MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
15/09/2013 - 17:11 tarihinde eklendi
Lavrov-Kerry anlaşması ve vekillerin hezimeti
Alptekin DURSUNOĞLU
Lavrov-Kerry anlaşması ve vekillerin hezimeti
Lavrov-Kerry anlaşması Suriye’de yaşananların açık bir vekalet savaşı olduğu gerçeğini ortaya koyduğu gibi ‘asılların’ da ‘vekillerin’ de adresini göstermiş oldu.

Suriye’deki kimyasal silahların geleceği konusunda sağlanan Lavrov-Kerry anlaşması, uluslar arası medyada ve siyasi çevrelerde ‘kazananlar-kaybedenler’ tartışmasına neden oldu.

Gerekçeler, ayrıntılar ve analizler  farklı olsa da Lavrov-Kerry anlaşması sonrasında, kazananlar tarafında yer alan aktörler; Amerika, Rusya ve Suriye yönetimi olarak sıralanıyor.

Bu süreçten Amerika’nın zaferle çıktığına delil oluşturan ayrıntılar şöyle:

1- Amerika, işbirliği yaptığı muhaliflerin Suriye yönetiminin devrilmesi halinde bile barışçı ve istikrarlı bir geçiş sağlayabilecek yeterlilikte olmadığını gördüğü için iç savaşın kontrollü bir şekilde uzamasından yana.

Çünkü bu sayede hem tek kurşun atmadan İsrail karşısındaki en önemli Arap bariyerini içerideki vekilleri aracılığıyla çökertiyor hem de tek Dolar harcamadan Direniş eksenin bölgedeki moral desteğini sıfıra indirebilecek bir propaganda üstünlüğü elde etmiş oluyor.

2- İç savaşı kontrolden çıkarma riski taşıyan ve İsrail’in güvenliğini tehdit eden en önemli faktör, Suriye’deki kimyasal silahlardı. Suriye yönetimi, 2012 yılının temmuz ayında kimyasal silahlara sahip olduğunu; ancak bunu sadece bir dış saldırıya karşı kullanabileceğini açıklayarak[1] dış müdahale konusunda bir caydırıcılık mesajı vermişti.

3- Suriye ölçeğinde uluslar arası düzeyde oluşan ‘Soğuk Savaş’ dengesi, buradaki kimyasal silahların BM aracılığıyla ve yasal yollardan ortadan kaldırılmasını imkansız hale getirmekteydi. Dolayısıyla da Suriye yönetimi devrilse de ‘Pirus zaferi’ kazansa da bu ülkedeki kimyasal silah varlığı ABD müttefikleri ve çıkarları açısından bir tehdit olmaya devam edecekti.

Tehdidi fırsata dönüştüren ABD zaferi

Amerikan yönetimi, yukarıda sıralanan şartların yarattığı tehdidi, 21 Ağustos’taki Doğu Guta olayı sayesinde bir fırsata dönüştürdü.

Obama yönetimi, kimyasal saldırıdan sorumlu tuttuğu Suriye’yi tek taraflı olarak cezalandırma kararı aldı; ancak iç kamuoyunda ve uluslar arası düzeyde yeterli destek olmadığını gerekçe göstererek kendi yetkisinde olan müdahale kararını Kongre’ye bıraktı.

Kararın Kongre’ye bırakılması, ABD yönetimine savaş masrafına girmeden diplomasi yoluyla istediği sonucu elde etmesi için zaman kazandırmış oldu. Obama yönetiminin en hararetli savaş yanlısı ismi John Kerry, Suriye yönetiminin kimyasal silahları teslim etmesi halinde saldırıdan kurtulacağını[2] ‘ağzından kaçırıverdi’, Kerry’nin bu ‘gafı’ Rusya tarafından bir çözüm önerisine dönüştürüldü, Şam öneriyi kabul etti ve Lavrov-Kerry anlaşmasıyla da Amerika savaş masrafına girmeden istediğini elde etmiş yani ‘zafer kazanmış’ oldu.

Rusya’nın manevra sınırı

Kerry-Lavrov anlaşmasının Rusya adına bir zafer olduğu kanısı çok daha yaygın. Bu kanıyı destekleyen verileri de şöyle sıralamak mümkün:

1- Rusya, Amerikan askeri müdahalesinin Suriye yönetimini devirecek kapsamda olmasa bile, sahadaki savaş dengesini yönetimin aleyhine bozabileceğinden kaygılıydı.

Çünkü sahadaki güç dengesinin Suriye yönetimi aleyhine bozulması, siyasi çözümün konuşulacağı 2. Cenevre Konferansı’nda ABD ve müttefikleriyle onların Suriyeli vekillerinin elini güçlendirecek bir gelişme olacaktı.

2- ‘Uluslar arası hukuk’, ‘1. Cenevre bildirisi’ ve siyasi çözüm vurgusuyla başından beri Suriye yönetimine destek olan Rusya, hele de kimyasal silah gibi menfur bir konuda Suriye’ye yönelik korumacı tavrını BM dışına taşımaya hazır değildi.

Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin müdahale ihtimalinin güçlü bir şekilde söz konusu edildiği günlerde Suriye için savaşa girmeyeceklerini[3] belirterek bunu ortaya koydu.

3- Suriye için ABD ile savaşmayı göze almadığına göre, İngiltere’nin BM’ye sunduğu karar taslağını bloke eden Rusya’nın[4] Suriye konusundaki manevra alanının diplomasiyle sınırlı olduğu açıktı.

Kerry’nin ‘gafı” üzerinden kazanılan Rusya zaferi   

Obama yönetiminin kendi yetkisindeki bir kararı Kongre’ye bırakması sebebiyle sergilediği ‘zayıflık’ ve G-20 zirvesindeki ‘yalnızlığı’, Rusya’nın diplomatik alanla sınırlı manevra gücünü arttıran gelişmeler oldu.

ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin ‘gafını’, resmi bir ziyaret için Moskova’da bulunan Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’e bir çözüm önerisi olarak sunan Rusya, ardından da bunu bir çözüm planına dönüştürerek savaşı önlemiş oldu.

Lavrov-Kerry anlaşmasının detayları Rusya’nın diplomasi yoluyla elde ettiği bu zaferin sadece savaşın önlenmesiyle sınırlı olmadığını da ortaya koyuyor.

Zira Lavrov-Kerry anlaşması, kimyasal silahların Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in görev süresinin sona ereceği 2014 yılı ortalarına kadar imhasını[5] öngördüğü için 2. Cenevre Konferansı kapsamında da hem Moskova’nın hem de Şam’ın elini güçlendiriyor.

Öte yandan anlaşma, kimyasal silahların imhası konusunda herhangi bir görüş ayrılığının yaşanması halinde konunun BM’ye getirilmesini öngördüğü[6] için zahiren ABD’nin tek taraflı müdahalesinin önünü de almış oluyor.

Dolayısıyla da Rusya, hem savaşa girmeden müttefikini saldırıdan koruduğu, hem 2. Cenevre Konferansı’nın gündemden düşmesini engellediği hem de çözüme ulaştıran tüm süreçleri kendisi hazırladığı için zafer kazanmış oluyor.

Suriye yönetiminin şartları ve imkanları

Lavrov-Kerry anlaşmasından ‘zaferle’ çıktığı belirtilen üçüncü aktör ise Suriye yönetimi. Suriye yönetiminin ‘zaferine’ dair gerekçeleri destekleyen ayrıntılar ise şunlar.

1- Amerikan askeri müdahalesi, Kusayr bölgesini kontrol altına alıp silahlı grupların Lübnan’la olan bağlantısını keserek savaş cephelerinde hissedilir bir üstünlük elde eden Suriye yönetimi açısından ciddi bir risk oluşturuyordu.

Çünkü yönetimi devirebilecek kapsamda olmasa bile Suriye ordusunun hava gücünü mühimmat depolarını hedef alacağı açık olan Amerika’nın askeri müdahalesinin cephelerdeki durumu ordunun aleyhine çevirmesi riski söz konusuydu.

2- 2012 yılının temmuz ayında dış müdahaleye karşı bir caydırıcılık sağlamak açısından kimyasal silahlara sahip olduğunu gizlemeyen Suriye yönetimi, kimyasal silahları içeride kullanmadığını ispat edebilecek ne fiziki ne de psikolojik şartlara sahipti.

3- Uluslar arası alanda zaten büyük ölçüde yalıtılmış olan Suriye yönetiminin ABD müdahalesini engelleyebilecek askeri gücü de müttefiklerini kendisiyle birlikte savaşa ikna edebilecek siyasi gücü de bulunmuyordu.

4- Cephedeki güç dengesinin Suriye yönetiminin aleyhine dönmesinin, tek sığınak olarak gördüğü siyasi çözüm müzakerelerini de Şam’ın aleyhine çevireceğinden kuşku yoktu.

Şam’ın kardan zarar eden siyasi ‘zaferi’

Suriye yönetimi, Rusya’nın çözüm önerisini kabul ederek kimyasal silah kullandığı yönündeki suçlamaların da buna dayalı geliştirilen dış müdahale tehditlerinin de önünü almış oldu.

2012 yılı temmuz ayında dış müdahaleye karşı caydırıcı bir koz olarak açıkladığı kimyasal silahlarının bir dış müdahale gerekçesi haline geldiğini gören Suriye yönetimi, egemenliğini zaten içeriye karşı kullanmayacağını söylediği etkisiz elaman hükmündeki bir silahı teslim ederek korumuş oldu.

Böylece Şam, iç savaşta kendisi için hiçbir değer taşımayan bir silaha karşılık, halkını ve kendisini ‘kimsenin durduramayacağı’ bir savaşın yıkımından kurtararak ‘zafer’ kazanmış oldu.

Vekillerin hezimeti

Suriye yönetiminin kimyasal silah kullandığı iddiası, 2012 yılının aralık ayından itibaren gündeme sokulmaya başlandı.  

1- Amerika, Türkiye, İsrail ve Ürdün arasında aralık ayı başında yapılan bir toplantıyla Suriye’deki kimyasal silahlar gerekçe gösterilerek bir işbirliği kombinasyonu oluşturuldu.[7] İlerleyen süreçlerde İngiltere, Fransa, İsrail ve Türkiye Suriye yönetimini kimyasal silah kullanmakla suçladı.

2- Mart ayında Suriye ordusunun kontrolü altında bulunan Halep’in Han el-Asel kasabasına kimyasal silah saldırısında bulunulduğunu öne süren Suriye yönetiminin talebi üzerine 18 Ağustos’ta Şam’a geldi.

3- ABD liderliğindeki ‘Dostlar Grubu’ tarafından Suriye halkının temsilcisi olarak tanınan muhalifler, Suriye yönetiminin 21 Ağustos’ta Doğu Guta’da kimyasal silah saldırısında bulunduğunu iddia etti. Bu iddia Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan, İngiltere ve Fransa tarafından desteklendi.

4- ABD yönetiminin BM denetçilerinin incelemesini ve raporunu beklemeden müdahale kararı alması üzerine BM denetçileri, sadece 21 Ağustos’ta kimyasal silah saldırısına uğradığı öne sürülen Doğu Guta’da inceleme yapabildi.

5- ABD’nin İngiltere ve Fransa gibi Batılı müttefiklerinin müdahaleye ortak olacakları sinyalini verdiği günlerde; İsrail[8], Türkiye[9] ve Suudi Arabistan[10] gibi bölgesel müttefikleri müdahalenin kapsamı üzerinde taleplerde bulunmaya başladı, ‘Dostlar Grubu’ tarafından tanınan Suriyeli muhalifler ise “Büyük taarruz için müdahale”[11] beklediklerini açıkladı.

Ancak müdahale sürecine yaptıkları tüm katkılara rağmen; İngiltere, Fransa, Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan ve Özgür Suriye Ordusu’nun hissesine Lavrov-Kerry anlaşmasından hiçbir zafer nasip olmadı.

Çünkü Anlaşma, Rusya ile ABD’nin uzlaşması ve Suriye yönetiminin kabulü sayesinde gerçekleşti, diğerlerinin fikri bile sorulmadı.

Bu durum, Suriye’de yaşananların ‘halkın rejime karşı verdiği bir özgürlük mücadelesi’ değil, açık bir vekalet savaşı olduğu gerçeğini ortaya koyduğu gibi ‘asılların’ da ‘vekillerin’ de adresini göstermiş oldu.

   



Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
Amerikan jokerleri 08/12/2019 - 14:24 tarihinde eklendi
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet 18/10/2019 - 22:53 tarihinde eklendi
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerikan jokerleri
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım