Hürmüz’de İran’ın elindeki dört stratejik koz
İran medyasına göre Tahran, akıllı deniz mayınları, uluslararası deniz hukuku tezleri, denizaltı fiber optik kabloları ve petrol piyasaları üzerinden Hürmüz Boğazı’ndaki askerî kontrolünü koruyarak ABD ve müttefikleri üzerinde çok katmanlı bir baskı kuruyor.
YDH — İran medyası, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarının aksine, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki askerî kontrolünü koruduğunu ve bölgeyi çok katmanlı bir savunma kalesine dönüştürdüğünü bildirdi.
Bölgedeki son askerî gelişmeleri ve Tahran’ın stratejik nüfuzunu inceleyen yeni bir rapora göre İran; akıllı deniz mayınları, uluslararası deniz hukuku tezleri, denizaltı fiber optik kabloları ve petrol fiyatları üzerinden ABD ile müttefiklerine karşı benzeri görülmemiş bir askerî ve ekonomik baskı kapasitesi oluşturmuş durumda.
Analizde, son günlerde tırmanan gerilimle birlikte Fars Körfezi ve özellikle Hürmüz Boğazı’nın, İran İslam Cumhuriyeti’nin egemenlik iddialarını fiilen hayata geçirdiği aktif bir çatışma alanına dönüştüğü vurgulanıyor.
İran silahlı kuvvetlerinin kendi yasalarını ihlal ettiğini savunduğu gemilere doğrudan yaptırım uyguladığı belirtilirken, Devrim Muhafızları’nın yeni angajman kurallarını resmen duyurduğuna dikkat çekiliyor.
Bu yeni taktiksel kurallara göre, bölgedeki herhangi bir geminin Otomatik Tanımlama Sistemi’ni (AIS) kapatması doğrudan "düşmanca eylem" kabul ediliyor ve buna kesin bir askerî karşılık veriliyor.
Sahadaki bu yeni güç gösterisinin kamuoyuna daha az yansıyan boyutu ise büyük gemileri hedef alan akıllı deniz mayını ağı.
Yakın zamanda bir süper tanker deniz mayınına çarptı, bir sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) taşıyıcısı ise vurularak alev aldı. Bu iki olay, İran’ın denizlerdeki operasyonel kapasitesini ve hedeflerine verebileceği zararı gözler önüne serdi.
Deniz tabanına yerleştirilen gelişmiş mayınlar; gemilerin pervanelerinden yayılan özgün sesleri, büyük çelik gövdelerin geçişiyle oluşan manyetik alan değişikliklerini ve su basıncındaki farklılıkları algılayan akustik, manyetik ve basınç sensörleriyle çalışıyor.
Sensörler, topladıkları verileri önceden tanımlanmış hedef özellikleriyle karşılaştırıyor. Eşleşme sağlandığında patlayan mayın, geminin su hattının altında ağır hasara yol açabiliyor. Patlamanın şiddetine ve gerçekleştiği noktaya bağlı olarak geminin gövdesi ortadan kırılabiliyor ve deniz aracı tamamen hareketsiz kalabiliyor.
Batılı ülkeler, Hürmüz Boğazı'na bağımlılığı azaltmak amacıyla Umman üzerinden geçen alternatif boru hatlarına yatırım yapıyor. Ancak bu güney güzergâhlarına da akıllı deniz mayınlarının yerleştirilmesi, alternatif enerji nakil hatlarının güvenliğini de tehdit ediyor.
Böylece İran’ın caydırıcılık kapasitesi Hürmüz Boğazı'yla sınırlı kalmıyor; alternatif güzergâhları da kapsayan daha geniş bir alana yayılıyor. Tahran’ın nüfuzunu etkisizleştirmek isteyen güçler, boğazı devre dışı bıraksalar bile güvenli enerji naklini garanti altına almakta zorlanıyor.
Sahadaki eylemlerin hukuki dayanağı
İran, Hürmüz Boğazı'ndaki askerî adımlarını ve egemenlik iddialarını uluslararası deniz hukukuna dayandırıyor. Bu yaklaşım, medyanın boğazı “koşulsuz geçiş hakkı bulunan uluslararası bir su yolu” olarak tanımlamasına karşı çıkıyor.
Bu hukuki tezin temelini, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi oluşturuyor. Sözleşmenin 3. maddesi, kıyı devletlerine karasularını 12 deniz miline, yani yaklaşık 22 kilometreye kadar belirleme hakkı tanıyor.
En dar noktası 21 deniz mili olan Hürmüz Boğazı'nda İran'ın kuzeyden, Umman'ın ise güneyden uzanan 12'şer millik karasuları boğazın ortasında örtüşüyor. Bu hesaplamaya göre boğazda uluslararası açık denizlere veya münhasır ekonomik bölgeye karşılık gelen bir su alanı bulunmuyor.
Sözleşmenin 34. maddesi de boğazlardan geçiş rejiminin suların hukuki statüsünü ya da kıyı devletlerinin deniz yatağı ve deniz altı toprağı üzerindeki egemenliğini ortadan kaldırmadığını düzenliyor.
Bu hukuki çerçeveden hareketle İran, Hürmüz Boğazı'nın deniz tabanını Hürmüzgan eyaletindeki ana karasının bir uzantısı olarak görüyor.
Tahran'ın yaklaşımına göre boğazın deniz tabanı, İran'ın ana karasından hukuken farklı bir statü taşımıyor. İran ayrıca ulusal güvenliğini tehdit eden gemilere kendi karasularında müdahale etmeyi ve kanunlarını uygulamayı egemenlik hakkının doğal bir parçası sayıyor.
Denizaltındaki stratejik koz: Fiber optik kablolar
Hürmüz Boğazı'nın deniz tabanı üzerindeki egemenlik tartışması, küresel dijital ekonominin omurgasını oluşturan denizaltı fiber optik kablolarını da stratejik bir hedef hâline getiriyor.
Çok uluslu şirketlerin bulut bilişim veri merkezlerini ve SWIFT gibi küresel finansal ödeme ağlarını birbirine bağlayan bu kritik altyapı, Hürmüz Boğazı'ndan geçerek İran'ın egemenlik iddiasında bulunduğu deniz tabanına uzanıyor.
BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 2. ve 79. maddelerine dayanan hukuki argüman, denizaltı kablolarının döşenmesini deniz tabanının fiziksel kullanımı kapsamında ele alıyor ve bu faaliyetin gemilere tanınan geçiş hakkıyla aynı hukuki rejime tabi olmadığını savunuyor.
İranlı yetkililerin açıklamalarına göre, bölgede geniş çaplı bir çatışma çıkması hâlinde denizaltı kabloları, veri merkezleri ve yapay zekâ tesisleri doğrudan hedef alınabilir.
Bu altyapıya yönelik bir saldırı, Batı'nın dijital ekonomisini ve küresel finans ağlarını ağır biçimde sekteye uğratabilir. Denizaltı kablolarındaki bağlantıların kesilmesi, uluslararası veri akışını ve finansal işlemleri aksatarak çatışmanın etkilerini askerî alanın çok ötesine taşıyabilir.
Enflasyon ve hoşnutsuzluk silahı olarak petrol
Küresel ham petrolün yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı, İran'a enerji piyasaları üzerinden küresel ekonomiyi etkileme gücü veriyor. ABD'nin engelleme çabalarına rağmen İran, bu stratejik geçişi aksatarak petrol arzını tehdit edebiliyor ve küresel piyasaları hızla sarsabiliyor.
Olası bir çatışmada petrol fiyatlarındaki sert yükseliş, İran'ın elindeki çok yönlü bir ekonomik silaha dönüşebilir. Enerji maliyetlerinin artması, Batı sanayilerinde enflasyonu körükleyip ekonomik durgunluğu derinleştirebilir. ABD'de benzin fiyatlarının yükselmesi ise Amerikan hane halklarının bütçesini doğrudan etkileyerek toplumsal hoşnutsuzluğu artırabilir.
Yaşam maliyetlerindeki artış, Washington'da savaşı destekleyen siyasetçilerin hareket alanını daraltırken İran'a yönelik askerî müdahalenin ekonomik ve siyasi bedelini de ağırlaştırabilir. Böylece yükselen enerji fiyatları, ABD'nin savaş politikasını sürdürmesini zorlaştıran bir baskı unsuruna dönüşebilir.
Üstelik yüksek petrol fiyatları, ihracat hacmi olası bir ambargo nedeniyle düşse bile İran'ın petrol satışlarından elde ettiği döviz gelirlerini korumasına yardımcı olabilir. Daha az petrolün daha yüksek fiyatlarla satılması, ihracattaki kaybın bir bölümünü telafi edebilir.
Nihai değerlendirme: Söylem değil, ateş gücü
Bugün Hürmüz Boğazı'nda ortaya çıkan tablo, temelleri 1970'lerde atılan siyasi ve taktiksel bir savaş yapılanmasının sonucu. İran, gizli askerî araçları, uluslararası hukuka dayandırdığı egemenlik tezlerini ve küresel ekonominin teknolojik kırılganlıklarına ilişkin hesaplarını çok katmanlı bir stratejide birleştiriyor. Bu yapılanma, yıllar boyunca düşmanın gerilimi tırmandıran adımlarına karşı hazırlandı.
Amerikalı yetkililerin aksi yöndeki açıklamalarına rağmen İran, bölgedeki stratejik nüfuzunu koruyor. Hürmüz Boğazı'nı yalnızca bir enerji nakil rotası olmaktan çıkarıp savunma kalesine ve küresel ekonomiye baskı uygulayabileceği bir noktaya dönüştüren Tahran, bu stratejiyi operasyonel olgunluğunun göstergesi olarak sunuyor.
İran'ın boğaz üzerindeki egemenliğini görmezden gelmek, küresel ölçekte ağır ekonomik ve stratejik sonuçlar doğurabilir. Analiz, bölgedeki güç mücadelesinin sonucunu ABD Başkanı Donald Trump'ın röportajlarından ziyade İran silahlı kuvvetlerinin sahadaki ateş gücünün belirleyeceği tezini öne çıkarıyor.




