, istikrarlı ve işleyen bir Suriye istediğini ancak İsrail'in şu ana kadar benzer bir vizyona bağlılık göstermediğini söyledi.

İsrail, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın İslamcı geçmişinden derin kaygı duyuyor ve Ankara ile Şam arasında giderek gelişen askeri ilişkiyi uzun vadeli potansiyel bir güvenlik tehdidi olarak değerlendiriyor.

Türkiye ve Suriye, Ağustos 2025'te bir askeri işbirliği mutabakatı imzaladı. Bu anlaşma kapsamında Ankara, ülkenin askeri kapasitesini yeniden inşa etmesine yardımcı olmak amacıyla Suriye güçlerine hâlihazırda eğitim, danışmanlık ve teknik destek sağlıyor.

İsrail'in kırmızı çizgileri

Ankara, görüşmeleri esas olarak iki ülke arasındaki daha derin stratejik farklılıkları çözmesi muhtemel bir süreçten ziyade, gerilimi yönetmenin ve Suriye'de Türkiye ile İsrail arasında kazara yaşanabilecek bir çatışmayı önlemenin bir aracı olarak görüyor.

Bu farklılıkların merkezinde, Türkiye'nin Suriye devletinin ve askeri kapasitesinin yeniden inşasına verdiği destek ile İsrail'in hareket serbestisini koruma konusundaki kararlılığı bulunuyor.

Ancak uzmanlar, İsrail'in anlamlı kapasitelere sahip egemen bir Suriye ordusunun yeniden inşasını kabul edeceği bir anlaşmaya varılmasının İsrail-Suriye görüşmeleri kapsamında pek olası olmadığını belirtiyor.

Türkiye'nin eski Şam Büyükelçisi Ömer Önhon, Al-Monitor'a yaptığı açıklamada, "Türkiye de iki taraf arasında Suriye'nin egemenliğine saygı gösterecek bir anlaşmadan yana" dedi.

Önhon, "Ancak İsrail, Suriye ile makul bir anlaşma arayışında değil. Suriye'nin yeniden ayağa kalkmasını engellemeye yönelik bir politika izliyor ve Suriye'nin egemenliğine saygı göstermiyor" diye ekledi.

İsrailli güvenlik yetkilileri, Suriye'ye Türk radar ve hava savunma sistemlerinin konuşlandırılmasının İsrail Hava Kuvvetleri'nin hareket serbestisini kısıtlayabileceği konusunda defalarca uyarıda bulundu.

Bunun, İsrail'in İran'a yönelik operasyonlarında Suriye hava sahasını kullanma kabiliyetini de etkileyebileceği belirtiliyor.

Özellikle modern radar ve hava savunma sistemleriyle donatılmış, Türkiye'nin desteklediği komuta sistemlerine sahip daha güçlü bir Suriye ordusu, söz konusu operasyonları zorlaştırabilir ve İsrail'in önemli bir operasyonel avantajını aşındırabilir.

Oklahoma Üniversitesi'ndeki Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nin direktörü Joshua Landis, Al-Monitor'a yaptığı açıklamada, "[İsrail] Suriye'nin ordusunu yeniden inşa etmesini istemiyor. Ayrıca Türkiye'nin Suriye'nin ordusunu yeniden inşa etmesine yardımcı olmasını engellemek için kırmızı çizgileri olduğunu ısrarla vurguluyor" dedi.

İsrailli bir güvenlik kaynağı *Al-Monitor'*a, Ebu Zuhur saldırısının belirli istihbarat bilgilerine dayandığını ve Şam'ın Suriye'nin kuzeyinde, muhtemelen radar sistemlerini de içeren bir Türk konuşlandırmasına izin verdiğini öne sürdü.

Türkiye ve İsrail, Nisan 2025'te Suriye'de faaliyet gösteren güçleri arasında kazara çatışma veya yanlış anlaşılmaları önlemeyi amaçlayan bir çatışmasızlık mekanizması üzerinde anlaşmıştı.

Bu görüşmeler aracılığıyla oluşturulan askeri iletişim hatları ve çatışmasızlık protokolleri, Türk ve İsrail güçlerinin birbirlerine fazla yaklaşmasını önlemeye yardımcı olmuştu.

Bu kapsamda Türkiye, İsrail güçlerinin konuşlandığı güney Suriye'deki bölgelerden uzak dururken İsrail de Türk birlikleri ve askeri unsurlarının yoğunlaştığı kuzey bölgelerinden uzak duruyordu.

Aralık 2024'te Cumhurbaşkanı Beşşar Esad hükümetinin devrilmesinin ardından İsrail birlikleri, 1981'de tek taraflı olarak ilhak edilen Golan Tepeleri bölgesinin ötesine geçerek BM denetimindeki tampon bölgeye ve Suriye'nin güneybatısındaki diğer bölgelere ilerledi.

İsrail başlangıçta bu adımları, Şara ile bağlantılı İslamcı grupların sınırına yaklaşması nedeniyle ortaya çıkan güvenlik endişeleriyle gerekçelendirdi.

İsrailli yetkililer ayrıca askeri varlık ve saldırıların, İsrail ile yakın dini ve ailevi bağlara sahip olan Suriye'deki Dürzi azınlığını korumayı amaçladığını söyledi.

İsrail'de yaklaşık 120 bin Dürzi vatandaş bulunuyor ve bunların önemli bir bölümü İsrail ordusunda görev yapıyor.

Ancak Ankara, Ebu Zuhur'a yönelik saldırıların İsrail'in Suriye'deki kırmızı çizgilerinin güney bölgelerinin ötesine geçerek ülkenin farklı kesimlerini, Türkiye sınırına çok daha yakın bölgeler de dahil olmak üzere kapsayacak şekilde genişlediğini gösterdiğine inanıyor.

Ankara İsrail seçimlerini bekleyecek

Bununla birlikte Türkiye'nin, İsrail'deki seçimlere kadar Suriye'deki İsrail saldırıları konusunda temkinli söylemini sürdürmesi muhtemel.

Ankara, gerilimin daha fazla tırmandırılmasının Netanyahu'nun elini güçlendirebileceğini ve bölgesel güvenlik tehditlerinin arttığı bir ortamı seçim kampanyasında kullanmasına olanak sağlayabileceğini düşünüyor.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, saldırıların ardından geçen hafta yaptığı açıklamada, Türkiye'nin "bölgemizde barış ve istikrarı baltalamayı amaçlayan Netanyahu gibi isimlerin oyunlarına gelmeyecek kadar deneyimli" olduğunu söyledi.

Bununla birlikte Türkiye'nin Suriye ordusunun yeniden inşasına yönelik çabalardan geri adım atması beklenmiyor. Ankara, Suriye hükümetinin bölgedeki en yakın müttefiki konumunda ve Şam üzerindeki etkisini korumayı savaş sonrası politikasının temel unsurlarından biri hâline getirmiş durumda.

Landis, "Erdoğan, özellikle Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu genişletmeye kararlı" dedi.

Ankara, Suriye'deki güvenlik çıkarlarının yanı sıra Şam'ı, İsrail'in Yunanistan ve Kıbrıs ile savunma ve siyasi işbirliğini genişlettiği Doğu Akdeniz'de giderek daha önemli bir ortak olarak görüyor.

Türkiye'nin Yunanistan ve Kıbrıs ile bölgedeki deniz sınırları, enerji arama faaliyetleri ve toprak hakları konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlıkları bulunuyor.

Şam ile daha yakın koordinasyon kurulması, gelecekte imzalanabilecek bir deniz yetki alanı sınırlandırma anlaşması ihtimali de dahil olmak üzere, bu anlaşmazlıklarda Ankara'nın konumunu güçlendirebilir ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz stratejisine bölgesel bir ortak daha ekleyebilir.

Landis, "Türkiye bu mücadeleden vazgeçmeyecek. Suriye'yi güçlendirmeye, ordusunu yeniden inşa etmeye ve bölgede İsrail'i caydırmaya kararlı" dedi.

Türkiye ile İsrail'in Suriye'deki rekabetlerini ne ölçüde kontrol altında tutabilecekleri, İsrail'de ekim ayında yapılacak seçimlerin sonucuna da bağlı olabilir. Ankara, Netanyahu'nun artan bölgesel gerilimlerden siyasi olarak fayda sağladığını savunuyor ve şimdiye kadar çatışmayı daha da tırmandırabilecek adımlardan kaçınmaya çalıştı.

Ankara ayrıca İsrail'deki ekim seçimlerinin, temel anlaşmazlığı ortadan kaldırmaktan ziyade uzlaşmanın tonunu ve kapsamını etkileyebileceğini düşünüyor.

Farklı bir İsrail hükümeti altında dahi Suriye'nin askeri kapasitesinin yeniden inşası, Türkiye'nin nüfuzu ve İsrail'in güvenlik konusundaki kırmızı çizgileri nedeniyle gerilimlerin devam etmesi muhtemel.

Türk yetkili, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un, Netanyahu'nun başlıca rakibi olarak seçimi kazanması durumunda tablonun farklı görünebileceğini söyledi.

Ancak Ankara, hükümet değişikliğinin İsrail'in Suriye politikasında otomatik olarak büyük bir değişiklik yaratacağını varsaymıyor.

Bu haftanın başında yayımlanan yeni bir Kanal 12 anketi, Eisenkot'un Yashar partisinin Netanyahu'nun Likud Partisi'nin önünde olduğunu gösterdi.

Ankete göre Yashar 25, Likud ise 21 sandalye kazanırken muhalefet bloğu da başbakanın sağ blokunun önünde yer aldı.

"Bekleyip göreceğiz" diyen yetkili, sözlerini noktaladı.


Çeviri: YDH

İlgili Haberler