Son Dakika
İnşa

Ulusal Güvenlik Konseyi’nden Trump’a gizli belge: Hizbullah’tan nasıl kurtuluruz?

29 Eylül 2026 08:43 Bu sayfayı yazdır

El-Ahbar, diplomatlar ve siyasetçiler arasında paylaşılması kesin bir dille yasaklanan, "gizli" ibareli bu belgenin bir nüshasını ele geçirdi.

Ulusal Güvenlik Konseyi’nden Trump’a gizli belge: Hizbullah’tan nasıl kurtuluruz?
Ulusal Güvenlik Konseyi’nden Trump’a gizli belge: Hizbullah’tan nasıl kurtuluruz? YDH
Yazı boyutu
100%
15 dk okuma
YDH - El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni, ABD istihbaratından sızan gizli belgeyi kamuoyuna sunuyor. Bu gizli belge, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Trump yönetimine sunduğu ve Hizbullah’ın sahadaki nüfuzunu kırmayı hedefleyen 40 milyar dolarlık "Devleti Yeniden İnşa Sözleşmesi" planını ele alıyor. Strateji, askeri operasyonlar veya soyut siyasi çağrılar yerine; güneyin kapsamlı imarı, sınır güvenliğinin tesisi ve dijital kamu yönetimi vasıtasıyla devleti sahada görünür kılmayı esas alıyor.

Lübnan’a yönelik geniş çaplı saldırıların başladığı iki yıl öncesinden bu yana ABD, İsrail’e verdiği sarsılmaz desteği koruyarak sahadaki gidişatın yönetiminde başat bir rol oynuyor.

Washington, bugün dahi Lübnan’ı direnişten, Hizbullah’tan ve İran nüfuzundan arındırma hedefini nihai bir kurtuluş formülü olarak görmeyi sürdürüyor.

Geçtiğimiz iki yılda ABD müttefiklerinin yönetim mekanizmasındaki ağırlığı arttı; cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığın yanı sıra siyasi, mali, idari, askeri ve güvenlik bürokrasisinin en kritik mevkileri bu kadroların denetimine girdi.

Washington’ın Suudi ortağı ise ne Riyad’a ne de Beyrut’a bir fayda sağlayan, yalnızca Lübnan’daki Amerikan-İsrail projesine Arap dünyası nezdinde meşruiyet kalkanı oluşturan nüfuz alanını korumaktan öte bir amaç taşımıyor.

Gerek Joe Biden gerekse Donald Trump döneminde Lübnan ile İsrail arasındaki çatışmayı belirli kurallara bağlamak adına pek çok girişimde bulunuldu; mutabakat metinleri, çalışma kağıtları ve anlaşmalar hazırlandı. Ancak bu adımların tümü hedefine ulaşamadı. Zira İsrail’in asıl arayışı gerçekleşmedi; bu arayışın merkezinde ise tek bir hedef duruyor: Direnişin varlığına son vermek.

Son iki yılda Amerikan yönetimi, sahaya dahil olan yeni dengelerin ışığında Lübnan dosyasını nasıl ele alacağını hararetle tartıştı.

Bu dengelerin başında, Suriye’de eski Devlet Başkanı Beşar Esed yönetiminin devrilmesi ve kurulan yeni otoritenin doğrudan Amerikan himayesine girmesiyle yaşanan büyük jeopolitik kırılma geliyor.

Bunun yanı sıra İran’a karşı yürütülen savaşın doğurduğu gelişmeler de Lübnan denkleminde belirleyici bir başlık olarak öne çıktı; zira direniş karşıtı tüm cepheler, Tahran’daki yönetimin çöküşüne bel bağlamış durumda.

Böyle bir çöküşün doğrudan uzantısı olarak Lübnan’daki Hizbullah ve direniş varlığının da kendiliğinden tasfiye olacağı varsayılıyor.

Fakat Amerikan yönetiminin işleyişindeki en çarpıcı değişim, Trump’ın çalışma tarzında kendini gösteriyor.

Stratejik karar mekanizmalarında geleneksel kurumsal bürokrasiye güven duymayan Trump; devletin köklü kurumlarını arka plana iterek, yakın çevresindeki isimleri danışman ve kritik dosyaların sorumlusu sıfatıyla öne çıkarıyor.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun sahip olduğu geniş nüfuza rağmen Washington’a giden yabancı heyetler, artık bakanlık kurumundan ziyade doğrudan Rubio’nun şahsından söz ediyor.

Askeri çevrelerde ise durum çok daha yalın ve açık bir dille ifade ediliyor: Hiç kimsenin Trump ve ekibinin çizdiği hattın dışına çıkma şansı yok.

Nitekim Trump’ın talimatıyla görevlerinden uzaklaştırılan binlerce subay ve güvenlik bürokratının, zorunlu veya isteğe bağlı emeklilik listelerine dahil edildiği belirtiliyor.

Stratejik kararların olgunlaştırılmasında tarihsel olarak mihver rolü üstlenen Ulusal Güvenlik Konseyi dahi dönüştürülerek doğrudan Başkan’ın dar çalışma ekibinin bir uzantısı haline getirildi.

Buna rağmen Amerikan yönetimi bileşenlerinin bölgedeki hassas dosyalara yaklaşımındaki derin görüş ayrılıkları, çoğu zaman ana akım siyasi çizgiden farklı yaklaşımların doğmasına yol açıyor.

İran’a dönük askeri harekatın başlaması ve akabinde Lübnan’ın İsrail ile doğrudan sıcak çatışmaya girmesinden bu yana, askeri çözümlerin yetersiz kaldığını gören kesimler, Lübnan da dahil olmak üzere tıkanan dosyalar için alternatif modeller geliştirmeye yöneldi.

Washington ile Binyamin Netanyahu hükümeti arasında bölgedeki birçok başlıkta baş gösteren fikir ayrılığı da Amerikan yönetimi içinde Hizbullah meselesine farklı bir metodolojiyle yaklaşılmasını savunan seslerin yükselmesini sağladı.

Aylarca süren müzakerelerin neticesinde ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, geçmişte Lübnan sahasında görev yapmış birçok Amerikalı yetkilinin incelemesinden geçen özel bir çalışma belgesi hazırladı.

Belge, Amerikalı yetkililerin kamuoyuna açıklamadığı verilere dayanıyor; ulaştığı nihai sonuç ise çok yıllık bir eylem planı niteliği taşıyor. Maddeleri ve hedefleri ise tek bir temel sorunun etrafında düğümleniyor: Hizbullah’tan nasıl kurtuluruz?

El-Ahbar, diplomatlar ve siyasetçiler arasında paylaşılması kesin bir dille yasaklanan, "gizli" ibareli bu belgenin bir nüshasını ele geçirdi.

Trump’a sunulmak ve onayını almak üzere tasarlanan bu öneri metnini, hiçbir değişikliğe uğratmadan üç bölüm halinde yayımlıyoruz. İlk bölümün gayriresmi çevirisi aşağıdadır:

Şiileri Hizbullah’tan Uzaklaştırmak Adına Güvenlik ve Hizmet Sağlayan Bir Devlet İnşası İçin 40 Milyar Dolar

Teşhis ve Gerekçeler

Lübnan, Hizbullah’ın askeri dişlerini sökmeye dönük uzun süredir ihmal edilen çabalar bağlamında stratejik bir yol ayrımında.

Ülke, izleyeceği stratejik hatta ve alacağı uluslararası desteğin düzeyine bağlı olarak dört olası güzergahla karşı karşıya. Bu yollardan üçü ya Lübnan’ın iradesi dışında kalıyor ya başarısızlığa mahkum görünüyor ya da yıkıcı sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyor. "Devleti Yeniden İnşa Sözleşmesi" adını verdiğimiz dördüncü yol ise oyunun kurallarını kökten değiştirebilecek tek geçerli seçenektir.

Hizbullah’tan iflas etmiş bir devlete teslim olarak silah bırakmasını beklemek gerçekçi değil; fakat Lübnan’ın da silah bırakma sürecine başlamak için kusursuz bir devlet modelinin kurulmasını bekleme lüksü yok.

Esas olan, bu iki süreci eşzamanlı işletmektir: İnandırıcı bir devlet yapısının inşası, silah bırakmayı siyaseten uygulanabilir kılacak iklimi yaratırken; silahlı hareketin kademeli biçimde sınırlandırılması da direnç alanını daraltacaktır.

Devletin, silahsızlanma başlamadan evvel her yönüyle tamamlanması gerekmiyor; ancak silah bırakma adımının dipsiz bir boşluğa atlayış gibi algılanmaması adına asgari inandırıcılık eşiğini yakalamış olması şart.

İran ve Hizbullah kırk yılı aşkın süredir himaye, sosyal yardım, kimlik inşası, onur, şehadet, korku, temel kamu hizmetleri ve istihdamı harmanlayan entegre bir sistem kurdu; aynı zamanda Lübnan devletinin yozlaşmış, işlevsiz ve Şii toplumunu korumaktan aciz olduğu anlatısını zihinlere kazıdı. Bu yapıyı kuru siyasi nutuklarla, bağışçı konferanslarıyla, yaptırımlarla veya soyut egemenlik çağrılarıyla dağıtmak mümkün değildir.

Burada gereken; yeni bir gerçeklik doğuracak derinlikte, psikolojik ve siyasi sarsıntı yaratacak bir hamledir: İsrail ile kurulacak inandırıcı güvenlik mimarisi, güney başta olmak üzere harabeye dönen bölgelerin geniş çaplı imarı, devlet otoritesinin tesisi, mudi haklarını gözeten ve ulusal mali yapıyı toparlayan güvenilir bir reform takvimi ile yolsuzluk ağlarını devre dışı bırakacak zorunlu bir dijital kamu yönetimi.

Bu teklif toplum nezdinde o denli somut, kapsayıcı ve görünür olmalı ki Hizbullah mekanizması şu çetin sualle yüzleşmek zorunda kalsın: "Kalıcı direniş" Şii toplumunu gerçekten koruyor mu, yoksa imarın, güvenliğin, onurun ve devletin geri dönüşünün önünde bir bariyere mi dönüştü?

16 Nisan 2026’da Başkan Donald Trump, İsrail ile Lübnan arasında ateşkes ilan edildiğini duyurdu; Lübnan Cumhurbaşkanı Jozef Aun ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yu "1983’ten bu yana İsrail ile Lübnan arasındaki ilk anlamlı müzakereleri yürütmek üzere" Beyaz Saray’a davet edeceğini açıkladı.

23 Nisan’da ateşkes uzatıldı ve Trump iki liderin "yakın bir tarihte" Washington’ı ziyaret edeceğini belirtti. 30 Nisan’da ABD’nin Beyrut Büyükelçiliği bu zirvenin toplanması çağrısında bulunarak Lübnan’a verilecek Amerikan desteğini toplantının gerçekleşmesi şartına bağladı.

14 ve 15 Mayıs günlerinde Washington’da, ABD arabuluculuğunda Lübnan-İsrail müzakereleri başladı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü görüşmeleri "olumlu ve yapıcı" olarak nitelendirdi ve ateşkesin 45 gün daha uzatıldığını duyurdu.

Pratikte mesele artık kuramsal bir ihtimal olmaktan çıkmış, işleyen bir diplomasi kanalına dönüşmüştür. Dolayısıyla hazırladığımız devleti yeniden inşa projesi, bu diplomasi kanalının ardında duran asıl omurgayı teşkil etmek zorundadır.

Bu içerikten yoksun bir zirve, günün sonunda yalnızca bir fotoğraf verme fırsatından ibaret kalır. Ancak sunduğumuz metin taraflar arasındaki müzakerelerin temelini oluşturursa, Lübnan’ın geleceği köklü bir rota değişimine sahne olacaktır.

Önerimiz, ani ve geçici bir müdahaleye yahut tek seferlik bir bağışçılar toplantısına dayanmıyor; net bir uygulama şemasına sahip, iki ila beş yıllık yoğun bir eylem planıyla zamana yayılan ulusal bir taahhüdü ifade ediyor.

Sarsıcı bir tesir yaratmak üzere kurgulanan bu öneri, bütünlüklü bir anlatıya dayanıyor: Silahlı projenin kırk yıldır işlediği "başarısız devlet" mitini hükümsüz kılacak ölçüde sürdürülebilir, gözle görülür, denetlenebilir ve kapsamlı bir operasyon. Bu da Hizbullah’ın "imkansız" olduğunu iddia ettiği yeni bir toplumsal gerçekliği inşa ederek sağlanacaktır.

İran, bu bağımlılık zincirini kırk yılda ördü. Elinizdeki öneri bu mekanizmayı bir gecede tasfiye edemez; lakin onunla boy ölçüşecek alternatif bir gerçeklik kurarak Hizbullah’ın tahakkümünü katman katman, mahalle mahalle, hizmet hizmet zayıflatır. Sonunda silahlı projenin "yegane koruyucu" olduğu iddiası savunulamaz hale gelir.

İran Nasıl Bir Model Kurdu?

Önerinin büyüklüğü, ikame etmeyi hedeflediği mevcut sistemin boyutuyla ölçülmelidir. Dolayısıyla Tahran’ın 1982’den bu yana Hizbullah’a yaptığı, modern tarihte bir devletin vekil gücüne sağladığı en büyük ve en uzun soluklu yatırım olarak kayda geçen harcama hacmini kavramak gerekir. (Tablo 1 bu bağlamda referans alınabilir.)

4d3f9fc9-c905-448a-b756-032345ad


Söz konusu maliyetlere silah sevkiyatı (açık kaynaklara göre 2024 savaşı öncesinde on binlerle, yüz binlerle ifade edilen ancak bugün ciddi biçimde gerileyen devasa füze ve roket cephaneliği), altyapı tesisleri, eğitim kampları, istihbarat desteği veya Hizbullah’ın kendi öz kaynaklarından sağladığı dolaylı gelirler (uyuşturucu, captagon kaçakçılığı, sahtecilik ve kara para aklamadan elde edilen ve yıllık yaklaşık 300 milyon doları bulan meblağ) dahil değildir.

ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın kamuoyuna açıkladığı üzere Hizbullah, bünyesinde 40 bin tam zamanlı personel istihdam ediyor ve mensuplarına aylık 2 bin 200 dolara varan maaşlar ödüyor; bu miktar, bir Lübnan ordusu askerinin aylık maaşının (275 dolar) yaklaşık sekiz katına denk geliyor.

Örgütün fiili bankası konumundaki Kard'ul Hasen kuruluşu ise yaklaşık 300 bin müşteriye hizmet veriyor.

Bu doğrultuda devleti yeniden inşa programının, Şii tabanında doğrudan karşılık bulacak derecede somut ve geniş tabanlı olması icap ediyor; öyle ki Hizbullah sürece dahil olmayı reddettiğinde katlanacağı siyasi maliyet taşınamaz hale gelsin. Program için öngörülen bütçe yaklaşık 40 milyar dolardır; bu rakam İran’ın Hizbullah’a kırk yılda aktardığı kaynağı geride bırakacak düzeydedir.

Gaye salt parasal bir üstünlük kurmak değil; doğrudan Hizbullah sistemine bağımlı kılınmış toplumsal kesimlere ulaşan, şeffaf, denetlenebilir ve sahada varlığı hissedilen bir program tesis etmektir.

ABD Bu Projeyle Neden İlgilenmeli?

Zamanı ve mesaisi son derece kısıtlı olan üst düzey bir Amerikan karar vericisinin şu soruyu yöneltmesi doğaldır: "ABD bu projeye neden siyasi sermaye ve mali kaynak aktarsın?"

Cevap beş temel maddede toplanmaktadır:

Alternatif seçeneklere kıyasla daha düşük maliyet: ABD ile İran arasında ucu açık bir savaş, hiçbir somut netice vadetmeksizin yüz milyarlarca, hatta trilyonlarca dolara mal olabilir. Buna karşılık "Lübnan Programı", beş yıllık takvime yayılan ve çok sayıda bağışçı ülke arasında paylaştırılan 40 milyar dolarlık bir bütçe gerektiriyor. Amerikan yıllık savunma bütçesinin cüzi bir kısmıyla, sahada net bir netice elde etme fırsatı doğuyor.

Başkan’ın hanesine yazılabilecek somut bir başarı: Tüm zaaflarına rağmen Lübnan, ABD’yi ve İsrail’i haritadan silmeye ant içmiş ideolojik mollaların yönettiği teokratik bir yapı değildir. Bir barış çerçevesi, yeniden imar hamlesi ve İran’ın en başarılı vekil yatırımının etkisizleştirilmesi; tüm bunlar tek bir başkanlık döneminde somut bir başarı olarak tasarlanıp kayda geçirilebilir. Bu girişim bir devleti yıkma değil, devleti yeniden ayağa kaldırma hamlesidir.

Yalnızca Lübnan’a değil, doğrudan İran’a yönelik stratejik hamle: Program, İran’ın bölgesel mimarisini en güçlü ve en maliyetli düğüm noktasında hedef alıyor; lakin bunu bombalarla değil, işleyen bir devlet mekanizması kurarak yapıyor. Lübnan devletinin üstün gelmesiyle İran’ın en gelişmiş vekil gücünün çeperleri çatlarsa, bu başarı bölgenin geneli için uygulanabilir bir modele dönüşecektir. Irak’taki reformistler esin kaynağı bulacak, İran halkı milyarlarca dolarlık yatırımın boşa gittiğine tanıklık edecek ve "Direniş Ekseni" anlatısı, vaktiyle Sovyetler Birliği’ni çökerten dinamiğe benzer şekilde, dış çeperlerden merkeze doğru çözülecektir.

Asimetrik risk dengesi: Sözleşme başarıya ulaşırsa Camp David’den bu yana Ortadoğu’daki en büyük diplomatik zafer kazanılmış olacaktır. Kısmen başarılı olsa bile imara harcanan her bir dolar kalıcı bir kazanım olarak kalacaktır. Ciddi bir çabaya rağmen başarısızlığa uğrarsa, Lübnan en azından gidişatı tersine çevirebilecek tek yolu denemiş olacaktır. Eylemsizliğin doğuracağı tehlike, planlı ve sağlam kurgulanmış bir girişimin risklerinden katbekat büyüktür. Asıl sorumsuzluk, hiçbir şey yapmamaktır.

Mevcut fırsat penceresi: Bir ABD başkanının doğrudan ilgisini çekebilmek uluslararası ilişkilerde nadir rastlanan bir durumdur. Başkan Trump Lübnan’ı çalışma takvimine aldı ve konuya bizzat mesai harcıyor. Lübnan tereddüt eder yahut Washington başka bir dosyaya yönelirse bu fırsat penceresi bir nesil boyunca bir daha açılmamak üzere kapanabilir. Dolayısıyla harekete geçmemenin faturası mevcut durumda saymak değil, tamamen denklem dışı kalmaktır.

Hizbullah’ın Önündeki Seçenekler Nelerdir?

Birinci Senaryo: İran rejiminin ve Hizbullah’ın çöküşü. Teoride en belirgin, fakat Lübnan gerçekliğinde uygulanabilirliği en zayıf senaryodur. Tahran’daki yönetimin çökmesi yahut kabiliyetlerinin dramatik biçimde gerilemesi Hizbullah’ı stratejik derinliğinden, finansmanından, silah ikmalinden, ideolojik referansından ve bölgesel misyonundan mahrum bırakacaktır. Ne var ki sahadaki gerçeklik çok daha karmaşıktır; Hizbullah siyaset, güvenlik, sosyal yardım, dini meşruiyet, yerel yönetimler, toplumsal bağımlılık ve silahlı caydırıcılık yoluyla ülkenin kılcal damarlarına yerleşmiştir. (Değerlendirmemiz: İran rejiminin çöküşüne bel bağlamak bir strateji sayılamaz; Lübnan’ın da bekleyecek vakti yoktur.)

İkinci Senaryo: Ucu açık müzakereler, silahsızlanma ve entegrasyon. Kademeli müzakerelere, aşamalı silahsızlanmaya, militanların devlete entegrasyonuna ve kurumsal güvencelere dayanan geleneksel diplomasi yoludur. Ancak İran sürece bütünüyle ortak edilmedikçe yahut Hizbullah yönetimi mevcut çizgisinin sürdürülemez olduğuna kanaat getirmedikçe bu seçeneğin başarısızlık ihtimali son derece yüksektir. Zira Hizbullah silahı yalnızca bir pazarlık kozu olarak görmüyor; onu kimliğinin bir parçası, caydırıcılık aracı, İran’ın bölgesel nüfuzunun teminatı ve Şii toplumunun kalkanı olarak değerlendiriyor.

(Değerlendirmemiz: Bu seçenek dikkate değerdir ancak kırılgandır. Lübnan devleti güven veren, muktedir ve etkili bir koruma ağına sahip bir yapıya bürünmeden Hizbullah’tan silahlı gücünü terk etmesini istemek sonuç üretmeyecektir.)

Üçüncü Senaryo: Askeri seçenek. İsrail’in askeri operasyonlarını tırmandırması; Güney Lübnan ile Beyrut’un güney banliyölerinin (Dahiye) geniş çapta yıkıma uğratılmasıdır. Bu hamle Hizbullah’ı zayıflatır ancak tamamen ortadan kaldıramaz; Lübnan ise toptan bir yıkım ve çöküşle baş başa kalır. Sürecin sonunda Hizbullah, Hamas benzeri bir yapıya evrilebilir: Yaralı, merkeziyetini yitirmiş, efsaneleştirilmiş ve siyaseten bütünüyle tasfiyesi imkansız bir örgüt.

(Değerlendirmemiz: En kötü senaryodur; Hizbullah’ın stratejik varlığına nihai bir son vermeyi garanti etmediği gibi Lübnan’ı topyekun harabeye çevirir.)

Dördüncü Senaryo: Devleti yeniden inşa programı. Hizbullah’ı beslendiği geniş toplumsal ekosistemden koparabilecek tek seçenektir. Lübnan devleti ve uluslararası ortakları, bir örgüt olarak doğrudan Hizbullah’a saldırmak yerine, onun asla sağlayamayacağı imkanları topluma sunmalıdır: Güvenlik, yeniden imar, tazminatlar, devlet onuru, ekonomik toparlanma, uluslararası garantiler ve güney için devlet çatısı altında sahici bir gelecek.

(Değerlendirmemiz: Başkan Trump’a somut bir başarı ilan etme imkanı tanıyan yegane yol budur: Bir barış mimarisi, imar hamlesi, zayıflatılmış bir İran vekili ve dönüşen bir devlet. Tüm bu hedefler tek bir başkanlık döneminde ve daimi bir savaşın getireceği maliyetin çok küçük bir kısmıyla hayata geçirilebilir.)

Yarın: Yeniden inşa planının felsefesi ve finansman modelleri.

Hizbullah Sistemi: Katmanlar, Fay Hatları ve Programın Hedefi

Batı’nın ve Lübnan’daki siyasi aklın Hizbullah’la mücadele konusundaki en büyük stratejik yanılgısı, örgütü yekpare bir aktör olarak görmesi ve nihai neticenin onun "evet" yahut "hayır"ına bağlı olduğunu varsaymasıdır. Zira bu yaklaşım, Hizbullah liderliğine hak etmediği bir veto yetkisi tanımaktadır. "Devleti Yeniden İnşa Programı"nın hedefi doğrudan Hizbullah değil; devlet eliyle güvenilir bir alternatif üreterek tabanın örgüte olan bağımlılığını kırmaktır. Bu hamle katman katman örülen bir stratejiyle icra edilmelidir:

Birinci Katman: Yıpranmış ve yerinden edilmiş kitleler. Güney Lübnan’da köyleri yıkılan ailelerin Hizbullah’la bağı ağırlıklı olarak işlevseldir. Devlet yeniden imarı, güvenliği, geri dönüşü ve tazminatları sağladığı anda bu kesimin örgüte bağımlılığı ortadan kalkar. Programın birincil hedefi burasıdır.

İkinci Katman: Pragmatik Şii orta sınıfı. Hizbullah’la ideolojik bağı bulunmayan; ağır ekonomik şartlarla boğuşan meslek sahipleri, şirket yöneticileri ve eğitimciler bu gruptadır. Çoğu mevduatını, işini ve geleceğini kaybetti. Mudilerin sorunlarını çözecek güvenilir bir yol haritası, ekonominin canlandırılması ve dijital kamu yönetimi bu kesimi yeniden devlete yaklaştıracaktır.

Üçüncü Katman: Yerel aktörler ve belediyeler. Bunlar hizmeti kim verirse onunla uzlaşan pragmatik uygulayıcılardır. Devlet; e-devlet altyapısı ve şeffaf imar faaliyetleriyle sahada varlığını gösterdiğinde, yerel unsurlar da yönlerini devlete dönecektir.

Dördüncü Katman: Sosyal hizmetler ve sivil toplum ağı. Devlet okulları, klinikleri ve yardım kuruluşlarını yıkmaya kalkışmamalı; aksine bunları kendi bünyesine alıp düzenlemeli ve sunduğu hizmet kalitesiyle örgütsel yapıların fersah fersah önüne geçmelidir.

Beşinci Katman: Siyasi blok. Siyasi aktörler kendilerine himaye, nüfuz ve seçim başarısı sağlayan yapıların yanında saf tutar. Sunduğumuz teklif, ikna yöntemine değil, teşvik mekanizmaları üzerinden yapısal bir eksen kayması yaratmaya dayanıyor.

Altıncı Katman: İdeolojik ve askeri çekirdek (şahinler). Kimliği bütünüyle silahlı direnişle kaynaşmış, dışarıyla doğrudan irtibatlı askeri ve güvenlik omurgası ikna edilecek bir kitle değildir; bu kesim ancak tecrit edilebilir. Amaç Hizbullah liderliğini ikna etmek değil, örgütün etrafındaki toplumsal ekosistemi kademeli biçimde merkezden bağımsızlaştırmaktır.

Bu sistem gücünü, devletin acziyetine ve mezhepsel koruma ihtiyacına dayalı anlatıdan alıyor. Örgütün her tezine karşı devletin elinde dengeli bir karşı hamle bulunmalıdır: Devletin geçmişteki ihmalkarlığına karşı, güneye dijital ortamda izlenebilen somut bir dönüş sergilenmelidir.

Hizbullah’ın sunduğu koruma kalkanına alternatif olarak Lübnan ordusu sahaya gerçek askeri yeteneklerle, net bir güvenlik planı ve Amerikan garantileriyle inmelidir. İsrail tehdidi, geri çekilme garantilerini barındıran uygulanabilir bir sınır güvenlik mimarisiyle bertaraf edilmelidir.

"Batı komplosu" iddiaları, Lübnan devletinin öncülüğünde, toplumun çıkarlarını önceleyen şeffaf ve çok ortaklı bir imar fonuyla boşa çıkarılmalıdır. Yolsuzluk iddiaları ise her kuruşun takibine imkan tanıyan ve aracıları devreden çıkaran zorunlu e-devlet modeliyle karşılanmalıdır.

Hizbullah kitlelere direniş üzerinden bir onur söylemi aşılıyor. Unutulmamalıdır ki güney halkı, yeniden ayağa kalkacak Lübnan devletinin kurucu unsurudur.

Dolayısıyla hedef, örgütün ekosistemiyle söz düellosuna girmek değil; Hizbullah’ın "imkansız" dediği yeni gerçekliği somutlaştırarak onun söylemlerini çağ dışı bırakmaktır.

Şii toplumunun, devletin çöküşünün faturasını herkesten uzun süre ödediği idrak edilmelidir. Program bu topluma şu açık mesajı vermektedir: Devlet dönüyor; öncelikle sizi korumak, şehirlerinizi yeniden ayağa kaldırmak, zararlarınızı karşılamak ve sizi kucaklamak için dönüyor.

Güney halkı mağlup bir kitle değil, küllerinden doğan Lübnan devletinin asli kurucusudur. Program kimlikleri yok etmeyi değil; silahlı projenin Lübnan siyasetinde ve toplumunda "meşru direniş aktörü" olduğu iddiasını temelsiz bırakmayı amaçlamaktadır.

Çeviri: YDH

İlgili Haberler