İran'ın gemilere yönelik saldırıları neden arttı?
İran'ın Hürmüz Boğazı'nda petrol tankerlerine yönelik üstlendiği son saldırılar, Washington ile Tahran arasındaki deniz ablukası ve nükleer müzakere krizini tırmandırırken, küresel enerji güvenliğini ve 3 Kasım'daki ABD ara seçimleri öncesi diplomatik dengeyi riske atıyor.
YDH — Al Monitor'e göre, İran donanması, Hürmüz Boğazı'nda süper tankerleri hedef alan saldırı dalgasının sonuncusunu salı günü resmen üstlendi.
Fars Haber Ajansının aktardığına göre, söz konusu gemi uyarıları dikkate almadı ve izinsiz bir rotadan çıkış yapmaya çalışırken alev aldı.
İranlı yetkililer, pazartesi günü yaşanan bir başka saldırı için de benzer bir gerekçe sundu. Pazar günü ise boğazın güneyinde bir deniz mayınına çarpan geminin makine dairesinde patlama ve yangın çıktığı açıklandı.
Bu saldırılar, su yolu üzerinden yapılan petrol ihracatını sekteye uğratan deniz vakalarındaki geniş çaplı artışın ortasında yaşandı.
Karşılıklı misillemeler tırmanıyor
Her iki taraf da çatışmayı tırmandırıyor. Hafta sonu ABD güçleri, Washington'ın İran limanlarına yönelik deniz ablukasını yarmaya çalıştığını iddia ettiği "Ocean Molica" adlı ticari gemiyi etkisiz hale getirdi.
Yaşananlar, Körfez'deki gemi trafiğinin hangi koşullarda ilerleyeceğini belirleme yarışına dönüştü. İran, boğaza olan yakınlığını ve deniz taşımacılığını tehdit etme kapasitesini kullanıyor.
Washington ise İran'ın deniz ticaretini kısıtlamak için donanma gücünü devreye sokuyor. İki taraf da birbirine bedel ödetmek için su yolunu tamamen kapatmaya ihtiyaç duymuyor.
Müzakere masasında zamanlama baskısı
Zamanlama, Tahran'ın 3 Kasım'daki ABD ara seçimleri öncesinde pazarlık gücünü artırmaya çalışıp çalışmadığı sorusunu gündeme getiriyor. ABD Başkanı Donald Trump, Washington'ın İran ile verimli görüşmeler yürüttüğünü savundu ve oylama öncesinde yeni bir saldırı ihtimalini reddetti. Ancak ABD ablukası yerinde duruyor ve Hürmüz'ün yeniden açılmasına yönelik müzakereler çıkmaza girdi.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai pazartesi günü, Tahran'ın Hürmüz'ü yeniden açma teklifine Washington'ın verdiği yanıtın "hala incelendiğini" söyledi.
Eylül ayında sunulan bu teklif üzerine Tahran, değerlendirmesini tamamladıktan sonra tutumunu aracılar vasıtasıyla ileteceğini duyurdu.
İran Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai de 11 Ekim'de devlet televizyonu Press TV'ye verdiği röportajda, ABD'nin yanıtını ayrı bir şekilde "yetersiz" bulduğunu açıkladı.
Anlaşmazlığın merkezinde nükleer kriz yatıyor
Temel anlaşmazlık sadece seyrüseferden kaynaklanmıyor. Tahran yönetimi, öncelikle su yolunun açılmasını ve deniz güvenliğinin yeniden tesis edilmesini istiyor. Washington ise nükleer anlaşmazlığın başından itibaren müzakerelere dahil edilmesini talep ediyor.
İran, acil pazarlağın bir parçası olarak denizdeki baskıdan kurtulmayı hedefliyor. ABD ise Hürmüz'ün açılmasının, nükleer dosyaya dair temel endişelerini çözümsüz bırakmayacağından emin olmayı amaçlıyor.
İran liderliği, gemilere yönelik saldırıların ablukayı sürdürme maliyetini artırarak ve ABD'nin güvenli geçişi garanti edemeyeceğini göstererek kendi stratejilerine hizmet ettiğine inanıyor. Bu aksama, enerji ve nakliye maliyetlerini yukarı çekiyor.
Aynı zamanda Körfez ihracatına bağımlı hükümetler üzerinde baskı yaratıyor ve savaşın ekonomik sonuçlarının Washington ile küresel piyasalar tarafından kontrol edilmesini zorlaştırıyor.
Seçim takvimi ve caydırıcılık
Tüm bunlar, saldırıların doğrudan ara seçimleri etkilemek amacıyla emredildiğini kanıtlamıyor. Seçim sadece bir baskı noktası sunuyor, İran'ın asıl niyetini ispatlamıyor. Tahran'ın askeri caydırıcılığını korumak ve zorlayıcı bulduğu taleplere direnmek için de haklı sebepleri bulunuyor.
Bu tırmanış, tek bir seçim takvimine bağlı bir plandan ziyade, müzakere kapısını açık tutarken Washington'a bedel ödetmeye yönelik daha geniş bir çabayı yansıtıyor. Yine de bu genel strateji kendi içinde bir çelişki barındırıyor.
İran deniz taşımacılığını tehdit ettikçe, deniz erişiminin acil koşulları üzerinde daha fazla koz elde edebiliyor. Fakat ticari trafiği daha çok tehdit ettikçe, diğer ülkeleri İslam Cumhuriyeti'nin istikrarlı bir bölgesel güvenlik yapısına güvenle katılabileceğine ikna etmesi zorlaşıyor.
Makine dairelerine nokta atışı
İranlı yorumcu Mustafa Necefi, son saldırıların giderek daha hassas hale geldiğini savundu. Necefi, X platformunda yaptığı bir paylaşımda, "Son iki hafta içinde Hürmüz Boğazı'ndaki gemi ve tankerlere yönelik saldırıların yaklaşık yüzde 57'si doğrudan makine dairelerini hedef aldı" diye yazdı.
Ekim ayının ilk on gününde vaka ortalamasının günde on ikiye ulaştığını iddia eden Necefi, saldırıların yakında şiddetlenebileceği ve boğazın ötesine yayılabileceği uyarısında bulundu.
Makine dairelerine odaklanılması, önemli bir stratejik ayrıma işaret ediyor. Bir gemiyi etkisiz hale getirmek, onu batırmadan deniz trafiğini sekteye uğratmayı sağlıyor. Hedef geçişi caydırmak, onarım masrafları çıkarmak ve armatörler arasında belirsizlik yaratmaksa; gemileri devre dışı bırakmak, kitlesel can kayıplarından veya büyük bir petrol sızıntısından kaçınarak bu amaca hizmet ediyor.
Küresel ticareti tehdit eden riskler
Yine de riskler ciddiyetini koruyor. Denizcilerin ölümüyle sonuçlanan veya ABD müttefikine ait bir gemiyi vuran herhangi bir saldırı, Tahran'ın kontrol edemeyeceği bir tepkiyi kışkırtma potansiyeli taşıyor.
Boğaz, küresel ham petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20'sine denk gelen bir petrol hacmini taşıyor ve alternatif boru hatları bu hacmin sadece bir kısmını baypas edebiliyor. Bu durum Hürmüz'ü güçlü bir baskı noktası yapıyor ancak sınırsız bir koz kaynağına dönüştürmüyor.
İran ise Hürmüz'ün taviz koparmaya yetecek kadar güçlü kalmaya devam ettiği konusunda ısrar ediyor. Sözcü Bekai pazartesi günü gazetecilere verdiği demeçte, Washington'ın Hürmüz üzerindeki göreceli kontrolüne dair argümanlarının gerçekle örtüşmediğini söyledi.
Bekai, "Onlar Hürmüz Boğazı'nın artık önemini yitirdiğini ve İran'ın elindeki kozu kaybettiğini iddia edebilirler ancak biz kendi hareket tarzımızı uygulamaya devam ediyoruz" dedi.
Krizin faturası büyüyor
Bu kesintiler Körfez'deki ihracatçılara, ithalata bağımlı ekonomilere ve İran'ın kendi ekonomik toparlanma umutlarına da zarar veriyor.
Diğer hükümetler Tahran'ın küresel ticaretin temel koşullarını tehdit ettiği sonucuna varırsa, daha geniş çaplı bir çatışmaya karşı çıksalar bile İran'a yönelik önlemleri desteklemeye eğilim gösterebiliyor.
Washington da kendi ikilemiyle yüzleşiyor. Trump'ın seçimlerden önce saldırıdan kaçınma sözü, yeni bir operasyonun zamanlamasını kısıtlıyor.
Ancak bu durum ablukayı kaldırmıyor veya sonrasında askeri harekatın masadan kalkacağını garanti etmiyor. Her deniz vakasının doğrudan çatışmayı büyüteceği anlamını da taşımıyor.
Diplomatik uzlaşı için daralan zaman
Her iki taraf da daha geniş çaplı bir savaştan kaçınma motivasyonunu koruyor ancak tekrarlanan saldırılar ve karşı önlemler hata payını giderek daraltıyor.
İran'ın eylemleri deniz trafiğini bozma yeteneğini kanıtlıyor; ne var ki sadece düzeni bozmak lehte bir anlaşma sağlamaya yetmiyor.
Uygulanan baskı ne kadar etkili olursa, Washington'ın ya da etkilenen diğer hükümetlerin İslam Cumhuriyeti'ne müsamaha göstermenin bedelini çok ağır bulma tehlikesi de o kadar artıyor.
Dolayısıyla Tahran'ın önündeki stratejik sınav, sadece Hürmüz'ü tehlikeli hale getirebileceğini kanıtlamaktan ibaret kalmıyor.
Asıl mesele, saldırı ve misilleme döngüsü diplomatik uzlaşıyı imkansız hale getirmeden önce bu tehdidi müzakere masasında gerçek bir koza dönüştürmek olarak şekilleniyor.




