ABD yönetiminin aldığı kararların arkasındaki askeri ve ekonomik sınırları deşifre ederek, İsrail lobisinin ve Siyonist ideolojinin Amerikan dış politikasını sürüklediği çıkmazı ayrıntılarla ortaya koydu.
YDH - ABD merkezli bağımsız medya kuruluşu Grayzone'un Genel Yayın Yönetmeni ve araştırmacı gazeteci Max Blumenthal, ülkenin önde gelen hukukçularından eski Yargıç Andrew Napolitano'nun sunduğu "Özgürlüğü Yargılamak" programına konuk oldu.
Blumenthal, ABD ile İran arasında imzalanan son mutabakat muhtırasını, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in İsrail kabinesine yönelik açıklamalarını, Suriye ve Lübnan hattındaki askeri dengeleri ve muhafazakar gençlik hareketi Amerika'nın Dönüm Noktası (TPUSA) kurucusu Charlie Kirk'ün suikasta uğramasının ardından örgütün geçirdiği ideolojik dönüşümü değerlendirdi.
Haberin analizine ve mülakatın detaylarına geçmeden önce programın sunucusu Andrew Napolitano, ABD'nin ilan edilmemiş savaşlar yürütme alışkanlığına değinerek şu tespiti yaptı:
"Hükümetimiz, Amerikan halkından hiçbir itiraz gelmeksizin, saldırganlık olarak da bilinen önleyici savaşlara girişiyor. Hükümet eliyle gayrimeşru güç kullanılmasıyla yaşamaya alışmış durumdayız. Gerçek anlamda özgür bir toplum inşa etmek için güce başvurma fikrini anlamalı ve reddetmeliyiz. Ya vatanı sevmek, bazen hükümeti değiştirmeyi veya ortadan kaldırmayı gerektiriyorsa? Ya Jefferson haklıysa? Ya en az yöneten hükümet en iyisiyse? Ya hükümet haksızken haklı olmak tehlikeliyse? Ya özgürlük için savaşarak ölmek, köle olarak yaşamaktan daha iyiyse? Ya özgürlüğün en tehlikeli anı şu ansa?"
"İran savaşın ilk haftasında büyük bir stratejik zafer kazandı"
Yargıç Napolitano'nun, Trump yönetiminin "koşulsuz teslimiyet" olarak sunduğu sürecin nasıl olup da İranlıların kutladığı bir ateşkese dönüştüğünü sorması üzerine Max Blumenthal, Tahran'da temkinli bir hava hakim olmakla birlikte askeri sonucun çok net olduğunu belirtti. Blumenthal şu ifadeleri kullandı:
"İran'da herkes aslında kutlama yapmıyor, bu anlaşmaya karşı temkinli bir yaklaşım var. Ancak net olan bir şey var ki o da İran'ın kazandığıdır. Bunu haftalar önce de söylemiştim; İran daha ilk haftada kazandı. Bu, İran için büyük bir stratejik zaferdir. Bu, ABD imparatorluğunun savaş sonrası dönemde aldığı en ağır yenilgidir. Belki de Vietnam'dan daha ağır bir yenilgidir çünkü Vietnam'ın ekonomik hasarı büyük ölçüde sınırlandırılabilmişti, oysa bu savaşın ekonomik hasarı sınırlandırılamaz."
Blumenthal, gelinen noktanın ABD müesses nizamını, Donald Trump'ı bu savaşa sürükleyen "Siyonist mantığın" mantıksızlığıyla yüzleşmeye zorladığını kaydetti. Gazeteci, bu kavramı şu sözlerle açıkladı:
"Bu savaş tamamen, ABD'nin İsrail'in stratejik derinliğini korumaya ve Yahudi devleti olarak adlandırılan yapının geleceğini garanti altına alan etnik üstünlükçü sistemi savunmaya yönelik mutlak taahhüdüne dayanan Siyonist mantık üzerine kuruldu. Bu durum ABD'yi, Siyonist mantığı takip ettiği için kendini normal uluslararası ilişkiler alanının dışında bulduğu stratejik ve siyasi bir bataklığa sürükledi."
"Siyonist mantık ile gerçeklik arasındaki çelişki patlak verdi"
Siyonist mantığın bölgedeki demografik gerçeklerle çeliştiğini ve varlığını sürdürmek için şiddet mühendisliğine ihtiyaç duyduğunu belirten Blumenthal, bu sistemin Washington'daki "hristiyan otoriteyi" manipüle etme, rüşvetle bağlama ve şantaj yapma kabiliyetine dayandığını ifade etti.
Trump yönetiminin ve özellikle Başkan Yardımcısı JD Vance'in son dönemde kullandığı "gerçeklik" vurgusunun bu yüzden tarihi bir dönüm noktası olduğunu kaydetti:
"Bugün en önemli kelime 'gerçeklik' kelimesidir çünkü Siyonist mantık ile normal uluslararası ilişkilerin bir ifadesi olan gerçeklik arasındaki çelişki patlak verdi. ABD tarihindeki diğer tüm yönetimlerden daha fazla Benyamin Netanyahu ve iktidardaki Likud partisinin kontrolü altında olan, şu veya bu derecede İsrail tarafından satın alınmış bir yönetim, şimdi İsrail'in bu dışlayıcı davranışlarıyla Washington'daki hristiyan desteğini kaybetmeyi göze alamayacağı şeklindeki soğuk ve sert gerçeklikle yüzleşiyor."
Blumenthal, ABD'nin artık bu mantığı sürdüremeyeceğini, aksi takdirde mühimmat krizine gireceğini, kendi yakın çevresini bile savunamayacağını ve ekonomik çöküş yaşayacağını vurguladı.
Trump'ın başkanlığının tehlikede olduğunu belirten gazeteci, "Donald Trump, başkanlığını kurtarmak ve ara seçimlerde yaşanacak feci kayıpları önlemek için Siyonist mantığa direnmek zorunda kaldı" dedi.
"İsrail dünyadaki tek müttefikini yabancılaştırmayı göze alamaz"
Mülakatta, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in Beyaz Saray basın odasında düzenlediği basın toplantısından kesitler sunuldu. Vance, Axios sitesinde yer alan ve İsrail Başbakanı Netanyahu'nun mutabakat muhtırasına öfkeli olduğunu, Lübnan konusunda kendini bu anlaşmayla bağlı hissetmediğini belirten haberlere sert yanıt vermişti.
Vance konuşmasında, Netanyahu kabinesindeki bazı bakanların ABD Başkanı'na kişisel olarak saldırmasını eleştirerek, "Donald J. Trump şu anda dünyada İsrail devletine sempati duyan tek devlet başkanıdır. Ben İsrail hükümetinin kabinesinde olsaydım, dünyada elimde kalan tek güçlü müttefike saldırmazdım" ifadelerini kullanmıştı.
Ayrıca son üç ayda İsrail'i koruyan savunma silahlarının üçte ikisinin Amerikan elleriyle yapıldığını ve Amerikan vergileriyle ödendiğini hatırlatmıştı.
Vance'in bu çıkışını değerlendiren Blumenthal, bu sözlerin Washington perspektifinden "gerçekliğin" ifşası olduğunu söyledi:
"JD Vance, bu açıklamalarıyla ABD-İsrail arasındaki özel ilişkinin saçmalığını ortaya koydu. İsrail'in, tarihteki hiçbir devlete benzemeyen bir şekilde, başka bir ülkedeki azınlık bir grubun siyasi manipülasyonuna ve fonlarına bağımlı olduğunu kaydetti. Aslında bu, Trump'a rüşvet vererek onu bu savaşa zorlayan Amerikalı Yahudilerin çok küçük bir azınlığıdır. İsrail, Cumhuriyetçi Parti içindeki temsilcilerini Trump'ın üzerine salarak bu yolda devam edemez. Trump oldukça fevri, öfkeli ve intikamcı bir figürdür."
Blumenthal, Siyonist mantığın İran'ın balistik füze kapasitesine bile tahammül edemediğini, çünkü bunun İsrail içindeki elite ait nüfusun Almanya veya Güney Kıbrıs gibi ülkelere beyin göçü yapmasına neden olacağını ifade etti.
"Demokrat Parti savaşı tırmandırmak için her fırsatı kullandı"
Anlaşmayı baltalamaya çalışacak odaklara değinen Blumenthal, ilk olarak Washington'daki Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) gibi "Önce İsrail" diyen grupları işaret etti. Bu yapıların Trump yönetimine Siyonist mantığı dayatarak deniz ablukasına kadar varan feci planlar hazırladığını belirtti.
Blumenthal, ikinci tehlikeli odağın ise Demokrat Parti dış politika liderliği olduğunu belirtti:
"Demokrat Parti'nin dış politika liderliği, yani Susan Rice, Rusya komplosu yalanının baş aktörü Adam Schiff ve Senato Dış İlişkiler Komisyonu'ndan Chris Murphy, bu mutabakatı 'koşulsuz teslimiyet belgesi' olarak nitelendirerek Donald Trump'a saldırıyor. Evet, bu savaşın ABD gücü için büyük bir gerileme olduğu konusunda haklılar; Hürmüz Boğazı savaştan önce açıktı ve ABD, İran karşısında stratejik mevzi kaybetti. Ancak yanıldıkları nokta, İran'ı ABD'nin doğrudan düşmanı olarak görmeleridir. İran, ABD ile ekonomik fayda temelinde müzakere etmeye hazır bir ülkedir."
Blumenthal, Biden dönemindeki kadroları da eleştirerek, "Antony Blinken ve Jake Sullivan gibi vasat Siyonist ideologlar, Lübnan'da gerilimi tırmandırmak amacıyla Gazze'deki her ateşkes ihtimalini yerle bir etti ve Hizbullah'ı yenerek Lübnan'ı bir normalleşme anlaşmasına zorlama fantezisiyle Siyonist mantığı takip etti" dedi.
"Trump, eski El-Kaide liderini Hizbullah'a karşı vekil olarak kullanmak istiyor"
Suriye'deki duruma ve Donald Trump'ın açıklamalarına değinen Blumenthal, ABD'nin Suriye'deki kirli savaşa verdiği desteğin Obama ve Biden yönetimlerinin eseri olduğunu hatırlattı.
Bugün Şam'da iktidara gelen eski El-Kaide unsurlarının arkasında bu politikaların olduğunu belirten Blumenthal, Trump'ın Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara (eski adıyla Ebu Muhammed el-Cevlani) ile ilişkisini şu sözlerle eleştirdi:
"Trump, Irak'ta El-Kaide saflarındayken hapis yatan bu ismi Beyaz Saray'da ağırladı ve üzerine Trump parfümü sıktı. Yakında Ankara'daki NATO zirvesinde bir araya gelebilirler. Trump, Suriye'deki eski El-Kaide liderini ve IŞİD'in kurucularından birini, Hizbullah'a karşı İsrail'in yerini alacak temel ABD vekili olarak konumlandırmayı öneriyor. Bu absürt bir fikirdir. El-Kaide Suriye'de Hizbullah'a karşı daha önce kaybetti, yine kaybedecektir."
Blumenthal, Lübnan'da ise İsrail ordusunun Şii Lübnan vatandaşlarının güneydeki evlerine dönmesini engellemek için açık emirler aldığını ve her gün düzinelerce sivili öldürdüğünü, ABD'nin ise bu etnik temizlik karşısında hiçbir şey yapmadığını vurguladı.
"Charlie Kirk'ün ölümünün ardından muhafazakar gençlik İsrail çizgisine çekildi"
Programın son bölümünde Yargıç Napolitano, muhafazakar gençlik hareketi Amerika'nın Dönüm Noktası (TPUSA) lideri Charlie Kirk'ün suikasta uğramasının ardından yaşanan gelişmeleri sordu.
Blumenthal, Kirk'ün ölümünden sekiz gün sonra programının dağıtım haklarının İsrail devleti için çalışan tescilli bir yabancı acenteye devredildiğini açıkladı:
"Charlie Kirk'ün programı artık İsrail'in yabancı bir ajanı tarafından dağıtılıyor. Bu anlaşma o öldürüldükten sekiz gün sonra tamamlandı. Bu anlaşmanın İsrail'in onu öldürdüğüne dair bir kanıt olduğunu söylemiyorum, buna dair kanıtım yok. Ancak bu durum, Kirk'ün ölümünden sonra muhafazakar hareketin (MAGA) ne hale geldiği konusunda çok şey anlatıyor."
Blumenthal'in aktardığına göre, dağıtımı üstlenen Salem Media grubu, eski Trump kampanya menajeri Brad Parscale'in şirketiyle büyük bir lobi sözleşmesi imzaladı.
Doğrudan İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından fonlanan bu yapı, genç muhafazakarları etkilemek ve kiliseler üzerinden Hristiyan Siyonizmini yaygınlaştırmak için çalışıyor.
Blumenthal, hayatta olsaydı Charlie Kirk'ün bu anlaşmaya asla onay vermeyeceğini vurguladı:
"Charlie Kirk, ölümünden bir ay önce katıldığı programlarda İsrail lobisinin üzerindeki baskısından yakınıyor ve 'Ben kendi ülkemi destekliyorum, İsrail'i değil' diyordu. İran'a saldırmak isteyen senatör Lindsey Graham'i patolojik olarak deli ilan etmişti. Ancak o öldükten sonra örgütün yeni yöneticileri hemen İsrail gündemine boyun eğdi. Kirk'ün savaş karşıtı mirasını kasıtlı olarak gömüyorlar. Eğer Charlie Kirk hayatta olsaydı, Donald Trump'ın bu savaşı başlatmasının önünde muazzam bir engel olurdu. Bu yüzden onun ortadan kalkması birileri için çok kullanışlı oldu."