Son Dakika
İnşa

Adı Ensarullah olan özgün direniş ekolü üzerine

15 Eylül 2026 10:16 Bu sayfayı yazdır İbrahim Emin

"Pek çok kimsenin gözünden kaçsa da Ensarullah’ın askeri doktrini, hem kazanım elde etmenin hem de savunmanın birincil vasıtası olarak taarruz fikrini merkeze alır. Hatta onların lügatinde 'savunma' kelimesine pek rastlanmaz."

Adı Ensarullah olan özgün direniş ekolü üzerine
Adı Ensarullah olan özgün direniş ekolü üzerine YDH
Yazı boyutu
100%
18 dk okuma
YDH - El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim Emin, Yemen’deki Ensarullah hareketinin dışarıdan dayatılan güdümlü bir yapı olmadığını, halkın özgürlük arayışından doğarak Direniş Ekseni içinde özerk bir konuma yerleştiğini ve Hizbullah ile karşılıklı hürmete dayalı hususi bir ilişki geliştirdiğini anlatıyor. Hareketin başarısı, aşiretler arasındaki tarihi dengeleri gözeten toplumsal ittifakına, Salih döneminden devralınan altyapıyı dönüştürerek kurduğu yerli füze ve silah sanayisine dayanıyor. Ayrıca gelişmiş istihbarat kapasitesi, pasif savunma taktikleri ve tünel ağları sayesinde Ensarullah, Kızıldeniz’de ABD gibi küresel bir donanma gücünün teknolojik ve askeri üstünlüğünü asimetrik yöntemlerle dengelemeyi başarıyor.

Kimi şehit düştü, kimi de davayı omuzlayıp elde silah meydanda kaldı. Göçüp gidenlerle yola devam edenler arasında, uzun yıllara yayılan bir kardeşlik ve dayanışma harcı karıldı; öyle ki Yemen’deki Ensarullah ile Direniş Ekseni arasındaki münasebet, çatışmanın doğasına dair ortak bir kavrayışı ve eksenin her bir bileşeninin rolüne dönük derinlikli bir idraki barındıran nevi şahsına münhasır bir modele dönüştü.

Ne var ki Ensarullah’ı Lübnan’daki Hizbullah’a bağlayan hususi bir bağ daha vardı; bu bağ, her iki hareketin İran’la kurduğu ilişkinin mahiyetini de açıkça ortaya koyuyor, sömürgeciliğin ve uzantılarının işgale, tahakküme ve zorba rejimlere direnen güçler hakkında uydurduğu bütün anlatıları boşa çıkarıyordu.

Ne Lübnan’daki Hizbullah ne de Yemen’deki Ensarullah masa başında alınan idari bir kararla doğdu. Onları rekor sayılabilecek bir sürede en ön saflara taşıyan yegâne kuvvet, hürriyet sevdalısı milyonlarca insanın sönmeyen emelleriydi.

İmam Humeyni’nin İran’da gerçekleştirdiği devrim ise bölgedeki Amerikan ve işgalci İsrail'e karşı direniş hareketlerini destekleyen, bu hareketlerin kendi memleketlerindeki zulme karşı durmasına omuz veren kudretli bir merkezin kapılarını araladı.

Müslüman Kardeşler bünyesinden neşet eden Hamas Hareketi, gerek İran’la gerek diğer direniş güçleriyle ilişkisini kendi meşrebince kurarken hem kendi özgül şartlarına en denk düşeni hem de Filistin davasına en faydalı olanı gözetti.

Hamas’ın hasımları ise bu hareket alanını onun ideolojik omurgasına bağlayıp Hizbullah ile Ensarullah’ın bağımsızlığını peşinen inkâr ettiler; onları İran devriminin iki basit şubesinden ibaret görmeyi seçtiler.

Oysa meselenin aslını yalnızca düşmanın bildiğini söylersek şaşmamak gerekir; zira direniş güçleriyle nasıl savaşacağını hesaplamak için düşmanın tam da bu hakikate ihtiyacı vardı.

Siyonist rejimin idarecilerinde, bu güçlerin İran’la kurduğu ilişkinin mahiyetine dair epeydir kesin bir kanaat oturmuş durumda.

Benyamin Netanyahu, Şehit Seyyid Hasan Nasrullah suikastının ardından böbürlenerek kameralar karşısına geçtiğinde onu "eksenin mihveri" diye nitelemiş; düşman aygıtının uzman kurumlarınca hazırlanan ve Hizbullah ile İran arasındaki bağın anatomisini tüm ayrıntılarıyla ortaya koyan raporlardan edindiği izlenimleri kısaca aktarmaya çalışmıştı.

Düşmanın böyle bir itirafta bulunması, hasmına hakkını teslim etme arzusundan değil; sahadaki çıplak gerçek dışında hiçbir kurguya itibar etmemesinden kaynaklanıyordu. Zira İsrail, kurulduğu günden bu yana bütün Arapları katledilmesi gereken düşmanlar sayarak kendi zihnini her türlü teferruattan zaten muaf tutmuştu.

Fakat dünyadaki emperyalist efendiler ve onların bölgedeki güdümlü yönetimleri için manzara böyle işlemiyor.

Nitekim Amerikalılar, Avrupalı kuyrukları ve Arap Yarımadası’ndaki tiranlıklar, gerçeklerle yüzleşmeyi inatla reddediyor. Direniş güçleri ile İran arasındaki bağı, ancak kendi karanlık dünyalarından, bölgedeki tabi hükümetler, partiler ve figürlerle kurdukları tahakküm ilişkisinin penceresinden tahayyül edebiliyorlar.

Tam da bu sebeple, aklı başında hiç kimse Suud hanedanının ve diğer birçok Arap rejiminin Ensarullah’a dönük yaklaşımını makul bir temele oturtamıyor.

Onları körü körüne İran’ın güdümünde bir güç sayıyorlar; gerçi bu saray rejimlerinin derdi Yemen’deki cihat hareketini lekelemekle sınırlı değil; asıl gayeleri Ensarullah’ın temsil ettiği sahici bir Yemen davasının bulunmadığını, ortada yalnızca bir İran gündemi olduğunu öne sürmek.

Gün gelip Ensarullah, Hizbullah ve İran arasındaki ilişkinin destanı elbette tüm çıplaklığıyla yazılacak; ancak şu an, bölgedeki bütün direniş saflarını aydınlatmak ve karşı cephede hakikati kavramak isteyenlere ışık tutmak adına kimi başlıkları açmak kaçınılmaz hale geldi.

Ensarullah’ın özerkliği, Direniş Ekseni mimarisinde tali bir unsur değildir. Şurası çok açık ki İran’ın Hizbullah nezdindeki nüfuzu ve söz hakkı, Ensarullah üzerindekinden katbekat fazladır.

Tahran’da ve Beyrut’ta dosyayı sırayla devralan her yetkili bu hakikati her gün yeniden tecrübe etmiş; neticede etkin bir istişare, temas ve fikir alışverişi mekanizması kurulmuştur.

Şehit Seyyid Hasan Nasrullah, farklı coğrafyalara da uyarlanabilecek sarsılmaz bir model inşa etmek uğruna muazzam bir mesai harcadı. Bu fikrin sahaya dökülmesi ise yüksek bir maharet gerektiriyordu; nitekim Ensarullah ile ilişkileri uzun yıllar yöneten Şehit Komutan Heysem Tabatabai (Ebu Ali) bu vazifeyi kusursuzca yerine getirdi.

Defalarca Yemen’e giden, hadiselerin tam merkezinde duran, oradaki siyasi, askeri ve istihbari kadrolarla uzun istişareler yürüten Ebu Ali; kendine has tabiatı olan bu sebatkâr gücün gerçek ihtiyaçlarını gayet iyi biliyordu.

Yiğit liderleri Seyyid Abdülmelik Husi’nin de ikrar ettiği üzere Yemenliler, Şehit Ebu Ali’nin bu emeğini kıyamete dek unutmayacaktır.

Ebu Ali, Ensarullah ile olan münasebeti Yemen’in tabiatını en ince kıvrımlarına kadar bilen bir idrakle ele alırdı. Bu toprakların tarihini, toplumsal dokusunu, insanı ile yurdu arasındaki bağın sırrını öğrenmeye yıllarını verdi; Ensarullah hareketinin omurgasını teşkil eden şahsiyeti yakından tanıdı ve adım adım ilerleyerek onun fikri ve siyasi zihnine ulaştı.

Fakat muhataplarıyla ilişkisinde daima ihtiyatlı ve hürmetkârdı. Bu tutumu sorulduğunda dilinden hiç düşürmediği şu kaideyi hatırlatırdı:

"Seyyid Hasan bana Ensarullah ile nasıl konuşup tartışmam gerektiği hususunda hususi tenbihte bulundu: 'Görevinin onlara hizmet etmek, icap eden yerde sadece fikir vermek olduğunu aklından çıkarma. Onlardan herhangi bir talepte bulunmaya, bir fikri emir gibi sunmaya ne yetkin ne hakkın ne de şer'i cevazın var. Kendi görüşünü dayatmaya kalkışma. Unutma ki onlar bu toprağın asıl sahipleridir, memleketlerinin ahvalini en iyi onlar bilir. Tecrübe gösterdi ki onlar mesuliyeti yiğitçe göğüslerler; onların muhtaç olduğu tek şey sadece destektir.'"

Mesele bununla da kalmıyordu. Seyyid Hasan, İran ile Ensarullah arasındaki temaslarda bir pürüz sezinlediğinde derhal araya girer, boşlukları bizzat kapatırdı.

İran’ın Ensarullah’ın konumu ve rolüne dair geliştirdiği ve giderek resmi bir siyasete dönüşen o "ince anlayışın" mimarı bizzat kendisiydi. Seyyid Hasan, bu cesur topluluğa verilecek desteğin hiçbir karşılığı olamayacağını, onların sahadaki kazanımlarının nihayetinde zaten büyük amaca hizmet edeceğini kesin bir dille ortaya koyuyordu.

Lübnan ve Filistin’deki direnişin ihtiyaçlarını Seyyid Abdülmelik ile bizzat görüşür, her defasında Yemen’in kendi halkına ve mücahitlerine yük getirecek fazladan hiçbir rol üstlenmek mecburiyetinde olmadığını vurgulardı.

Ensarullah’ın Filistin ve Lübnan için yaptıklarını öğrendikçe Seyyid Hasan’ın yüreği titrerdi; nitekim Suud, BAE ve Amerika kuşatması yüzünden boğazından geçecek iki lokma ekmeği dahi zor bulan Ensarullah’ın Filistin’e destek için başlattığı bağış seferberliğini meydanlarda halka anlatırken gözyaşlarını tutamadığını herkes hatırlar.

Bütün bu anlatılanlar hayati bir gerçeği aydınlatmayı amaçlıyor: Ensarullah’ın Babülmendep’te imza attığı hamle, bu hareketin yürüyüşünde niteliksel bir sıçramayı temsil ediyor.

Kuşkusuz bu gelişme, bölgenin genelinde cereyan eden fırtınadan bağımsız değil. Ancak fark şurada ki Ensarullah hadiseleri son derece isabetli okudu ve hedefe en az maliyetle ulaşmak için en doğru anı tayin etme iradesini gösterdi.

Batı Sahili’nin kurtarılması harekâtı, ABD ile yürütülen kapsamlı hesaplaşmanın bir parçası olarak değerlendirilse bile, bunun Yemen’e sağladığı fayda İran’a sağladığından çok daha fazladır; her ne kadar İran ve Direniş Ekseni bu durumdan sonuna kadar istifade etme imkânına sahip olsa da.

Arap Yarımadası’nda ne yapacağını bilemeyip şuursuzca savrulan ve yaşananları körü körüne İran’a hizmet saymakta direten "tembeller güruhu" ise bu hadisenin Yemen açısından değerini kavramak istiyorsa işleri gayet basittir: O "sadık insanlarla" bir mutabakata varmayı denesinler; ablukayı kaldırsınlar, Yemen topraklarını terk edip ülkenin kaderini kendi ahalisine bıraksınlar, İran’ın menfaatlerini ondan sonra konuşsunlar...

Meselenin özü, direniş fikriyatında ve onun sahadaki dinamizminde saklıdır. Düşman Filistin, Lübnan ve Suriye’deki direniş güçlerine ağır darbeler indirmeyi başarmış olsa bile bu gidişat geri döndürülemez bir yazgı değildir.

Bütün dünyanın hınçla üzerlerine çullandığı, türlü tezgâhların kurulduğu bir vasatta, sırf bir avuç hür insanın koca kumdan şatoları tek bir hamlede yerle bir etmesi sebebiyle köpüren o şer cephesine inat; Ensarullah’ın bugüne dek yaptıklarının ve bundan sonra yapacaklarının kıymetini en çok Lübnan ve Filistin halkı hissedecektir...

Husi Ekolü: Gece Gündüz Çalışan Zihinler ve İlimler

-Füze kabiliyeti nasıl evrildi ve yerli üretim hatları nasıl geliştirildi?

-Düşmanı görmeyi ve sahayı okumayı sağlayan teknik destekli istihbari ve güvenlik yapısı

Batı Sahili operasyonunun hazırlıkları aylar sürdü. Ensarullah’ın başarıyı garanti altına alacak her unsuru temin etmesi gerekiyordu: Doğru siyasi andan gerekli cephaneye, teçhizata ve askeri personele kadar her şey hesaplanmalıydı. Bu süreçte Ensarullah, sadece etrafındaki verileri toplamaya yaramayan, aynı zamanda hasmın zihnini açıkça okumayı, düşmanın ne düşündüğünü ele veren sızmaları gerçekleştirmeyi ve çatışma anı için uygun istihbari zemini kurmayı sağlayan ileri düzey bir güvenlik nosyonuna ulaştı.

Farklı uzmanlık dallarından kadrolar, yaklaşık yirmi yıllık kesintisiz savaş tecrübesinden, İran ve Hizbullah’ın sunduğu birikimden ve muhtelif sahalarda edindikleri pratiklerden beslenerek uygun muharebe araçlarını geliştirmek için var gücüyle çalıştı. Ancak asıl mühim olan, her şeyin ana karargâhı sayılan kendi öz vatanlarında inşa ettikleri kabiliyetti.

Batı Sahili ve Babülmendep operasyonunun geniş bir hikâyesi var; fakat en önce Ensarullah’ın hangi zemin üzerinden harekete geçtiğini, yirmi yıllık siyasi, askeri ve istihbari faaliyet sürecinde elde ettiği hangi donanımın böylesine büyük bir harekâtı rekor sürede, en az zayiatla ve hatta karşı taraftan dahi asgari kan dökülmesini sağlayarak başarmasına imkân tanıdığını anlamak gerekir.

Askeri Yapılanmanın Kademeleri

Mart 2015’te güney vilayetlerine yönelik harekât tecrübesi ve ardından Suudi Arabistan, BAE ve diğer devletlerin yoğun desteğini arkasına alan güneyli gruplarla başlayan geniş çaplı çatışmalar, Ensarullah yönetimini ilk nitelikli muhasebe sürecine sevk etti.

Dört yılı aşkın bir süre önceki Marib Muharebesi sonrası yapılan kapsamlı değerlendirme de dahil olmak üzere bu gözden geçirmeler kesintisiz sürdü.

Yönetim, savaş sanatına dair birçok usulün gözden geçirilmesi gerektiği kanaatine vardı; ancak askeri vazifeyi kolaylaştıracak şartlar sağlandığı müddetçe taarruz eyleminin etkililiğinden kesinlikle emin oldu.

Bu teşkilatlanmanın ana omurgasını, Yemen’in en köklü aşiretlerini bünyesinde toplayan ve on binlerce savaşçı çıkaran Aşiretler Meclisi’nin kurumsallaşması teşkil etti.

Bu çatı, Kuzey Yemen’deki özgül şartların tabii bir ürünüydü; zira kuzeydeki aşiretlerin birbirleriyle kurduğu emsalsiz giriftlik, güney vilayetlerinin ahalisinden çok farklı bir sosyoloji barındırıyordu. Güney ahalisi, 1960’ların sonundaki bağımsızlıktan başlayıp 1990’a kadar Sosyalist Parti’nin hakimiyetinde süren sosyalist idare tecrübesiyle yoğrulmuştu.

Aradan geçen yirmi iki yıl, Kuzey Yemen’e hiç uğramayan derin toplumsal dönüşümler yarattı. Zira güneydeki komünistler, kabileciliğe ve aşiret reislerine karşı açık bir savaş yürütmüş; toprakları ve mülkleri devlet adına kamulaştırmış, tarım reformunun yanı sıra kadına ilave roller veren mecburi bir tedrisat nizamı kurmuştu.

Bütün bunlar bambaşka bir toplumsal mimari ve güneylilerin çoğuna sinen özgün nitelikler doğurdu. Ali Abdullah Salih tüm ülkeyi kendi idaresi altında birleştirdiğinde, güneyliler sosyalist devletin sunduğu imkânları kaybetti; kuzeyliler ise aşiretlerin hususi ağırlığını koruduğu geleneksel toplumsal işleyişi muhafaza etti.

Gelgelelim kuzeyin meselesi mahiyet itibarıyla bambaşkaydı. Şehit Hüseyin Husi ile yola çıkan Ensarullah topluluğu, ilk günlerinde merkezi devletin kalkınma, eğitim ve temel hizmet alanlarındaki muazzam ihmalinin doğurduğu enkazla boğuşuyordu; buna bir de Suudi Arabistan’ın Husi tabanının bulunduğu bölgelerde Vahhabilik yayan merkezler üzerinden yürüttüğü mezhepçi taarruz eklenmişti.

İlk evrede itikadi bakımdan Zeydi mezhebine mensup güçlerle ve liderlerle (Zeydi inancı, Zeydi kabileciliği ve siyasi tercihler arasında ayrım gözeten Ali Abdullah Salih ve Ahmer ailesi gibi) karşı karşıya gelen Ensarullah, zamanla Zeydilerin ezici çoğunluğunun ana çekim merkezine dönüştü.

Kaldı ki Zeydilik ile Sünni Şafii mezhebi arasındaki fıkhi yakınlık ve kabile bağlarının iç içeliği, Ensarullah’ın bu kitle içinde de yayılmasına olanak tanıdı; bilhassa Suudi tahakkümüne ve Amerikan emperyalizmine karşı sergilediği siyasi duruş sayesinde toplumsal tabanını pekiştirdi.

Neticede hareket, bugün Kuzey Yemen’i yöneten gücün arkasındaki aşiret-siyaset ittifakının nihai merciine evrildi. Ensarullah, kabilelerin ekseriyetini şu temel yaklaşımla ikna etmeyi başardı: Yemen’in menfaati; ülkeyi on yıllar boyu yer altı zenginliklerinden mahrum bırakan, kaynaklarını yağmalayıp halkını yoksullaştıran, eğitimi esirgeyen ve güney yarımada halkının iki bin yılı aşkın birikimine aykırı bir akideyi zorla dayatmaya çalışan devletlerin ve güçlerin insafına terk edilmesinde değildir.

Silahlanma, Sanayi ve Kaynakların Dönüştürülmesi

Coğrafi nüfuzunu genişleten Ensarullah, bir yandan da gece gündüz demeden özgün bir askeri ve güvenlik projesini hayata geçirmeye çalışıyordu.

Donanım teminine büyük ehemmiyet vererek, amansız bir abluka altındaki memleketin askeri gücünü pekiştirecek uzmanlık alanlarına sahip tahsilli kadroları bünyesine katmakta gecikmedi.

İran’dan veya silah tedarik edebildiği dış pazarlardan teçhizat teminine dönük özel bir lojistik hat kurdu; fakat bu çaba, daima yerli üretimi güçlendirmeye yönelik merkezi bir seferberlikle eşzamanlı yürüdü.

Bilhassa Salih rejiminden tevarüs edilen ve yerel sanayinin inşasında fayda sağlayan birçok teçhizat ve lojistik imkân bu amaca tahsis edildi; ardından başta füzeler, insansız hava araçları ve deniz unsurları olmak üzere üretim hatları süratle modernize edilip genişletildi.

Zaman içerisinde Sanaa hükümeti, yerli üretim vasıtasıyla nitelikli savunma yetenekleri ortaya koymayı başardı. Dünya pazarında erişilebilen modern teknolojilerden, özellikle de çift kullanımlı malzemelerden azami ölçüde yararlandı.

Buna mukabil hasımları, bilhassa Tarık Salih’e bağlı güçler, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ile sıkı bir eşgüdüm içinde ikmal hatlarını takibe alarak birçok sevkiyatı durdurdu ve ele geçirilen bazı çift kullanımlı teknolojik araçları kamuoyuna teşhir etti.

Sanaa yönetimi, Tahran ile teknik ilimlerin ve tecrübelerin paylaşımına dayanan yakın işbirliğini gizlemiyor; ancak yerli imalat hattı yalnızca balistik füzelerle, havada ve denizde kullanılan insansız araçlarla sınırlı değil.

İstihbarat, muhabere ve keşif sistemlerine ait teçhizat ve donanımı da kapsıyor ve bu sahanın ihtiyaç duyduğu üretimin doğrudan Yemen topraklarında yapıldığı açıkça görülüyor.

Bu bağlamda ABD, Çin’i ve Çin menşeli şirketleri Ensarullah’a çift kullanımlı teknoloji ve malzeme temin etmekle suçlamayı sürdürüyor. Burada kastedilen, sivil ve ticari amaçlar için üretilen fakat silahlı güçlerce askeri kapasiteyi geliştirmek, özellikle de Arap Denizi ve Kızıldeniz’deki hasım gemileri vurmak üzere dönüştürülebilen teknolojilerdir.

Nitekim Anthropic şirketi, yapay zekâ araçlarının gayrinizami kullanımına dair yayımladığı istihbarat raporunda, Kuzey Yemen’de silah geliştiren bir hücrenin şirkete ait Claude Code modelini üç ayrı silah programında kullandığını iddia etti:

2 bin kilometreyi aşan menzili hedefleyen çok aşamalı bir balistik füze projesi.

Aralarında hipersonik süzülme aracı (glider) konseptiyle donatılmış bir versiyonun da bulunduğu, R2000 adı verilen çok amaçlı füze ailesi.

Yemen’de saha testine tabi tutulan güdümlü bir füze. Şirketin açıklamasına göre deneme başarısızlıkla sonuçlanmış, ekipteki şahıslar saatler içinde arızanın sebebini tespit etmek için tekrar Claude programının başına geçmişti.

İstihbarat Gücünün Gelişimi

Devrik lider Salih döneminde Sanaa ile Amerikan yönetimi arasındaki bağlar giderek gelişmiş, 11 Eylül 2001 hadiselerinin ardından hususi bir istihbarat ortaklığı başlamıştı.

Amerikalılar, "El Kaide ile mücadele" başlığı altında Yemen güvenlik güçlerinin eğitilip donatılmasına her yıl yaklaşık yarım milyar dolar akıtıyordu; bu programlar özel kuvvetleri, sahil güvenliği ve terörle mücadele birimlerini kapsıyordu.

Ortaya çıkan belgeler, Salih rejiminin istihbarat aygıtının terörle mücadelede bölgesel bir üsse, aynı zamanda Suudi Arabistan da dahil olmak üzere komşu devletleri gözetleme mekanizmasına dönüştüğünü ortaya koydu.

Salih rejiminin devrilmesi ve Ensarullah’ın başkenti kontrol altına almasıyla birlikte, ülkedeki askeri kaynaklara el konuldu.

Bunların arasında Amerikalıların geride bıraktığı son derece gelişmiş dinleme cihazları, elektronik spektrum takip sistemleri ve yılların istihbarat mesaisini barındıran devasa arşivler vardı.

Amerikan istihbarat görevlileri, Yemen dosyasıyla alakadar olan pek çok kişiyle bu hususu konuşurken, Ensarullah’ın bu teçhizat için bakım atölyeleri kurup kuramayacağını veya tersine mühendislik yöntemini işletip işletemeyeceğini ısrarla sormaktaydı.

Geçen zaman zarfında Ensarullah kuvvetleri, Suudi Arabistan ve BAE müttefiklerinin denetimindeki sahalar da dahil olmak üzere Yemen topraklarının büyük kısmını kapsayacak çok katmanlı güvenlik ve istihbarat birimleri inşa etti; böylesi bir hamle şüphesiz bütünleşik bir uzmanlık mimarisini şart koşuyordu.

Kuvvetlerin Yemen Ordusu çatısı altında yeniden teşkilatlanmasının ardından, istihbarat ekiplerine tehdit ve tehlikeleri izleyebilecekleri operasyonel bir zemin sağlandı.

Gelişmeler yalnızca sahayla sınırlı kalmadı; Yemen tablosunu okuyan, bölgesel ve uluslararası vaziyeti tahlil eden birimler kuruldu.

Bu birimler sayesinde siyasi ve askeri karar vericilere düzenli veya acil raporlar sunuluyor, mevcut harekât seçenekleri aktarılarak kararların modern istihbari temellere dayanması sağlanıyor.

Bu zemin dikkate alındığında, Suudi Arabistan’ın ve emrindeki askeri-güvenlik aygıtının Ensarullah’ın istihbari takibinden kaçabilmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.

Bu takip; Suudi hava kuvvetlerinin hareketliliğini, Riyad ile çalışan grupların haberleşmesini, silah sevkiyatlarını ve eğitim faaliyetlerini teknik yöntemlerle izlemeyi kapsıyor; çatışmanın seyrine göre devreye sokulacak geniş bir hedef bankasını besliyor.

Bu banka yalnızca askeri tesislerle sınırlı kalmayıp Suudi idaresi açısından stratejik ehemmiyet taşıyan merkezlere odaklanıyor.

Sahadaki gruplara havadan sağladığı desteği Suudi Arabistan’ın inkâr edemez hale gelmesinde işte bu teknolojik ilerleme belirleyici rol oynadı; zira bizzat Amerikalılar Suudilere, Ensarullah’ın gerek Yemen gerekse Suudi hava sahasındaki her bir uçuş hareketini tespit edebilecek teknik bir altyapıya sahip olduğunu bildirmişti.

Amerika ile Deniz Savaşının Dersleri

ABD ile girilen deniz çatışmasında Yemen’in göğüslediği meydan okuma, Amerikan donanmasıyla baş edebilecek konvansiyonel bir donanmaya sahip olma meselesi değildi; Sanaa’nın hasmın adımlarını önceden görmesine imkân tanıyan, öte yandan kendi yeteneklerini gizleyip mevzilerini değiştirmesini ve baskın unsuru teşkil etmesini sağlayan bütünleşik bir istihbarat ve harekât sistemi kurma meselesiydi.

Bu durum Kızıldeniz’i Amerikan donanması için çetin bir sınava dönüştürdü; zira savaş gemileri ve uçak gemileri kesintisiz bir tehdit atmosferinde vazife icra etmek mecburiyetinde kaldı. Nitekim sonradan Amerikalı subaylar, Ensarullah’ın karşı operasyonları hiç durmadığı için yirmi dört saat aralıksız teyakkuzda kalmak zorunda kaldıklarını itiraf etti.

Yemen istihbaratının buradaki can alıcı vasfı, askeri harekâttan kopuk olmamasında saklıydı; edinilen her bilgi derhal operasyonel karara dönüşüyordu.

Eşzamanlı yürütülen kamuflaj faaliyetleri Amerikalıları çaresiz bıraktı; Ensarullah’ın konuşlanma noktaları ve imkânları hakkında güncel ve kesin veriye ulaşamaz hale geldiler, bu da Amerikan tarafının teknolojik üstünlüğünün etki gücünü zayıflattı.

Amerikan tarafına ulaşan yanıltıcı bilgiler ile Yemenli liderlere ve kritik hedeflere bir türlü ulaşılamaması, Washington’ı stratejisini gözden geçirmeye zorlayan başlıca amillerdendi.

Zira Amerikan birlikleri artık vurulup yok edildikten sonra zafer ilan edilebilecek sabit bir hedefle değil; kaybolmayı, aniden yeniden belirmeyi, tarz değiştirmeyi bilen ve hasmını zamana yayarak tüketen bir düzenekle karşı karşıyaydı.

Bu zaviyeden bakıldığında, Yemen’in kurguladığı plan Amerikan deniz üstünlüğünü tesirsiz kıldı. Washington sürekli yer değiştiren, hatları net biçimde çizilemeyen bir tehditle boğuşmak mecburiyetinde kalırken konvansiyonel deniz kuvvetlerinin füzeler ve insansız hava araçları karşısındaki dayanıksızlığı gün yüzüne çıktı.

Dolayısıyla Yemen istihbaratının başarısı, yalnızca deşifre edilen hedeflerin yahut boşa çıkarılan hamlelerin sayısıyla değil; Amerikan donanmasının denizdeki tehdidi ortadan kaldırmaya yetecek berraklıkta bir istihbarat resmi oluşturmasını engelleme başarısıyla tartılmalıdır.

Öyle ki sınırlı bir deniz gücü, sergilediği esneklik ve veri hakimiyeti sayesinde küresel bir donanma devine bambaşka bir denklem dayattı.

Amerikalıların sonradan sıkça dile getirdiği üzere, Ensarullah’ın uçak gemisini manevra yapmaya mecbur bırakması, onun yerleşik harekât düzenini bozması ve bu devasa gemiyi her an hedef alınabilir kılmayı başarması bu hakikatin en somut göstergesidir.

Deniz savaşına eşlik eden istihbarat mücadelesinin boyutunu en çok ele veren gelişme ise ABD’nin, Çin menşeli uydu şirketi Çangguang’ı Ensarullah’a Amerikan harp gemilerini vurmasını ve Kızıldeniz’deki bütün uluslararası gemi trafiğini izlemesini sağlayan görüntüler temin etmekle suçlaması oldu.

Düşmanın Hava ve İstihbarat Üstünlüğüne Karşı Koymak

Pek çok kimsenin gözünden kaçsa da Ensarullah’ın askeri doktrini, hem kazanım elde etmenin hem de savunmanın birincil vasıtası olarak taarruz fikrini merkeze alır. Hatta onların lügatinde "savunma" kelimesine pek rastlanmaz.

Ancak Direniş Ekseni’ndeki müttefiklerle yürütülen tecrübe paylaşımı, düşmanın keşif ve hava taarruzlarındaki ezici üstünlüğüne karşı askeri direncin temel unsurlarından biri olan "pasif savunma" kavramını onların askeri terminolojisine dahil etti.

Bu yaklaşım sadece hava savunma sistemleriyle sınırlı kalmayıp düşmanın askeri hedeflere erişimini güçleştiren tedbirlerin tamamını kapsıyor.

Ensarullah geçmiş tecrübelerden yararlandığı gibi, Ali Abdullah Salih döneminde inşa edilen altyapıdan da faydalandı; bu sayede askeri kabiliyetlerini gizlemeyi, kamufle etmeyi, farklı sahalara dağıtmayı ve hasmın takip imkânını asgari düzeye indirmeyi başardı.

Suudi Arabistan’la, ardından ABD ve İsrail’le yürütülen savaşta düşmanın hedefleri nokta atışıyla belirleyememesi bu tahkimatın bir neticesiydi.

Amerikalı askeri yetkililer de Ensarullah’ın kamuflaj, yanıltma ve tahkimat konusundaki maharetini, bilhassa keşif ve hedef almayı sağlayan "teknik izleri" silme kabiliyetini kabul etmek zorunda kaldı.

Geniş alanlara ve sarp, girift dağlık arazilere sahip Yemen coğrafyası da Ensarullah’ın imkânlarını saklayıp yeniden konuşlandırmasına ve böylece düşmanın keşif faaliyetlerini boşa çıkarmasına zemin hazırladı.

Ensarullah yönetimi, Salih’in vaktiyle Sanaa civarında kazdırdığı tünel şebekesinden de azami derecede istifade etti.

Salih’in eski yardımcısı Ali Salim Beyd’in aktardığına göre, Salih kendisini yer altında bir teftişe çıkarmış ve Beyd yerin altındaki o devasa şehirleri andıran altyapının büyüklüğü karşısında dehşete kapılmıştı.

Nitekim Amerikalı ve İsrailli yetkililer, ülkenin kuzeyinde ve Suudi sınırına yakın bölgelerde yeni bir tünel ağının varlığını tespit ettiklerini açıkladı.

Yabancı ajanslar da kuzeydeki tünel girişlerinin fotoğraflarını sarsılmaz birer kale nitelemesiyle yayımladı; zira bu tünellerden bazıları Amerikan güçlerinin sığınak delici ağır bombalarla düzenlediği onlarca hava saldırısına maruz kalmasına rağmen dimdik ayakta duruyordu.

Çeviri: YDH

İlgili Haberler