Yargıç Andrew Napolitano’nun mülakatına katılan ödüllü gazeteci Aaron Mate, ABD seçimlerinde İsrail yanlısı çizgide duran adayların aldığı ağır yenilgileri ve Washington’ın Ortadoğu politikasını değerlendirdi.
YDH - Yargıç Andrew Napolitano’nun internet üzerinden yayınlanan programına katılan ödüllü gazeteci Aaron Mate, New York Kongre ön seçimlerinde yaşanan çarpıcı gelişmeleri, ABD ile İran arasındaki gizli mutabakatı ve İsrail’in Lübnan’daki askeri faaliyetlerini ele aldı.
New York’ta Demokrat Parti içindeki kongre ön seçimlerini yakından takip ettiklerini belirten Yargıç Napolitano, ünlü giyim markasının varisi olan ve liberal kimliğiyle tanınan Demokrat Kongre Üyesi Dan Goldman’ın, Gazze’deki soykırıma yüksek sesle karşı çıkan ilerici bir aday karşısında uğradığı yenilginin arka planını sordu.
"Demokratlar Ukrayna’yı silahlandırma dogmasını merkeze alarak büyük bir hata yaptı"
Gazeteci Aaron Mate, Dan Goldman’ın siyasi yükselişini ve düşüşünü analiz ederken, Goldman’ın 2019 yılında Başkan Donald Trump’a yönelik ilk azil sürecinde Demokrat Parti’nin başsavcısı olarak öne çıktığını anımsattı.
Goldman’ın, Trump’ın Ukrayna’ya yönelik silah sevkiyatını askıya almasını ABD ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit olarak sunduğunu belirten Mate, o dönemde bu çizgiyi sert bir şekilde eleştirdiğini ifade etti.
Mate, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
"Rusya soruşturmasının çöküşünün ardından ulusal bir dergide birçok makale kaleme aldım. Demokratları, Trump’a muhalefetlerini temelde Ukrayna’yı silahlandırmanın ülke ve dünya için iyi olduğu yönündeki yeni muhafazakar dogmaya dayandırmalarının kötü bir gidişata işaret ettiği konusunda uyardım. Eğer muhalefetinizi bu dogma etrafında şekillendirirseniz, seçmenlerin hayatını doğrudan etkileyen gıda fiyatları gibi gerçek sorunlardan uzaklaşırsınız. Ancak Demokrat Parti bu rüzgarı tercih etti ve Dan Goldman, Trump’ın ilk azil sürecinin yarattığı dalgayla Kongre’ye seçildi. 7 Ekim süreci başladığında ise Goldman gibi isimler partinin dümenindeydi ve bu durum Demokratların katı bir İsrail yanlısı pozisyon almasını kolaylaştırdı."
"Seçmenler İsrail’i her şeyin önüne koyan siyasetçileri artık tolere etmiyor"
Dan Goldman’ın kendi seçim bölgesindeki seçmenlerin, İsrail lobisiyle ve İsrail hükümetiyle bu kadar yakın ilişkiler kuran bir siyasetçiyi daha fazla kabul edemediğini vurgulayan Aaron Mate, seçim bölgesinde yoğun bir Musevi nüfusun bulunmasına rağmen bu tepkinin sandığa yansıdığını aktardı.
Mate, "Dan Goldman, İsrail’in insani yardımları engellemesini kınamayı reddetti. İsrail’in gerçekleştirdiği her sadistçe eylemi savundu. Sonuç olarak seçmenlerinin büyük öfkesiyle karşılaştı" dedi.
Goldman’ın karşısına çıkan rakibi Brad Lander’ın ise ABD’nin İsrail’e yönelik silah yardımlarını eleştiren ve Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) olarak bilinen lobi kuruluşuna karşı mücadeleyi kampanyasının merkezine oturtan bir isim olduğunu belirten Mate, Lander’ın zaferini şu sözlerle aktardı:
"Brad Lander kendisini ilerici bir siyonist olarak tanımlıyor. Bence bu kendi içinde bir çelişki barındırıyor olsa da lobiye karşı durmayı başardı. Lander, Dan Goldman’ı çok büyük bir farkla mağlup etti, yarış hiç de başa baş geçmedi. Elbette New York gibi kıyı şehirlerindeki sonuçları tüm ülkenin genel bir yansıması olarak okurken temkinli olmak gerekir. Ancak bu sonuç, Demokrat Parti tabanının önemli bir bölümünün artık İsrail’i her şeyin önüne koyan siyasetçileri tolere etmeyeceğine dair çok güçlü bir işarettir."
Mate, seçim sürecinde yaşanan çarpıcı bir örneği de paylaştı. Brooklyn’de bulunan Poetica adlı kahve dükkanının sahiplerinin, Dan Goldman’ın dükkanlarına geldiğini fark ettikten sonra sosyal medyada yayımladıkları mesajı aktaran Mate, dükkan yönetiminin Goldman’a hitaben, "Biz ırkçılara, faşistlere, homofobiklere ve soykırım destekçilerine hizmet vermiyoruz. Sizi hemen tanımadığımız için üzgünüz. Ödediğiniz parayı kredi kartınıza iade ettik. Sizin paranıza ihtiyacımız yok, bu para zaten muhtemelen İsrail lobisinden geliyor" şeklinde bir paylaşım yaptığını belirtti.
Mate, bu olayın ardından federal hükümetin kahve dükkanına yönelik bir sivil haklar soruşturması başlattığına dikkat çekti.
Yargıç Napolitano’nun, federal hükümetin bu soruşturmayı kahve dükkanının Goldman’ı siyasi görüşleri nedeniyle değil, Musevi kimliği nedeniyle dışlayıp dışlamadığını incelemek üzere başlattığını doğrulatması üzerine Mate, şu değerlendirmede bulundu:
"Evet, tam olarak öyle. Ayrıca Dan Goldman’ın ofisinin duvarına yazılan ve kendisinin Musevi kimliğiyle hiçbir ilgisi olmayan, tamamen soykırım desteğini eleştiren duvar yazıları da Goldman ve müttefikleri tarafından bir Yahudi düşmanlığı örneği olarak sunulmaya çalışıldı. Bu, soykırıma karşı olmayı Yahudi düşmanlığıyla eş değer gösterme taktiğinin klasik bir örneğidir. Ancak bu seçimde bu korku iklimi işe yaramadı. Goldman’ın rakibi Brad Lander da Musevi bir siyasetçiydi. Dolayısıyla rakiplerini Yahudi düşmanlığıyla suçlamak bu kez karşılık bulmadı."
"AIPAC gibi habis bir güce karşı durmak New York’ta sandıkta karşılık buldu"
New York’taki diğer seçim bölgelerinde de soykırıma açıkça karşı çıkan adayların zafer kazandığını ifade eden Aaron Mate, New York Belediye Başkanı Zohron Mamdani'nin desteklediği Claire Valdez ve Daria Laza Abila Shioalier gibi isimlerin de ön seçimlerden galibiyetle çıktığını belirtti.
Mamdani'nin, Amerikan siyasetindeki en habis güçlerden biri olarak nitelendirdiği lobi kuruluşunu doğrudan hedef almaktan çekinmediğini vurgulayan Mate, şöyle devam etti:
"Belediye Başkanı Mamdani, Amerikan siyasetindeki bu lobiyi doğrudan hedef aldı ve New York’ta bu stratejinin işe yaradığını gördük. Mamdani'nin desteklediği ve kampanya yürüttüğü üç adayın üçü de kongre ön seçimlerini kazandı. Bu sonuçlar, Senato çoğunluk lideri Chuck Schumer ve Temsilciler Meclisi Demokrat lideri Hakeem Jeffries gibi İsrail lobisine sadık olan diğer ağır toplar için de çok ciddi bir uyarı niteliğindedir. New York halkı, ABD’li siyasetçilerin bu lobiye olan teslimiyetine ve Gazze’deki kıyıma karşı büyük bir tiksinti duyuyor."
Daria Laza Abila Shioalier’in, Kongre Hispanik Grubu Başkanı olan rakibi Adriano Espat’ı mağlup ettiğini kaydeden Mate, bu adaylığın arkasındaki motivasyonlardan birinin, Filistin kökenli olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan ve sınır dışı edilmek istenen Columbia Üniversitesi öğrencisi Mahmud Halil’e Espat’ın hiçbir destek vermemesi olduğunu belirtti.
"İran ile yapılan mutabakat gerçek bir barış değil, sadece gösteriye yönelik bir duraksamadır"
Mülakatın ikinci bölümünde ABD ile İran arasında varılan mutabakat zaptını değerlendiren gazeteci Aaron Mate, bu anlaşmanın bölgeye gerçek bir barış getirmeyeceğini, yalnızca geçici bir duraksama niteliği taşıdığını ifade etti.
Lübnan sınırındaki çatışmaların son günlerde biraz sakinleştiğini ve İsrail’in saldırılarını bir nebze azalttığını aktaran Mate, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bana göre bu mutabakat sadece gösteriye yönelik bir duraksamadır. Bunun daha büyük bir barışa dönüşüp dönüşmeyeceği tamamen Trump’ın ne yapmak istediğine bağlıdır. Lübnan’dan aldığım bilgilere göre, İsrail saldırılarını azalttı ancak tamamen durdurmadı. Bu durum, ABD’nin İsrail’e gerçekten ciddi bir şekilde 'artık yeter' dediğinde İsrail’in başka seçeneğinin kalmadığını gösteren bir örnektir. Çünkü kısa süre önce de belirtildiği gibi, şu aşamada Donald Trump, İsrail’in elindeki tek müttefiktir. Dolayısıyla tüm kozlar ABD’nin elindedir."
Buna karşın, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Lübnan’da serbestçe hareket edebilmek için Trump’ı ikna etmek adına her yolu deneyeceğini belirten Mate, İsrail kamuoyunda Lübnan’a yönelik askeri bir operasyona yönelik büyük bir destek olduğunu söyledi.
Mate, "Netanyahu’nun eski Başbakan Naftali Bennett gibi rakipleri, onu Trump’ın sözünü dinleyerek Lübnan’da geri adım atmakla suçluyor. Dolayısıyla Netanyahu her zaman olduğu gibi bir baltalayıcı rolü oynamak için elinden geleni yapacaktır" dedi.
"Trump, İsrail’i dizginlemezse İran ile bir barış anlaşmasına varamaz"
Mutabakatın geleceğinin ABD’nin İsrail üzerindeki muazzam nüfuzunu kullanıp kullanmayacağına bağlı olduğunu ifade eden Aaron Mate, ABD’nin yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz’un Lübnan’daki Hizbullah’ı bir "kanser" olarak nitelendirmesinin arkasındaki çelişkiye dikkat çekti.
Mate, konuyu şöyle açıkladı:
"Mike Waltz, Hizbullah’ı bir kanser olarak görüyor. Ancak burada sadece İsrail işgaline direnen silahlı bir gruptan bahsetmiyoruz; Hizbullah, Lübnan parlamentosundaki en büyük bloklardan birini oluşturan ve ülkede çok geniş bir toplumsal tabana sahip olan siyasi bir harekettir. Trump yönetimi ise Lübnan toplumunun bu büyük kesimini bir kanser olarak nitelendiriyor ve İsrail bu yapıyı silah gücüyle yok etmek istiyor. Trump da İsrail’in bu saldırgan bakış açısını paylaşıyor."
Buna karşılık İran’ın net bir kırmızı çizgi çektiğini ve İsrail’in Lübnan’daki askeri varlığının kabul edilemez olduğunu ilan ettiğini belirten Mate, şu ifadeleri kullandı:
"Bu mutabakat şimdilik çatışmaları durdurmuş gibi görünse de aslında sorunları sadece ileriye ertelemektedir. Trump bir karar vermek zorunda kalacak. Eğer Lübnan’da İsrail’i dizginlemezse, İran ile kalıcı bir barış anlaşması yapması mümkün olmayacaktır. İranlı yetkililerle yakın temasları olan Profesör Muhammed Merendi’nin de belirttiği gibi, İran’ın Lübnan’daki ölümlere karşı sabrının bir sınırı var. Eğer Trump, Netanyahu’yu durduramazsa, İran bu durumu mutabakatın ihlali sayarak İsrail’e yönelik balistik füze saldırılarını yeniden başlatacaktır."
Mate, ayrıca İsrail Deniz Kuvvetleri’nin durumuna ilişkin askeri uzmanların ve emekli amirallerin görüşlerine de değinerek, İran’ın hassas güdümlü füzelerinin İsrail askeri altyapısı üzerinde yarattığı tahribatın askeri sansür nedeniyle kamuoyundan gizlendiğini ifade etti.
Trump’ın bu açmazdan kurtulmak için Suriye’deki yeni hükümeti Hizbullah’a karşı savaştırma fikrini ortaya attığını ancak bu planın gerçekçi olmadığını belirten Mate, mülakatı şu sözlerle tamamladı:
"Trump’ın dahi fikri, Suriye’deki yeni yönetimi İsrail ve ABD adına Hizbullah ile savaştırmaktı. Ancak Suriye’deki yeni hükümet bu teklifi kibarca geri çevirdi. Suriye, yıllar süren yıkıcı bir savaşın ardından kendisini yeniden inşa etmeye çalışıyor ve Lübnan’da yeni bir cephe açacak durumda değil. Trump eninde sonunda kendi kararlarının sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalacak."