Venezuela'da meydana gelen yıkıcı depremlerin ardından ülkede arama kurtarma çalışmaları yetersiz ekipman nedeniyle sekteye uğrarken, ABD ordusu insani yardım bahanesiyle ülkedeki varlığını kalıcı hale getirmeye çalışıyor.
YDH - YouTube hukuki ve siyasi analizleriyle tanınan eski Yargıç Andrew Napolitano, gerçekleştirdiği mülakatta Venezuela'da meydana gelen çifte deprem felaketini ve Kolombiya'daki siyasi gelişmeleri masaya yatırdı.
Programın konuğu olan araştırmacı gazeteci ve yazar Anya Parampil, Latin Amerika coğrafyasında yaşanan insani ve jeopolitik krizlere dair açıklamalarda bulundu.
Parampil, Venezuela'yı sarsan depremlerin ardından ortaya çıkan tablonun yalnızca doğal bir afet olmadığını, ABD tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların arama kurtarma çalışmalarını felç ederek can kayıplarını doğrudan artırdığını vurguladı.
Venezuela'nın kuzey kıyısındaki Laguayra eyaletinde meydana gelen ve büyüklükleri 7,2 ile 7,5 olarak ölçülen iki büyük depremin ülkede son bir asırdır görülmemiş bir yıkıma yol açtığını belirten Parampil, resmi verilerin çok üzerinde bir kayıp tablosundan endişe edildiğini aktardı.
Resmi makamların can kaybını 600 civarında açıkladığını, ancak bağımsız kaynakların binlerce kayıp insana dikkat çektiğini ifade eden Parampil, enkaz altında kalanların kurtarılamamasının ardındaki en büyük etkenin Washington yönetimi olduğunu dile getirdi.
"Yaptırımlar hayat kurtaracak ekipmanların alınmasını engelledi"
Yıkımın merkez üssü olan Laguayra eyaletinde yüzlerce binanın tamamen çöktüğünü ve altyapının çöktüğünü belirten Parampil, enkaz altındaki ilk saatlerin hayati önemde olmasına rağmen arama kurtarma ekiplerinin çaresiz kaldığını aktardı.
Gazeteci Parampil, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
"ABD yaptırımları, Venezuela'nın bu tür afet müdahalelerinde ihtiyaç duyulan ağır iş makinelerini ve kaldırma ekipmanlarını satın almasını engelledi. Günlerce insanlar enkaz altında kurtarılmayı bekledi. Venezuela'nın elinde insanları kurtarmak için gerekli olan kamyonlar ve özel donanımlar yoktu. Enkazın doğru şekilde kaldırılması halinde hayatta kalabilecek insanlar kurtarılamadı. Ancak günler sonra El Salvador, Meksika, Kolombiya ve Ekvador'dan kamyonların gelmesiyle temizlik ve kurtarma çalışmaları başlayabildi."
ABD'deki muhalif çevrelerin ve bazı siyasi figürlerin bu durumu Venezuela hükümetinin iş bilmezliği olarak sunmaya çalıştığını ifade eden Parampil, bağımsız uzmanların ve bilimsel çalışmaların gerçeği ortaya koyduğunu belirtti.
Parampil, "Çok sayıda bağımsız uzman ve araştırma, yaptırımların Venezuela'nın bu malzemelere erişimini doğrudan engellediğini kanıtlıyor. O halde sormak gerekiyor: Sırf zamanında ulaşmasına izin vermediğimiz iş makineleri yüzünden kaç insan enkaz altında can verdi?" diyerek Washington'ın ambargo politikasını eleştirdi.
"Deprem fiili bir rejim değişikliği operasyonuna dönüştürülüyor"
Mülakatta, ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini aylar önce ikametgahlarından kaçırmasına rağmen yaptırımları hafifletmediği, aksine ülkenin uluslararası hesaplarda dondurulan yaklaşık 30 milyar dolarlık varlığına el koyduğu hatırlatıldı.
Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kuruluşların bu kaynakların bir kısmını afet yardımı için serbest bırakma planlarının ise Washington güdümlü belirli taşeron şirketlere kaynak aktarma mekanizmasına dönüşeceği öne sürüldü.
Parampil, yaşanan bu devlet felcinin ardından ABD ordusunun sahaya inme kararı aldığına dikkat çekerek jeopolitik tehlikeye işaret etti.
ABD Güney Komutanlığı ve askeri unsurlarının insani yardım operasyonlarını Venezuela topraklarında bizzat yöneteceğini açıklaması üzerine Parampil, şu analizi paylaştı:
"Şu anda tanık olduğumuz durum, devletin fiilen çökertilmesidir. Uluslararası varlıklarını kontrol edemeyen, makine ve teçhizat satın almasına izin verilmeyen Venezuela devleti kriz karşısında felç oldu. Şimdi ise Amerikan ordusu içeri girerek kendi yardım ve dağıtım ağını kuruyor. Bu, iktidarda hala yönetim olmasına rağmen gerçekleştirilen fiili bir rejim değişikliğidir. ABD, daha önce de Venezuela egemenliğini ihlal ederek askeri saldırılar düzenlemişti. Şimdi ise bu depremi ülkedeki askeri varlığını ve kontrolünü kalıcı olarak artırmak için bir araç olarak kullanıyor."
Söz konusu askeri yayılmacılığın yalnızca Venezuela ile sınırlı kalmadığını belirten Parampil; Kolombiya ve Ekvador gibi komşu ülkelerin de bağımsız politikalar izlemekten vazgeçerek ABD Dışişleri Bakanlığı ile askeri koordinasyon içine girmeye başladığını söyledi.
"Yeni yönetim Amerikan iş dünyasıyla anlaşma yolları arıyor"
Maduro'nun görevden uzaklaştırılmasının ardından yönetimi devralan halefi Deli Rodriguez'in siyasi konumuna değinen Parampil, Rodriguez'in uluslararası alanda pragmatik adımlar attığını belirtti.
Rodriguez'in ilk resmi yurt dışı seyahatini Hindistan'a gerçekleştirmesini anlamlı bir hamle olarak niteleyen Parampil, bu ziyaretin arka planında ABD'li diplomatlar ve senatörlerle doğrudan temas kurma arayışının yattığını kaydetti.
Rodriguez'in Venezuela ekonomisini liberalleştirme ve dış yatırıma açma eğiliminde olduğunu belirten Parampil, bu durumun hem ekonomik hem de toplumsal yansımalarını şu sözlerle özetledi:
"Deli Rodriguez, ABD ile ilişkileri geliştirerek ve geçmişteki katı politikalardan uzaklaşarak ülkeye geçici veya uzun vadeli bir ekonomik canlılık kazandırabilir. Çünkü Venezuela yıllardır ağır yaptırımlar altında eziliyor. Eğer Washington bu yeni dönemde masaya oturup yatırım yapmayı kabul ederse, Rodriguez bu anlaşmaları yapacak kişi olacaktır. Ancak diğer taraftan, halkın içinde, selefini kaçıran odaklarla bu derece yakın ilişkiler kurulmasından ve ülkenin kapılarının açılmasından ötürü derin bir rahatsızlık duyan kesimler de mevcut."
Parampil, her şeye rağmen halk tabanında kooperatifler, yerel üretim birlikleri ve tarımsal bağımsızlık projeleri gibi devletten bağımsız yürütülen toplumsal hareketlerin gücünü koruduğunu, bu nedenle ülkedeki siyasi geleceğin dışarıdan görüldüğünden çok daha karmaşık dinamiklere sahip olduğunu sözlerine ekledi.
"Kolombiya'daki seçim zaferi şüpheli bir müdahalenin ürünüdür"
Mülakatın ikinci bölümünde komşu Kolombiya'da gerçekleştirilen başkanlık seçimleri ve bu seçimlerin bölgesel dengelere etkisi değerlendirildi.
ABD Başkanı Donald Trump'ın açıkça desteklediği ve anketlerde hiçbir varlık gösteremeyen Abdelardo De La Espriella'nın seçimi kazanmasının büyük soru işaretleri yarattığını belirten Parampil, mevcut Başkan Gustavo Petro'nun seçimlerde kitlesel usulsüzlükler yapıldığını ilan ettiğini aktardı.
Yeni seçilen adayın ilk iş olarak İsrail ile ilişkileri derinleştirme taahhüdünde bulunmasını Latin Amerika'daki aşırı sağcı yönetimlerin geleneksel bir refleksi olarak değerlendiren Parampil, konuya dair şu analizde bulundu:
"Latin Amerika'da ne zaman aşırı sağcı bir figür iktidara gelse, ilk iş olarak Kudüs'e giderek bağlılık bildiriyor. Bunun arkasında tamamen finansal çıkarlar ve toprak üzerindeki maden haklarını elinde bulunduran güçlü siyonist lobilerin desteği yer alıyor. Kolombiya'da da benzer bir mali ve teolojik ittifak söz konusu. Nitekim İsrail, son birkaç gün içinde, geçmişte ilişkileri koparmış olan Venezuela'ya tıbbi yardım heyeti göndereceğini açıkladı. Bölgede tamamen ABD ve müttefiklerinin çıkarlarına hizmet eden tuhaf bir siyasi konsolidasyon yaşanıyor."
Kolombiya'da hileli seçim sonuçlarına karşı halkın meşruiyet mücadelesi vermesinin önemine değinen Parampil; geçmişte Honduras ve Bolivya örneklerinde olduğu gibi, halkın organize protestoları veya doğrudan direnişleri olmaksızın bu tür usulsüz süreçlerin tersine çevrilmesinin zor olduğunu, Kolombiya'nın da yakın gelecekte daha fazla Amerikan askeri varlığına ev sahipliği yapacağını öngördüğünü belirtti.
Parampil, her iki ülkenin coğrafi ve ekonomik açıdan doğal birer ortak olması gerektiğini ancak bunun silah zoruyla, liderlerin kaçırılmasıyla veya afetlerin askeri sömürüye dönüştürülmesiyle gerçekleşmesinin kabul edilemez olduğunu ifade ederek sözlerini tamamladı.