Sünni vekilden Lübnan planı: Hizbullah'ı silahsızlandır, İsrail'le “normalleş”
Lübnanlı Sünni Milletvekili Fuad Mahzumi, ülkenin ekonomik geleceğini Hizbullah'ın silahsızlandırılması, Körfez sermayesinin çekilmesi ve İsrail'le “normalleşme” ekseninde yeniden şekillendirmeyi önerdi.
YDH- Hizbullah karşıtı tutumuyla bilinen Lübnanlı Sünni Milletvekili ve Ulusal Diyalog Partisi lideri Fuad Mahzumi, Lübnan'ın ekonomik krizden çıkışını “Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve İsrail'le normalleşme” koşuluna bağlayan bir siyasi perspektif ortaya koydu.
Mahzumi, “Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve Lübnan'ın İsrail'e yönelik saldırılar için bir ‘fırlatma rampası’ olarak kullanılmasının engellenmesi” halinde Beyrut'un “İbrahim Anlaşmaları”na katılabileceğini söyledi.
“İsrail'le normalleşmeyi” destekleyen yayın çizgisiyle öne çıkan Middle East 24'e konuşan Mahzumi, daha önce Lübnan ordusuna Hizbullah'ın silah sevkiyatına karşı mücadele etme iradesini göstermek amacıyla Beyrut'un Dahiye bölgesinde kontrol noktası kurma çağrısında bulunduğunu hatırlattı. "Lübnanlılar olarak kendi tarafımızdaki silahlı grupları silahsızlandırdığımızda" diyen Lübnanlı milletvekili, İsrail'le diplomatik ve ticari ilişkilerin mümkün olacağını savundu.
Mahzumi, mevcut durumda Lübnan'ın devlet kontrolü dışında kalan bir sınıra sahip olduğunu ve bunun ülkeye silah sokulmasına ve ülkeden silah çıkarılmasına imkân verdiğini öne sürdü.
"İsrail'le neden barış anlaşması imzalayamayacağımızı anlamıyorum." diyen Mahzumi, Lübnan'ın “İbrahim Anlaşmaları”na katılmasının mümkün olduğunu söyledi.
Future Pipe Industries'in CEO'su ve yönetim kurulu başkanı olan Mahzumi, ülkenin ekonomik toparlanması ile İsrail'le normalleşme arasında doğrudan bağlantı kurarken, yargı sistemindeki yolsuzlukla mücadele edilmesini ve kendi ifadesiyle Hizbullah'ın "paralel devletinin" tasfiye edilmesini de bu sürecin koşulları arasında sıraladı.
Böylece Mahzumi, Lübnan'ın yıllardır devam eden ekonomik ve siyasi krizinin çözümünü yalnızca iç reformlara değil, ülkenin bölgesel konumunun değiştirilmesine ve İsrail'le ilişkilerin yeniden tanımlanmasına bağladı.
Mahzumi'nin açıklamaları, Lübnan Merkez Bankası'nın Fransa merkezli danışmanlık şirketi Alvarez & Marsal'ın 1 Ekim 2019 ile 31 Aralık 2023 tarihleri arasındaki işlemleri denetleyeceğini duyurduğu haftada geldi.
Ekonomik toparlanmanın koşulu: İsrail'le normalleşme
Mahzumi'ye göre yatırımcı güveninin yeniden kazanılması yalnızca mali reformlarla mümkün değil. Sermayenin Lübnan'a geri dönmesi için bütün yatırımcılara eşit uygulanan bir düzenleyici çerçevenin, ülkeyi temsil eden tek bir askerî gücün ve herkes için eşit biçimde uygulanan tek bir hukuk sisteminin bulunması gerektiğini savundu.
Ancak Mahzumi, ekonomik reformlara ilişkin bu talepleri “Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve İsrail'le barış yapılması” şartlarıyla birlikte sıraladı.
Lübnan'ın "birilerinin ideolojik gerekçelerle ülkeyi savaşa sürüklemesine imkân vermemesi" gerektiğini söyleyen Mahzumi, uluslararası düzenlemelere uygun güçlü bir bankacılık sistemi kurulmasını ve "İsrail'le barış yapılmasını" istedi.
Mahzumi'nin yaklaşımında böylece Lübnan'a uluslararası ve bölgesel sermaye girişinin önündeki engeller arasında ekonomik ve hukuki sorunlarla birlikte “Hizbullah'ın silahlı varlığı ve İsrail'le devam eden çatışma” hali de gösterildi.
Bu yaklaşım, İsrail'le “normalleşen” Körfez ülkelerinin Lübnan'daki ekonomik ağırlığının artırılması perspektifiyle de örtüşüyor.
“İbrahim Anlaşmaları”nın taraflarından Birleşik Arap Emirlikleri, son dönemde Lübnan'daki önemli yatırımcılardan biri haline geldi. BAE Dış Ticaret Bakanı geçen ay 80'den fazla önde gelen isimden oluşan bir heyetle Lübnan'ı ziyaret etti ve iki ülke ikili ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan hükümetler arası bir mutabakat zaptı imzaladı.
Jerusalem Post'a konuşan bölgesel analistler de bu ekonomik ilişkinin siyasi sonuçlarına dikkat çekerek, BAE yatırımlarındaki artışın Beyrut'un “İran ve Hizbullah'tan uzaklaşmasına” yardımcı olabileceğini öne sürdü.
Bu değerlendirme, Lübnan'a yönelik Körfez yatırımlarının yalnızca ekonomik bir araç olarak değil, ülkenin bölgesel yönelimini değiştirebilecek “siyasi bir kaldıraç” olarak da görüldüğünü ortaya koyuyor.
Güney Lübnan'da Hizbullah'ın toplumsal tabanına karşı yatırım
Mahzumi'nin yatırım planlarında Güney Lübnan'ın özel bir yere sahip olması da dikkat çekiyor.
Mahzumi, Hizbullah'ın istihdam, sağlık ve eğitim alanlarındaki boşlukları doldurarak ekonomik ve toplumsal bağımlılık oluşturduğunu iddia ettiği Güney Lübnan'a yatırım yapmak isteyen bazı kişilerle halihazırda görüşmeler yürüttüğünü açıkladı.
Bu çerçevede Güney Lübnan'a yönlendirilecek yeni yatırımlar, yalnızca ekonomik kalkınma aracı olarak değil, “Hizbullah'ın bölgede sosyal hizmetler ve istihdam üzerinden oluşturduğu etkinliğe alternatif” yaratabilecek bir unsur olarak da gündeme getiriliyor.
Mahzumi, yeni yatırımların Lübnan'ın varlıklı diasporasının ülkeye dönmesini teşvik edebileceğini iddia etti.
"Kendim 50 ülkede faaliyet gösteriyorum ve dünyanın neresine giderseniz gidin, büyük bir şirkette, devlette veya danışmanlık görevinde başarılı olmuş bir Lübnanlı bulursunuz." diyen Mahzumi, Lübnanlıların ülkelerini yeniden inşa etmeye hazır olduğuna inandığını söyledi.
Mahzumi, "Ama bana bir devlet verin, çocuklarımı geri getirebileceğim, onların hukukun egemenliği altında mutlu bir şekilde yaşayabileceklerinden ve Hizbullah ya da başka herhangi bir silahlı grup tarafından tehdit edilmeyeceklerinden emin olabileceğim bir yer verin." ifadelerini kullandı.
Ekonomik kriz göçü hızlandırdı
Mahzumi, ekonomik ve siyasi istikrarsızlığın çok sayıda genç Lübnanlıyı yurt dışında gelecek aramaya yönelttiğini söyledi.
Gençlerin önemli bir bölümünün üniversiteden mezun olduktan sonra ülkeyi terk ettiğini belirten Mahzumi, suikastların yaşandığı, savaş tehdidinin devam ettiği ve “Hizbullah'ın güvenliklerini tehdit edebildiği” bir ülkede gelecek göremediklerini ileri sürdü.
Mahzumi'nin açıklamaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Lübnan'ın ekonomik krizden çıkışı için öne sürdüğü modelin, “mali ve hukuki reformların ötesinde ülkenin bölgesel ekseninde kapsamlı bir değişiklik” öngördüğü görülüyor.
Bu modelde “Hizbullah'ın silahsızlandırılması, İran'ın Lübnan üzerindeki etkisinin azaltılması, Körfez sermayesinin ülkeye çekilmesi ve nihayetinde İsrail'le normalleşme”, aynı siyasi ve ekonomik sürecin birbirini tamamlayan unsurları olarak sunuluyor.




