MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
17/11/2013 - 17:14 tarihinde eklendi
Muhalefet cephesinde Cenevre hazırlığı
Alptekin DURSUNOĞLU
Muhalefet cephesinde Cenevre hazırlığı
Cenevre-2 sonrası sürece en rasyonel ve en pratik hazırlığı Kürtlerin yaptığı görülüyor.

Uluslar arası alanda Suriye sorunun siyasi çözümünün tartışılacağı Cenevre-2 Konferansı için hazırlıklar sürerken, en ılımlısından en radikaline tüm muhalif örgüt veya kesimin de yeni sürece hazırlık yaptığı görülüyor.

Suriye içindeki muhalif liderlerden Kadri Cemil, ekim sonunda gittiği Cenevre’de Amerikalı ve Rus yetkililerle görüştü.

Suriye yönetimi, başbakan yardımcılığı görevi de bulunan Kadri Cemil’i, görüşmelerini Şam’la koordine etmediği için görevden aldı.

Kadri Cemil ise Amerikalı ve Rus yetkililerle görüşmesini başbakan yardımcısı sıfatıyla değil, Özgürlük ve Değişim için Halk Cephesi adlı muhalif koalisyonun temsilcisi sıfatıyla yaptığını[1] belirterek Cenevre-2 Konferansına devleti değil mensubu olduğu muhalif grubu temsilen katılmak istediğini açıkladı.

Parlamentoda ve hükümette yer almamakla birlikte dış müdahaleye ve silahlı mücadeleye karşı çıkan Ulusal Koordinasyon Kurulu adlı muhalif grubun liderlerinden Heysem Menna; Lübnan, İran ve Rusya ile temaslarını sürdürerek Cenevre-2’ye hazırlandığını gösterdi.[2]

Dostlar cephesinde zor(un)lu hazırlık

Dostlar Grubu tarafından Suriye muhalefetinin temsilcisi olarak tanınan Ulusal Koalisyon ise başından beri karşı çıktığı, siyasi çözüme sahadaki gerçekliğin ve uluslar gelişmelerin etkisiyle itiraz ederek de olsa sürüklenmeye başladı.

Çünkü silahlı gruplar arasında yaşanan iç çatışmalar, Ulusal Koalisyon’u ve onun askeri kanadı olan Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) etkisizleştirirken cihatçı gruplar lehine oluşan denge ise başta ABD olmak üzere Dostlar Grubu’nun Batı kanadını siyasi çözüme yöneltmiş bulunuyor.

Ulusal Koalisyon’un Cenevre-2’ye katılması ise muhalefet cephesindeki kendi özgül ağırlığından dolayı değil, Dostlar Grubu tarafından desteklenmesinden kaynaklanan rolü ve muhalefet adına Dostlar Grubu’na vekalet edecek olmasından dolayı önem taşıyor.

Ulusal Koalisyon adlı muhalif grubun ana gövdesi niteliğini taşıyan Ulusal Konsey’in Başkanı George Sabra, 14 Ekim’de Cenevre konferansına katılmayacaklarını belirtmiş, hatta katılma kararı alınırsa Ulusal Koalisyon’dan ayrılma tehdidinde bulunmuştu.[3]

Ancak ABD’nin eski Şam Büyükelçisi Robert Ford, Ulusal Koalisyon’un Cenevre’ye katılma konusunu görüşeceği toplantısından iki gün önce Koalisyon’u Cenevre’ye katılmaya ikna etmek için İstanbul’a geleceği açıklandı.[4]

Daha önce ‘Beşşar Esed ve Baas rejiminin yer alacağı herhangi bir toplantıya katılmayacağını’ belirten Ulusal Koalisyon, 9 Kasım’da konferansa katılmak için BM’den resmi davet beklediğini açıkladı.[5]

Cenevre-2 konferansına katılma şartlarını belirlemek üzere 10 Kasım’da İstanbul’da toplanan[6] Ulusal Koalisyon, 13 Kasım’da da geçici hükümet kurdu.[7]

Ulusal Koalisyon’un 11 Kasım’da “Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in kurulacak geçiş hükümetinde yer almaması” şartıyla Cenevre-2 Konferansına katılacağını açıklaması[8] George Sabra’nın tehdidi ile Robert Ford’un telkininin uzlaştırıldığına işaret ediyordu.

Yani Ulusal Koalisyon, “Esed, çekileceğine dair bir takvim açıklamazsa müzakerelerde yer almayacağız” şeklindeki önceki tutumunu, “Esed’in gidişini müzakere etmek için Cenevre’ye gideceğiz” şeklinde yumuşatmış; böylece hem Koalisyon’dan çekilme tehdidi savuran Ulusal Konsey’in hem de Koalisyon’u mutlaka Cenevre’de görmek isteyen Amerika’nın isteği yerine getirilmiş oldu.

ABD, Koalisyon’u Cenevre-2’ye götürmekte neden ısrarcı?   

5-8 Aralık tarihlerinde Antalya’da Koalisyon’un askeri kanadı olarak yapılandırılan ÖSO genelkurmayı içerisinde yer alan silahlı grupların 25 Eylül’de Nusra’nın da imza koyduğu bir bildiriyle Ulusal Koalisyon’u tanımadığını açıklaması ve silahlı gruplar arasındaki ağırlık dengesinin cihatçıların lehine bozulması Amerika’yı siyasi çözüme yönelten en önemli sebep olarak gözüküyor.

Aslında Suriye sorununun siyasi yollarla çözümü konusunda 2012 yılının haziran ayı sonunda imzalanan Cenevre-1 bildirisinin yeterli olduğu, ancak metinde bulunmamasına rağmen ‘Esed gitmelidir’ ön şartından dolayı hayata geçirilemediği biliniyor.

ABD, bir buçuk yıllık gecikmeyle de olsa Rusya’yla anlaşmalı bir şekilde Cenevre-2’yi bir çözüm olarak önermekle, ön şartından vazgeçmiş gözüküyor; ancak başta Suudi Arabistan olmak üzere Dostlar Grubundaki bazı müttefiklerini ve kendisinin şekillendirdiği Ulusal Koalisyon’u buna ikna etmekte zorlanıyor.

Bu sebeple de 1. Cenevre konferansından bu yana siyasi çözüm için ön şartsız müzakere tutumunu koruyan Rusya tarafından zayıflıkla ve etkisizlikle suçlanıyor.[9]

Çünkü Moskova ile birlikte siyasi çözümü savunan Şam ve Tahran gibi başkentler de Suriye iç muhalefeti de, Ulusal Koordinasyon Kurulu da Cenevre-2’ye ön şartsız katılmaya hazır olduklarını açıklayarak topu, Amerika’nın ve müttefiklerinin sahasına atıyorlar.

Hatta Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Cenevre-2 konusunda ABD’yle yaptıkları anlaşmaya atıf yaparak“Amerikalı ortaklarımız bize muhaliflerin 2. Cenevre Konferansına katılacakları konusunda güvence vermişti. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, birkaç gün önce bana bu konu üzerinde etkin bir şekilde çalıştıklarını ve kısa sürede sonuç alacaklarını söylemişti; ama görüyoruz ki hala herhangi bir sonuç elde edememişler”[10] diyor ve “Batılı ortaklarımız hala muhaliflere söz dinletebilecek durumda değil” ifadesiyle ABD’yi açık bir dille aşağılıyor.

22 Ekim’de Londra’da yapılan Dostlar toplantısında “Beşşar Esed’in Suriye’nin geleceğinde hiçbir rolünün bulunmaması gerektiği” vurgulanmakla birlikte “Cenevre-2 konferansının 30 Haziran 2012 tarihli Cenevre bildirisine tamamen uygun bir siyasi geçiş öngörmesi gerektiği”[11]belirtilerek bir manevra alanı açılmıştı.

Bu, Ulusal Koalisyon’a zahiren ‘ön şartından vazgeçmeme onurunu’, ABD’ye ise Koalisyon’u Cenevre-2’ye katılmaya ikna ederek Rusya karşısındaki ‘itibarını’ koruma imkanı sunan bir manevra alanıydı.

Ulusal Koalisyon’un zahiren ön şartlı da olsa Cenevre-2’ye katılmayı kabul etmesi, ABD’yi Rusya karşısında kendi müttefikine söz geçiremeyen süper güç görüntüsünden kurtarması açısından önemliydi ve bu da gerçekleşmiş oldu.

Ulusal Koalisyon’un ön şartının hatta belki de varlığının ne kadar dikkate alınacağını ise müzakere masasında gözlemleme imkanımız olacak.

Kürt cephesi    

Yönetimde yer alan muhalifler, bağımsız muhalifler ve Dostlar’ın müttefiki olan muhalifler cephesinde bu hazırlıklar olurken, en şaşırtıcı ve dikkate değer adım Kürt muhaliflerden geldi.

PYD öncülüğündeki muhalif gruplar, 12 Kasım’da Kamışlı’da yaptıkları bir toplantıyla Kürtlerin yaşadığı bölgelerde ‘Rojava Genel Yönetimi Kurucu Meclisi’ adlı bir meclis kurdu ve geçici yönetim ilan etti.[12]

 Basında yer alan haberlere göre Kürtlerin dışındaki yerel unsurların da yer aldığı meclis, bir ucundan diğer ucuna yaklaşık 900 kilometrelik bir alanı, her biri kendi içinde özerk üç kanton bölgeye ayırarak yeni bir yönetim modeli oluşturdu.

PYD öncülüğündeki grupların bu adımı, ‘Irak’tan sonra ikinci bir Kürdistan Bölgesi’ hatta, ‘Irak Kürdistan Bölgesine alternatif Suriye Kürdistan Bölgesi’[13] olarak yansıtıldı.

Ulusalcı Kürt grupların Suriye’de Kürtlerin yaşadığı bölgeler için ‘Batı Kürdistan’ anlamına gelen ‘Rojava’ kavramını kullandıkları biliniyor.

Ancak ‘Rojava’ kavramı, Suriye’nin kuzeyine ilişkin nesnel gerçekliği olan bir tanımdan ziyade ideolojik bir tanım olarak gözüküyor. Çünkü Suriye’de, Erbil, Süleymaniye, Dohuk gibi tamamen Kürt nüfusun yaşadığı birbirine sınırı olan Kürt kentlerinden söz edilemiyor.

Kamışlı’da oluşturulan meclisin kanton bölge olarak söz ettiği Afrin, Kobani ve Cizir bölgelerinin haritadaki konumları da bu gerçekliği teyit ediyor.

Silopi ve Mardin’in güneyindeki Cizir, Suruç’un güneyindeki Kobani (Aynu’l Arab) ve Hatay’ın doğusundaki Afrin bölgelerinde Kürt nüfus yoğun olmakla birlikte bu kentlerle bu kentler arasındaki bölgelerde ağırlıklı olarak Arapların yaşadığı onlarca köy, kasaba ve ilçe bulunuyor.

Özetle ‘Rojava’ denerek birleşik bir Kürt bölgesi algısı oluşturulmaya çalışılan coğrafya bir ucundan diğerine yaklaşık 900 kilometreyi bulan bir alanı ifade ediyor; ancak 12 Kasım’da ilan edilen yeni idari yapıyla kurulan üç kanton, Arap denizi içerisinde birbirinden yüzlerce kilometre mesafedeki üç ayrı ada görüntüsü veriyor.

Rojava özerk yönetimi ne anlama geliyor?    

Bu nesnel durum, Suriye’de bir Kürdistan Bölgesi oluşturulmasının gerçekçi olmadığını gösteriyor.  

Peki mevcut gerçekliğe rağmen 12 Kasım kararı ne anlama geliyor? PYD Eş Başkanı Salih Müslim’in açıklaması, bunun cevabına ilişkin ip uçları sunuyor.

Müslim, “Bu meclisin kurulması Rojava’da (Suriye’nin kuzeyi) özerk bir yönetim ilan edildiği anlamına hiçbir zaman gelmez. Suriye’de çözüm bulunursa bu meclis de bu çözüme dahil olacak”[14] diyor.

PYD Eş Başkanı Salih Müslim’in bu açıklaması, Suriye’nin kuzeyindeki üç bölgeyi kapsayan yeni idari yapı oluşturma kararının iki sebepten ötürü alındığını düşündürüyor.

1- İç savaş şartlarının yarattığı otorite boşluğunu doldurma zorunluğu,

2- Cenevre-2 sonrası başlaması beklenen siyasi çözüm sürecine hazırlık.  

Bu ise Cenevre-2 sonrası sürece en rasyonel ve en pratik hazırlığı Kürtlerin yaptığını gösteriyor.

 


Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
Amerikan jokerleri 08/12/2019 - 14:24 tarihinde eklendi
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet 18/10/2019 - 22:53 tarihinde eklendi
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerikan jokerleri
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım