Aramco’daki yangının ötesinde: Suudi maliyesi ve enerji yolları risk altında
Aramco tesisleri ve ihracat güzergâhlarındaki kesintiler, Suudi bütçesi ile ekonomik dönüşüm projelerini baskı altına alıyor. Hürmüz’ü aşan Yenbu hattı da güvenli bir alternatif sunmuyor.
YDH- Mustafa Halife, el-Meyadin’de yayımlanan analizinde, Riyad’da bir Aramco tesisi yakınında görülen yangın ve dumanın, Suudi petrol altyapısının savaş karşısındaki kırılganlığını yeniden gündeme getirdiğini yazdı.
Halife, Yemen ordusunun üstlendiği operasyonun ekonomik etkisinin vurulan tesisin işlevine, kesintinin büyüklüğüne ve süresine bağlı olduğunu belirtti.
Reuters, 3 Ekim Cumartesi günü tesis yakınındaki yangın ve dumanı aktarırken Suudi makamlarından doğrulama veya Aramco’dan ilk aşamada açıklama gelmedi. Sanaa hükümetine bağlı Yemen ordusunun sözcüsü Tuğgeneral Yahya Seri ise operasyonun sorumluluğunu üstlendi.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşı ile Suudi rejiminin Yemen’e yönelik saldırılarının yoğunlaşması, petrol altyapısına yönelik operasyonların önemini artırıyor. Ancak bir ürün deposunun zarar görmesiyle ham petrol işleme merkezinin veya ihracat terminalinin devre dışı kalması aynı ekonomik sonucu doğurmuyor.
Petrol altyapısındaki hasar Suudi maliyesini de vuruyor
Aramco’nun Haziran 2026 sonu itibarıyla yüzde 81,48’i doğrudan devlete, yüzde 16’sı Kamu Yatırım Fonu’na bağlı şirketlere ait. Şirketin vergi ve kâr payları bütçeyi beslerken, fonun gelirleri de yatırım projelerini destekliyor. Bu nedenle enerji altyapısının güvenliği, Suudi rejiminin harcamaları ve ekonomik dönüşüm planlarıyla doğrudan bağlantılı.
Aramco’nun yılın ilk yarısındaki düzeltilmemiş net kârı, geçen yılın aynı dönemindeki 48,7 milyar dolardan 65,2 milyar dolara yükseldi. Buna karşılık ikinci çeyrekte toplam hidrokarbon üretimi, bir yıl önceki günlük 12,78 milyon varil petrol eşdeğerinden 9,46 milyon varile geriledi. Yüksek petrol fiyatları, üretimdeki düşüşe rağmen kâr artışı sağladı.
Fiyat artışı, kaybedilen satışların bir bölümünü telafi edebilir ancak altyapı hasarını gideremez. İhracat kaybı döviz girişini ve harcama kaynaklarını daraltırken, bütçeye etkisi yalnızca satılamayan varillerin petrol fiyatıyla çarpılmasıyla hesaplanamaz.
Şirketin günlük 12 milyon varillik sürdürülebilir azami ham petrol kapasitesi de fiilî üretim veya hemen kullanılabilecek ihracat kapasitesi anlamına gelmiyor. Kaybedilen arzın yerine konulması, uygun nitelikte petrolün yanı sıra rafineri, depolama, tanker ve güvenli teslimat imkânlarını gerektiriyor.
Geçmiş saldırıların en ağır örneği, Yemen ordusunun üstlendiği 14 Eylül 2019 tarihli Abkayk-Hureys operasyonuydu. İlk aşamada günlük 5,7 milyon varillik üretim durdu; Brent petrol 16 Eylül’de yüzde 14,6 yükselişle kapandı. Suudi yönetimi sevkiyatları sürdürmek için stoklara ve alternatif ham petrol kaynaklarına başvurdu.
Buna karşılık 2020’de Cidde’de bir tankın hizmet dışı kalması müşterilere yansımadı; Mart 2021’de vurulan Riyad rafinerisi de saatler içinde yeniden çalıştı. Bu örnekler, tek bir tesise yönelik saldırıyla Aramco’nun bütün üretiminin durması arasında ayrım yapılması gerektiğini gösteriyor.
Hürmüz’e alternatif güzergâhlar da risk altında
Risk yalnızca tesislerin güvenliğiyle sınırlı değil. Bölge ihracatının savaş öncesi düzeyin altında kalması ve Yemen’in denizdeki operasyonları, taşıma ve sigorta maliyetlerini artırıyor.
Hürmüz’ü aşarak petrolü Yenbu’ya taşıyan Doğu-Batı Boru Hattı, Suudi makamlarının Iraklı silahlı gruplara atfettiği bir saldırı nedeniyle 11-22 Eylül arasında devre dışı kaldı. Günlük kapasitesi 7 milyon varil olan hattaki akış, 29 Eylül’de yaklaşık 2 ila 2,65 milyon varil olarak tahmin edildi.
Yenbu üzerinden ihracat da bütün tehlikeleri ortadan kaldırmıyor. Buradan güneye yönelen gemiler Babülmendeb’deki risklerle karşılaşırken, Avrupa sevkiyatları farklı rotalar izliyor.
Yaşanan son olayın boyutunu belirlemek için vurulan noktanın, kaybedilen üretim veya sevkiyat miktarının ve onarım takviminin açıklığa kavuşması gerekiyor. Sınırlı hasar stok ve onarımla karşılanabilir; ancak işleme, taşıma ve ihracat noktalarına tekrarlanan saldırılar, alternatif kapasiteyi aşarak daha geniş bir krize dönüşebilir. Olayın piyasa etkisini değerlendirirken de gerçek arz kaybıyla korku kaynaklı fiyat artışının ayrılması gerekiyor.




