"Seçim meselesi açılmamış olsa da, taraflar ilişkilerindeki bu olumlu havanın sonunda 'bir tür işbirliğine' dönüşeceğini düşünüyor."

YDH - Dürzi toplumunun liderleri Velid Canbolat ve Talal Arslan arasındaki tarihsel rekabet, Suriye’deki Dürzi bölgelerinde artan gerilim nedeniyle yerini siyasi işbirliğine bıraktı. İki lider, geçmişteki kanlı ihtilafları aşarak 2023’te uzlaştı ve Süveyda’daki gelişmelerin Lübnan’a sıçramaması için ortak hareket ediyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Lina Fahreddin'in değerlendirmesine göre aralarında Suriye dosyasında farklılıklar bulunsa da, Dürzi birliğini ve Lübnan’ın istikrarını korumayı öncelikli hedef olarak görüyorlar. İleride seçimlerde nasıl bir işbirliği yapacakları ise belirsizliğini koruyor.
Yaklaşık bir asırdır Canbolat ve Arslan ailelerinin ilişkisi inişli çıkışlı seyrediyor. Çoğu zaman siyasi ihtilaflar baskın çıktı, kimi zaman bu anlaşmazlıklar kanlı olaylara dönüştü.
Bu çekişmeler öyle bir noktaya vardı ki “Mir”in destekçileri, el-Muhtara’nın, Aley’de milletvekili Talal Arslan’a bırakılan boş koltuğu “kaçırdığına” ikna oldu.
Bu, 2 binden fazla sosyalist oyun Mark Dau lehine yönlendirilmesiyle mümkün oldu ve Dau bu sayede milletvekili seçildi. Ancak asıl büyük darbe, 2005’te gelmişti.
Velid Canbolat, o dönem Hizbullah’ın da desteğiyle, Halde’de yetişen gençlerden biri olan Feysal Sayığ’ı kendi safına çekerek, Talal Arslan’ı mağlup etti ve babadan oğula miras kalan Mir'in koltuğunu ona armağan etti.
Buna rağmen, Dürzi ikilisinin ilişkilerindeki gelgitlere karşın, ikisi de hem seçim sonuçlarını hem de Kabr Şemun, Şüveyfat ve dağda yaşanan bazı dağınık olaylarda dökülen kanı geride bıraktı.
2023’te partileri arasında siyasi uzlaşı sağlandı. Bu uzlaşı, son yerel seçimlerde çeşitli bölgelerde ittifak ya da koordinasyonla pekişti; seçimler ciddi bir gerginlik yaşanmadan tamamlandı.
İki parti —Lübnan İlerici Sosyalist Partisi ve Demokratik Parti— arasındaki bu yakınlaşma kısa sürede daha da güçlendi.
Suriye’nin Dürzi bölgelerinde tansiyon yükselince eski milletvekilleri Velid Canbolat ve Talal Arslan, geçmişteki ihtilafları geride bırakarak birlikte hareket etmeye karar verdi.
Amaçları Dürziler arası fitneyi önlemek, Lübnan sahasını —özellikle Sünni-Dürzi ilişkilerini— Süveyda’daki gelişmelerden uzak tutmaktı.
Artık Canbolat ile Arslan’ın, Suriye dosyasını takip eden pek çok toplantıda bir araya gelmesi sıradan hale geldi. Son buluşmaları, Cumhuriyet Müftüsü Abdüllatif Deryan ve bazı bölge müftüleriyle oldu.
Önce Dürzi birliği
Bugünkü yakınlaşmayı tarihte istisna olarak nitelemek doğru olmaz. Çünkü iki aile, baba Kemal Canbolat ve Mucid Arslan döneminden beri tarihsel bir ihtilaf içindeydi.
Fakat her zaman bir temel prensipte buluştular: Dağda kan dökülmesin, “Ma’rufîler” arasında sert çatışmalar yaşanmasın. (1958 ve 1975 savaşları hariç.) Canbolat ve Arslan aileleri, “Dağ iyi durumdaysa, Lübnan iyi durumdadır,” sözünü sürekli tekrarladı.
Bu nedenle iki aile, ihtilaflarını bir kenara bırakıp Dürzi evini toparlamaya ve açılıma gayret etti. Ayrıca aralarındaki akrabalık bağları da bu yakınlığı güçlendirdi.
Zira Bey aslında Mey Şekib Arslan’ın oğlu, Mir ise Havle Reşid Canbolat’ın oğluydu. Havle Hanım, iki lider arasında birçok kez arabuluculuk yaptı ve bir dizi görüşmede hazır bulundu.
Bütün bunlar, Canbolat ve Arslan’ın ilişkisini Marunî liderlerin ilişkilerinden farklı kıldı. İkili, daha çok birbirini destekleyen ve rakibinin liderlik mirasını koruyan figürler gibi göründü.
Pek çok kişi bu dönemsel yakınlaşmaları, Beni Ma’ruf geleneğine bağladı; zira bu topluluk zorluklar karşısında genellikle birleşir.
Ve zorluklar, Dürzi Dağı’ndan “mihnet” şeklinde geldi. Dürzilerin kıyametin son işaretlerinden saydığı bu mihnet karşısında Bey ve Mir tek saf oluşturdu. Bu, aralarındaki iletişimin artmasına ve partilerinin tüm köylerde günlük düzeyde koordinasyonuna yol açtı.
Temel mantık şuydu: “Şimdilik varlığımızı koruyalım, sonrasında eğer bu varlık sürerse çekişiriz.”
Farklılıklar var ama...
Geçici uyuma rağmen, Suriye dosyasına bakışlarında büyük farklılıklar var. Arslan, “Suriye Dürzilerinin korunmasını teyit etmek”le yetindi; onların adına pazarlık yapmak ya da karar almak istemedi. Buna karşılık bazı çevreler, “Canbolat grubunu” Suriye’deki bazı Dürzi silahlı gruplarla temas kurmakla suçladı.
Ayrıca Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) rejiminin lideri Ebu Muhammed el-Colani (şimdiki adıyla Ahmed eş-Şaraa) rejimine yaklaşımda da ayrıştılar. Arslan, bu hükümeti “terörist” olarak nitelendirdi. El-Muhtara ise onu düşman ilan etmek yerine müzakere etmeyi tercih etti.
Yine de ortaklaştıkları nokta şu oldu: Dürzi cephelerini ayırmak, yani Lübnan’ı Suriye’den ayrı tutmak, bölünmeci ve ayrılıkçı politikalara karşı çıkmak ve İsrail’le yakınlaşmayı reddetmek.
Bey ve Mir, dini merciler ve şeyhleri dolaşarak fitneyi önlemeye, onları siyasetten uzaklaştırmaya çalıştı. İki lider, “Suriye Dürzi meselesine karışmayalım, askeri destek vermeyelim, Lübnan içini Suriye’nin yansımalarından koruyalım” fikrinde anlaştı. Bu doğrultuda önümüzdeki günlerde Aley’deki bazı dini liderlerin evlerine ziyaretler planlıyorlar.
Şimdilik seçim yok
Kimileri, Arslan’ın bu birlikteliğin kendi tabanına zarar verdiğini düşündüğünden uzlaşının zayıfladığını öne sürüyor. Ancak her iki taraf da bunun tersini savunuyor.
Yine de iki taraf, seçimlerle ilgili herhangi bir dosyayı konuşmayı reddediyor. Dağ’da olası ittifak dâhil. “Böylesi kritik koşullarda seçim dosyasını açmak ayıptır,” diyorlar. Bu yüzden ne Canbolat, ne Arslan ne de yakınları böyle bir tartışmaya girdi.
Seçim meselesi açılmamış olsa da, taraflar ilişkilerindeki bu olumlu havanın sonunda “bir tür işbirliğine” dönüşeceğini düşünüyor. Ancak bunun nasıl bir form alacağı şimdiden kestirilemiyor. Nihayetinde her şey rakamlara, ittifaklara, listelere ve her iki tarafın çıkarına bağlı.
Ayrıca Talal Arslan’ın yerine oğlu Mecid’in aday olma ihtimali masada. Canbolat ile Arslan arasındaki yakınlaşma, oğulları Teymur ve Mecid’e de yansıdı.
İki genç arasındaki sürekli görüşmeler ve ortak ziyaretler, iki babanın aralarındaki uyumu miras bırakma isteğini gösteriyor.
Çeviri: YDH