Tahran Washington'a güvenmiyor: İran her ihtimale karşı savaş hazırlığında

img
Tahran Washington'a güvenmiyor: İran her ihtimale karşı savaş hazırlığında YDH

İran'da protesto dalgasının sona ermesiyle "savaşın 13. günü" olarak adlandırılan süreç geride kalsa da ABD'nin bölgedeki askeri tahkimatı ve Donald Trump'ın tehditleri gölgesinde çatışma riski ciddiyetini koruyor.



YDH - ABD’nin bölgedeki askeri varlığını eşine az rastlanır bir seviyeye çıkarması, Washington'dan gelen "diyalog" mesajlarına rağmen İran’a yönelik bir askeri müdahale beklentisini güçlendiriyor.

Tahran yönetimi, altı ay önce yaşanan 12 günlük savaşı ve ardından gelen iç huzursuzlukları "ABD-İsrail komplosu" olarak nitelendirirken, Beyaz Saray'ın açıklamalarını samimi bulmuyor.

Cumhuriyetçi lider Donald Trump’ın "protestocuların infaz edilmesi durumunda askeri güç kullanma" tehditleri, bölgedeki tansiyonu halihazırda en yüksek seviyeye taşımış durumda.

Amerikan kaynaklarından elde edilen bilgilere göre, USS Abraham Lincoln uçak gemisi bölgeye doğru ilerleyişini sürdürüyor.

Lincoln, Kızıldeniz’deki Roosevelt uçak gemisi, Umman Körfezi’ndeki Mitscher füze imha gemisi ve Basra Körfezi’ndeki McFaul muhribi ile birlikte CENTCOM komutasındaki devasa bir filoya dahil olacak.

Bu askeri hareketlilik, Tahran üzerinde "maksimum baskı" kurma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Beyaz Saray'ın "stratejik belirsizlik" politikası

Başkan Donald Trump, son açıklamalarında "İran’ı izliyoruz, devasa bir filo bölgeye gidiyor. Hiçbir şey olmamasını tercih ederim ama onları yakından takip ediyoruz" ifadelerini kullandı.

Başkan Yardımcısı J.D. Vance ise bu tahkimatın bir çatışma başlatmak için değil, ABD kuvvetlerini korumak ve seçenekleri masada tutmak amacıyla yapıldığını öne sürdü. Ancak Washington’ın bir yandan askeri güç sergileyip diğer yandan "gölge filo" olarak adlandırılan İran petrol tankerlerine yeni yaptırımlar uygulaması, bölge başkentlerinde "stratejik belirsizlik" olarak yorumlanıyor.

Bu belirsizlik ortamı, sadece ikili ilişkileri değil, tüm bölge güvenliğini de tehdit ediyor. Trump’ın hem tehdit savurup hem de müzakere kapısını açık bırakması, yanlış hesaplamalardan kaynaklanabilecek büyük bir çatışma riskini tırmandırıyor.

El-Ahbar gazetesinin aktardığına göre Tahran Üniversitesi'nden siyaset bilimci İbrahim Muttaki, Batı dünyasının İran'ı çevrelemek ve etkisiz hale getirmek için yeni bir ittifak kurma çabasında olduğunu belirterek, bu durumun bölgesel sisteme kriz olarak döneceği uyarısında bulunuyor.

"Saldırıya uğrarsak yanıtımız topyekun savaş olur"

İranlı üst düzey yetkililer, herhangi bir saldırının "topyekun savaş" olarak kabul edileceğini ve bu durumun saldırgan tarafa maliyetinin çok ağır olacağını vurguluyor.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’a yakınlığıyla bilinen Ferhihtegan gazetesi, Tahran’ın olası bir saldırıya karşı meşru müdafaa hakkını hatırlatarak şu analize yer verdi:

"İran topraklarına yönelik herhangi bir askeri müdahale, Batı-Siyonist cephesinin savaş ilanıdır. Böyle bir durumda İran, yanıtını sadece saldırının kaynağıyla sınırlı tutmayacaktır. Başta işgal altındaki topraklar (İsrail) olmak üzere, bölgedeki tüm ABD askeri merkezleri, hava üsleri ve deniz tesisleri meşru hedef haline gelecektir."

Analizinin devamında enerji güvenliğine de vurgu yapan gazete, İran'ın ulusal güvenliğinin tehlikeye girmesi durumunda Basra Körfezi'ndeki petrol akışının duracağını belirtti.

Tahran, kendi topraklarını veya tesislerini kullandıran ülkelerin enerji güvenliğini garanti etme zorunluluğu hissetmeyeceğinin altını çizerek, küresel enerji piyasalarını sarsacak bir karşı hamle sinyali verdi.



Makaleler

Güncel