Savaş içinde savaş: Karar eşiği olarak Hürmüz

img
Savaş içinde savaş: Karar eşiği olarak Hürmüz YDH

"Şu an asıl soru, mücadelenin topyekûn bir savaşa evrilip evrilmeyeceği değil. Zira taraflar konumlarından geri adım atmadığı müddetçe bu nihai son bazı çevrelerce kaçınılmaz kabul ediliyor."




Yahya Debbuk

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Yahya Debbuk, ABD ile İran arasındaki Hürmüz Boğazı merkezli güç mücadelesinin geleneksel askeri çatışma kalıplarını aşarak stratejik bir yıpratma savaşına dönüştüğünü ele alıyor. İran, boğaz üzerindeki fiili denetimini küresel ölçekte bir kaldıraç ve iç meşruiyet aracı olarak kullanırken, ABD ise küresel nüfuzunu korumak adına statükoyu geleneksel yöntemlerle sınırlamaya çalışıyor. Her iki tarafın da geri adım atmaktan kaçınması süreci uzatırken, mücadelenin geleceğini topyekûn bir savaştan ziyade tarafları yeniden müzakere masasına dönmeye zorlayacak kritik eşik belirleyecek.

ABD ile İran arasındaki mevcut cepheleşme, savaşların geleneksel sınıflandırmalarına meydan okuyor.

Zira bu mücadele, kesin bir askeri zafer arayışından ziyade, birbirinin içine geçmiş iki eksen üzerinden ilerliyor: Hürmüz Boğazı üzerindeki sembolik denetim ve tarafların, karşılarındaki rakibin tüm direncine rağmen koparmak istedikleri "muzaffer imajı".

Bu bağlamda boğaz, geçtiğimiz haftalar zarfında, askeri gelişmelerin neticesine göre şekillenen sıradan bir suyolu olmaktan çıkıp, başlı başına bir savaş meydanına dönüştü.

Artık burada elde edilecek sonuç, ana çatışmanın kazanç ve kayıplarını, bölgesel güç dengelerini ve hatta küresel ölçekteki dengeleri tayin eden temel ölçüt konumunda.

Bu doğrultuda Tahran yönetimi, Hürmüz’ü yalnızca Körfez ülkelerine karşı değil, küresel ekonominin geneline karşı kullanabileceği kalıcı bir iktisadi koz ve stratejik bir baskı aracı haline getirmeyi hedefliyor.

Boğaz üzerinde kurulacak fiili ya da yarı fiili denetim, gelecekteki olası bir siyasi uzlaşıdan bağımsız olarak, İran’ın ihtiyaç duyduğu her an devreye sokabileceği bir güç unsuruna dönüşüyor.

Buna karşılık Birleşik Devletler, İran’ın elinde sımsıkı tutacağı bir zafer alanı bırakmaya niyetli görünmüyor.

Üstelik Tahran, süper bir gücün askeri baskısı karşısında sadece ayakta kalmakla yetinmemiş; kendisini dize getirmek amacıyla başlatılan bu süreçten, küresel öneme sahip stratejik bir geçit üzerinde hegemonya kurarak çıkmayı başarmış durumda.

Çelişki de tam bu noktada düğümleniyor: İran’ı boyunduruk altına almak için tasarlanan hamle, pratikte onun en önemli stratejik kozlarından birini tahkim etmesiyle sonuçlandı. Bu durum, İran’ın güçlenen konumuna karşı Amerikan mukabelesiyle şekillenecek yeni bir savaşın kapısını aralıyor.

Ancak Washington’ın bu tepkisi, mevcut mücadelenin doğasını doğru okuyamadığına işaret ediyor.

Birleşik Devletler meseleyi hâlâ geleneksel yöntemlerle çözmeye çalışırken, İran cephesinde ise bu yıpratma mücadelesinin bedelini ödemeye rızası olan ve bundan stratejik kazanımlar devşiren bir irade söz konusu.

Dolayısıyla Washington’ın, İran’ı dizginleyebilecek yeni karşı yıpratma araçlarına acil ihtiyacı bulunuyor.

Taraflar arasındaki bu mücadelenin seyrini stratejik çıkarlar kadar iç siyasi dinamikler de belirliyor ve bu durum denklemi daha karmaşık hale getiriyor. Tahran yönetimi, boğaz üzerindeki denetimini iç meşruiyetini pekiştirmek, dışarıya güç ihraç etmek ve bunu bölgesel nüfuza tahvil etmek için kullanıyor.

Amerikan yönetimi ise Hürmüz’ün kaderini, doğrudan devletin ve küresel "imparatorluğun" çıkarları ile bölgesel ve uluslararası nüfuzunun bekasıyla ilişkilendiriyor.

Bu karşılıklı bağımlılık, yıpratma savaşı taktiksel bir tercih olmaktan çıkıp zorunlu bir yöne evrilse ve bedeli herkes için ağır olsa dahi, tarafların bu aşamada net tavizler vermekten kaçınmasını açıklıyor.

Bu çerçevede İran'ın, kendi ticaretiyle doğrudan bağı bulunmayan gemileri hedef almayı sürdürürken, kendi tankerlerine yönelik kısmi ambargo muafiyetlerinden yararlanması, Hürmüz Boğazı’nı konjonktüre göre dozu ayarlanabilir bir baskı unsuru olarak ne denli planlı kullandığını gösteriyor.

Bu nedenle, taraflardan biri ya da her ikisi, geri adım gibi görünmeyecek tavizler vermeyi kabul edecek bir uzlaşı zemininde buluşana dek denizdeki bu mücadelenin uzaması muhtemel görünüyor; ki böyle bir uzlaşıya varmak kolay değil.

Öte yandan taraflar, karşı tarafın yeni statükoyu kanıksadığı hissiyatına kapıldığında gerilimi tırmandırmayı seçebilir.

Özellikle İran’ın yıpratma savaşının sonuçlarıyla yaşamaya alışması, zaman baskısını üzerinde çok daha yoğun hisseden ve iç seçim süreçleri yaklaşmadan önce somut bir başarı elde etmek zorunda olan Birleşik Devletler için tahammül edilmesi zor bir durum teşkil ediyor.

Netice itibarıyla ş"

Asıl odaklanılması gereken husus, taraflardan birini bu "hesaplı yıpratma" durumunu bozmaya, ancak bunu savaşa doğru değil, uçurumun kenarından dönerek yeniden müzakere masasına yönelmeye sevk edecek o kritik eşiğin ne olduğudur.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel