Denizlerin iki kilidi Direniş Ekseni'nin eline geçti
Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin Babülmendep çevresindeki askeri konumunu güçlendirmesi, Hürmüz Boğazı'ndaki İran baskısıyla birlikte enerji ihracat güzergâhlarını ve deniz ulaşımını doğrudan etkileyen yeni bir stratejik denge oluşturdu.
YDH ― Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin Yemen'in Kızıldeniz kıyısında son günlerde gerçekleştirdiği hızlı askeri ilerleyiş, yalnızca Yemen cephesindeki güç dengesini değil, Suudilerin petrol ihracat güzergâhlarını ve Kızıldeniz üzerinden gerçekleşen uluslararası deniz taşımacılığını da doğrudan etkileyen yeni bir stratejik tablo ortaya çıkardı.

Sanaa güçleri perşembe günü Kızıldeniz kıyısındaki stratejik Muha kentinin ve limanının kontrolünü ele geçirirken, ardından Babülmendep Boğazı'nın girişinde bulunan Perim Adası'na ve boğaza bakan Dubab bölgesine ulaştı.

Bu ilerleyiş, Yemen'in batı kıyısında Sanaa hükümetine bağlı güçlerin deniz ulaşım hatları üzerindeki askeri konumunu önemli ölçüde güçlendirdi. Sahadaki gelişmeler, İran'ın ABD ve İsrail'le yürüttüğü savaş kapsamında Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini sınırlandırdığı bir döneme denk geliyor. Böylece Fars Körfezi'nden enerji ihracatında ciddi baskıyla karşılaşan Suudi Arabistan açısından Kızıldeniz ve Babülmendep hattının önemi daha da arttı.
Ancak Sanaa güçlerinin son ilerleyişi, Suudi Arabistan'ın bu alternatif güzergâh üzerindeki hareket alanını da daraltıyor.
Muha'nın ele geçirilmesi
Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçleri, günler süren çatışmaların ardından perşembe günü Muha kentini ve stratejik limanını ele geçirdi.
Muha, Yemen'in batı kıyısında, Babülmendep Boğazı'na yaklaşık 80 kilometre mesafede bulunuyor. Limanın kontrolü, Sanaa güçlerine Kızıldeniz'in güney kesimine doğru uzanan askeri harekât açısından önemli bir mevzi kazandırdı.

Sahadaki ilerleyiş, Suudi Arabistan tarafından desteklenen Yemen güçlerinin bölgedeki savunma hattının geri çekilmesiyle sonuçlandı. Yerel askeri kaynaklara göre Suudi destekli güçler Muha'dan çekilirken, Kızıldeniz'deki bazı adalardaki mevzilerini de terk etti.
Bu gelişme Sanaa hükümetine bağlı güçlerin yalnızca bir kent üzerinde kontrol kurması anlamına gelmiyor. Muha'nın ele geçirilmesi, Yemen'in batı kıyısındaki askeri hattın güneye, Babülmendep'e doğru taşınması açısından kritik önem taşıyor.
Sanaa güçleri daha önce de Kızıldeniz'deki gemi trafiğine yönelik askeri baskı kapasitesini Yemen'in kuzeyinden kullanıyordu. Muha'nın ele geçirilmesiyle birlikte bu kapasite, Babülmendep'e çok daha yakın bir kara ve deniz hattına taşınmış oldu.
Sanaa hükümetine bağlı dışişleri makamları ise operasyonların ardından bölgedeki deniz seyrüseferine yönelik tehdit oluşturmadıklarını ve deniz güvenliğinin korunmasına yönelik bölgesel bir güvenlik çerçevesinin parçası olmaya hazır olduklarını açıkladı.
Bununla birlikte Sanaa yönetimi, Suudi Arabistan'ı Yemen'e yönelik askeri operasyonları sürdürmekle suçlayarak Riyad'ın saldırılarını sona erdirmesi çağrısında bulundu.
Perim Adası ile Babülmendep'te yeni askeri denge
Muha'nın ardından yaşanan en önemli gelişme ise Sanaa güçlerinin Babülmendep Boğazı'nın tam ortasında bulunan Perim Adası'na ulaşması oldu.
Yerel kaynaklara göre Suudi destekli Yemen güçlerinin adadan çekilmesinin ardından Sanaa hükümetine bağlı güçler adaya konuşlandı. Perim, Babülmendep'in en dar kesimlerinden birinde yer alıyor ve boğazdan geçen deniz trafiğini doğrudan etkileyebilecek stratejik bir konum taşıyor.
Ada, Babülmendep'in iki ana geçiş hattını birbirinden ayırıyor. Bu nedenle Perim'in kontrolü, Kızıldeniz'in güney girişindeki askeri denge açısından Muha'nın ele geçirilmesinden daha büyük bir stratejik önem taşıyor.
Sanaa güçlerinin Dubab çevresinde de kontrol sağlaması, Perim'in Yemen ana karasındaki karşılığını oluşturuyor. Böylece Yemen'in batı kıyısında Muha'dan Babülmendep'e doğru uzanan askeri hat üzerinde birbirini tamamlayan kara ve ada mevzileri ortaya çıkmış durumda.
Bu tablo, Sanaa hükümetine bağlı güçlerin Babülmendep'i yalnızca uzaktan tehdit edebilme kapasitesinden, boğazın hemen çevresinde askeri varlık oluşturma aşamasına geçtiğini gösteriyor.
Daha önce Kızıldeniz'in kuzey kesimlerinden yürütülen saldırı kapasitesi artık boğazın girişine çok daha yakın bir konuma taşınmış durumda.
Böylece Babülmendep, Yemen savaşının sınırlarını aşarak İran ile ABD-İsrail ekseni arasındaki bölgesel savaşın en kritik deniz cephelerinden biri haline geliyor.
Suudi petrol ihracatı için ikinci güzergâh da baskı altında
Gelişmelerin en önemli stratejik sonuçlarından biri Suudi Arabistan'ın petrol ihracatıyla ilgili.
İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini ciddi biçimde sınırlandırmasının ardından Suudi Arabistan, petrolünü Fars Körfezi yerine Kızıldeniz üzerinden dünya pazarlarına ulaştırmaya daha fazla ağırlık vermeye başladı.
Bunun için özellikle Doğu-Batı Boru Hattı kritik önem taşıyor. Hat, Suudi petrolünü Fars Körfezi'ni ve Hürmüz Boğazı'nı kullanmadan Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu'ya taşıyarak petrolün Kızıldeniz üzerinden sevk edilmesine imkân veriyor.

Ancak cumartesi günü Irak topraklarından gerçekleştirildiği belirtilen insansız hava aracı saldırısının ardından Suudi Arabistan bu boru hattını geçici olarak kapattı. Saldırının sorumluluğunu üstlenen olmadı; ancak Riyad, saldırının Irak'tan geldiğini açıkladı.
Böylece Suudi Arabistan aynı anda iki farklı stratejik baskıyla karşı karşıya kaldı.
Bir tarafta İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki askeri baskısı bulunurken diğer tarafta Kızıldeniz'e açılan alternatif petrol ihracat güzergâhı üzerindeki güvenlik sorunu büyüyor.
Sanaa güçlerinin Babülmendep çevresinde ilerlemesi de bu ikinci güzergâhın deniz ayağındaki riski artırıyor.
Dolayısıyla son gelişmeler yalnızca Yemen'deki bir cephe değişimi olarak değerlendirilemiyor. Yemen'in batı kıyısındaki askeri gelişmeler doğrudan Suudi Arabistan'ın enerji ihracat kapasitesiyle bağlantılı hale gelmiş durumda.

Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçleri, Babülmendep çevresindeki ilerleyişiyle eş zamanlı olarak Suudi Arabistan'a yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarını da sürdürüyor.
Yemen tarafı, saldırıların Suudi Arabistan'ın Yemen'deki askeri faaliyetlerine karşılık olduğunu açıklıyor.
Son günlerde Suudi Arabistan'ın güney bölgelerindeki askeri ve stratejik tesislerin yanı sıra enerji altyapısı da saldırıların hedefi oldu. Suudi Arabistan ise saldırıların ülkenin güvenliğini doğrudan tehdit ettiğini açıkladı.
Bununla birlikte Sanaa hükümetine bağlı güçlerin hedef aldığı alan yalnızca kara üzerindeki Suudi altyapısıyla sınırlı değil. Sanaa yönetimi daha önce Suudi petrol tankerlerine yönelik deniz ablukası ilan etmişti. Bu çerçevede Kızıldeniz'deki Suudi deniz taşımacılığı da askeri baskının bir parçası haline geldi.
Bu gelişme, Hürmüz Boğazı'ndaki durumla birlikte değerlendirildiğinde daha büyük bir stratejik tablo ortaya çıkarıyor.
Suudi Arabistan'ın petrol ihracatı açısından iki ana deniz çıkışı bulunuyor. Birincisi Fars Körfezi üzerinden Hürmüz Boğazı, ikincisi ise petrolün boru hatlarıyla Kızıldeniz'e taşınmasının ardından Babülmendep üzerinden Hint Okyanusu'na ulaşması.
İlk güzergâh İran'ın baskısı altında.
İkinci güzergâh ise Sanaa güçlerinin Babülmendep çevresindeki askeri varlığının güçlenmesi nedeniyle giderek daha fazla baskı altında.

Bu nedenle Yemen'deki son askeri gelişmelerin Suudi Arabistan açısından en önemli sonucu, petrol ihracatı için kullanılabilecek alternatif güzergâhların aynı anda güvenlik sorunuyla karşılaşmasıdır.
Son gelişmelerin bölgesel savaş açısından en dikkat çekici boyutu ise Hürmüz Boğazı ile Babülmendep Boğazı'nın aynı anda çatışmanın merkezine yerleşmesi.
Hürmüz, Fars Körfezi'ndeki petrol ve doğal gaz ihracatının dünya pazarlarına ulaştığı temel deniz geçiş noktası.
Babülmendep ise Kızıldeniz'i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu'na bağlayan geçit konumunda.

Bu iki boğazın aynı dönemde askeri baskı altında kalması, yalnızca İran ve Yemen cephesindeki gelişmelerin toplamı değil, bölgesel savaşın enerji ve deniz ticareti üzerindeki stratejik etkisinin doğrudan göstergesi.
Hürmüz'deki baskı Suudi Arabistan'ı Kızıldeniz güzergâhına yöneltirken, Sanaa güçlerinin Babülmendep çevresindeki ilerleyişi bu alternatif güzergâhın da güvenliğini tartışmalı hale getiriyor.
Bu nedenle Muha ve Perim Adası'nın kontrolü, coğrafi olarak Yemen'de gerçekleşen bir askeri gelişme olmanın ötesinde, Körfez'den Kızıldeniz'e uzanan enerji hattının tamamında yeni bir askeri denge yaratıyor.
Uluslararası petrol piyasalarında yaşanan hareketlilik de bu stratejik tabloyu yansıtıyor. Brent petrolünün varil fiyatı geçen hafta 110 dolar seviyesini aşarak ayların en yüksek seviyesine çıktı; ardından 104 dolar civarına geriledi.
Deniz taşımacılığı açısından da risk büyüyor. Hürmüz Boğazı'nda ticari bir geminin mühimmat isabeti nedeniyle hasar görmesi, bölgedeki deniz trafiğinin hâlâ yüksek risk altında olduğunu gösteriyor.
Bu koşullar altında Babülmendep'teki yeni askeri denge, Kızıldeniz-Süveyş hattının güvenliği açısından doğrudan sonuç üretiyor.
Yemen cephesi bölgesel savaşın stratejik ağırlık merkezlerinden birine dönüşüyor
Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin son günlerdeki ilerleyişi, Yemen savaşında 2022'den bu yana oluşan askeri dengeyi önemli ölçüde değiştirdi.
Muha'nın ele geçirilmesi, ardından Dubab ve Perim çevresinde kontrol sağlanması, Sanaa hükümetine bağlı güçlerin Yemen'in batı kıyısındaki askeri konumunu güneye doğru genişletmesini sağladı.
Bu ilerleyişin en önemli sonucu ise Babülmendep'e ulaşılması.

Babülmendep'in hemen kuzeyindeki Yemen kıyılarında ve boğazın içindeki Perim Adası'nda askeri mevzi elde edilmesi, Kızıldeniz'deki deniz trafiğinin güvenliği açısından yeni bir denklem yaratıyor.
Aynı zamanda bu gelişme, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki askeri ortaklarının kıyı hattındaki savunma kapasitesine ilişkin ciddi soru işaretleri ortaya çıkarıyor.
Suudi Arabistan'ın desteklediği güçlerin Muha'dan çekilmesi ve bazı Kızıldeniz adalarındaki mevzilerin kaybedilmesi, Riyad'ın Yemen'in batı kıyısındaki askeri pozisyonunun zayıfladığını gösteriyor. Sanaa hükümetine bağlı güçler ise ilerleyişlerinin Yemen topraklarının kontrolünü genişletmekten ziyade Yemen'in egemenliğini yeniden tesis etmek ve Suudi saldırılarını engellemek amacı taşıdığını açıklıyor.
Ancak sahadaki askeri sonuç çok daha geniş bir anlam taşıyor.

Yemen'in Kızıldeniz kıyısındaki stratejik noktaların Sanaa hükümetinin kontrolüne geçmesiyle birlikte, ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşın deniz cephesi artık yalnızca Fars Körfezi ile sınırlı kalmıyor.

Hürmüz Boğazı'nın doğusunda İran, Babülmendep'in batısında ise Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçleri, bölgesel savaşın deniz ulaşım hatları üzerindeki baskı kapasitesini artırmış durumda.

Bu iki stratejik geçidin aynı savaş döneminde gündemin merkezine çıkması, enerji taşımacılığı ve küresel deniz ticareti açısından savaşın coğrafi kapsamının genişlediğini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde savaşın en kritik başlıklarından biri, Sanaa güçlerinin Babülmendep çevresindeki yeni mevzilerini koruyup koruyamayacağı ve Suudi Arabistan'ın bu hattı geri almak için yeni bir askeri operasyon başlatıp başlatmayacağı olacak.
Diğer kritik başlık ise Hürmüz Boğazı için İran ile Körfez ülkeleri arasında yürütülen görüşmelerin sonuçları olacak.

Bu iki gelişmenin kesiştiği nokta ise Suudi Arabistan'ın enerji ihracatı.
Riyad açısından Hürmüz'deki İran baskısı devam ederken Kızıldeniz-Babülmendep hattının da askeri baskı altına girmesi, petrol ihracatında manevra alanını ciddi biçimde daraltıyor.
Dolayısıyla Yemen'deki son askeri gelişme, yalnızca Yemen içindeki cephelerin yeniden şekillenmesi anlamına gelmiyor.
Muha'nın ele geçirilmesi, Perim Adası'na ulaşılması ve Babülmendep çevresindeki kontrolün güçlenmesi, İran'ın Hürmüz'deki hamlesiyle birlikte değerlendirildiğinde, bölgedeki iki kritik deniz geçidinin aynı savaşın stratejik baskı alanlarına dönüşmesi anlamına geliyor.




