❝Bu yeni denkleme göre inisiyatif artık İran'ın elinde; ABD'nin dayattığı o bildik "savaş ve müzakere" oyununa bir daha gelmeyecekler.❞
Muhammed Hacavi
YDH ― El-Ahbar'ın İran editörü Muhammed Hacavi, İran'ın artık ABD'nin belirlediği çatışma ritmine uyan değil, çatışmanın zamanını ve kurallarını belirleyen bir aktör haline geldiğini ilan ettiği yazısında, Tahran'ın "misilleme yapan taraf" olmaktan çıkıp önleyici ve inisiyatif alan bir stratejiye geçtiğini savunuyor.
✱✱✱
İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki gerilime verilen ara bir haftadan kısa sürdü. Ancak bu defa önceki krizlerden farklı bir durum var: Çatışmanın fitilini, çarşamba sabahına karşı Ürdün'deki bir ABD üssünü vurarak bizzat Tahran ateşledi.
Bu hamle, İran'ın Washington'a yönelik tutumunda köklü bir değişime işaret ediyor. Saldırı, İran'ın artık "misilleme" ve gerilimi karşılıklı düşürme üzerine kurulu eski hesaplarını bir kenara bıraktığını ve yeni bir denklem kurma peşinde olduğunu gösteriyor. Bu yeni denkleme göre inisiyatif artık İran'ın elinde; ABD'nin dayattığı o bildik "savaş ve müzakere" oyununa bir daha gelmeyecekler.
8 Nisan ateşkesinin ardından Washington, dilediği an saldırıp "müzakere fırsatı" bahanesiyle operasyonları durdurarak savaş ve barışın zamanlamasını tek taraflı belirleyebileceği yanılgısına kapılmıştı.
Ne var ki İran, aldığı stratejik bir kararla tam da bu iki unsuru kendi gücüne dönüştürerek ABD'nin varsayımlarını yerle bir etti. Ürdün saldırısı, Washington'ın tek taraflı uyguladığı gizli ateşkesin üzerinden henüz birkaç gün geçmişken düzenlendi.
Nitekim bu baskın niteliğindeki hamle, ABD Başkanı Donald Trump'a İran saldırısının "şaşırtıcı" olduğunu itiraf ettirdi; zira Amerikan güçlerinin füzeleri tespit edip engellemek için neredeyse hiç vakti olmamıştı. İran askeri ve güvenlik çevrelerinde hakim olan görüşe göre Tahran, Ürdün saldırısıyla iki temel kırılma yarattı.
İlk olarak, artık Washington'ın dayattığı hiçbir ateşkesi kabul etmeyeceğini ve bugüne dek hep sürpriz saldırılara bel bağlayan tarafın, bizzat baskına uğrama sırasının geldiğini gösterdi.
İkinci olarak ise sırf Amerikan tarafı teklif etti diye müzakere masasına oturmayacağını, bundan böyle tamamen kendi gündemi ve hesapları doğrultusunda hareket edeceğini kanıtladı.
İran'ın önleyici saldırı stratejisine yönelmesinin, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun Washington'daki görüşmesinden sadece birkaç saat sonra somutlaşması son derece dikkat çekici. Zira son iki yıldır bu ikilinin her buluşması, İran'a yönelik yeni bir tırmandırma dalgasını beraberinde getiriyordu.
Oysa Tahran, Ürdün'ü vurarak artık Washington ve Tel Aviv'de pişirilen planları beklemeye niyetli olmadığının, çatışma kurallarını kendi ritmine göre belirleyeceğinin net bir mesajını verdi.
İran, son operasyonlarında görülmemiş bir adım atarak Ürdün'deki Muvaffak Salti Hava Üssü'nü de hedef aldı. Ürdün, Suriye ve Irak üçgeninin tam kesişim noktasında, son derece stratejik bir konumda bulunan bu üs; ABD'nin bölgedeki istihbarat toplama ve hava operasyonlarının merkezi konumunda.
İran'a ait füze ve insansız hava araçlarının izlenip vurulmasında ilk savunma hattını oluşturan üs, aynı zamanda ABD-İsrail ortak savunma kalkanının da en kritik halkalarından biri. Katar'daki el-Udeyd Hava Üssü'nün olası tehditlere açık hale gelmesiyle birlikte Washington rotasını Muvaffak Salti'ye çevirmişti. İran'a nispeten uzak, ancak Irak, Suriye ve işgal altındaki Filistin topraklarına yakın bu stratejik konum, üssü ABD'nin komuta ve kontrol merkezleri için çok daha güvenli bir liman haline getirdi.
Üs halihazırda MQ-9 Reaper insansız hava araçlarına, F-15 ve F-16 savaş uçaklarına, A-10 saldırı uçaklarına ev sahipliği yaparken; ABD'nin keşif ve hava destek operasyonlarının devasa altyapısını da sırtlanıyor. İran'ın Ürdün'ü vurmasının ardından ABD dün sabah İran'ın güneyindeki ve batısındaki bölgelere misilleme yaptı, Tahran'ın buna yanıtı ise Kuveyt ve Ürdün'deki hedefleri yeniden vurmak oldu; bölgedeki sıcak çatışmaların devam edeceği öngörülüyor.
Bu tırmanışın bir parçası olarak Devrim Muhafızları, ABD'li yetkililerin tehditkar söylemleri ile bölgedeki deniz trafiğine yönelik müdahaleleri sürdükçe Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalacağını duyurdu.
İsim verilmeden bölge ülkelerinin uyarıldığı açıklamada, "Saldırgana yardım eden ülkeler tutumlarını değiştirmezlerse ağır bir bedel ödeyeceklerdir" ifadelerine yer verildi. Benzer bir uyarı da İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'den geldi.
Bulgaristan ve Güney Kıbrıs'taki mevkidaşlarıyla telefon görüşmeleri gerçekleştiren Arakçi, ABD'nin İran'a saldırmak için bu iki ülkenin topraklarını kullanmasına müsaade edilmemesi gerektiğini, aksi takdirde doğacak tüm sonuçlardan kendilerinin sorumlu tutulacağını vurguladı.
Bölgede askeri gerilimin tırmanması, savaşın Irak ve hatta Mısır'a kadar yayılma ihtimali ve Suudi Arabistan'ın da denkleme dahil olmasıyla birlikte, durumu yatıştırmayı hedefleyen diplomatik çabalar oldukça ağır aksak ilerliyor.
Bu bağlamda, İran ile ABD arasında 18 Haziran'da sağlanan uzlaşının arabulucusu Pakistan, her iki başkenti de bu mutabakat çerçevesinde yeniden müzakere masasına oturtmaya çalıştığını belirtiyor.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Andarabi gazetecilere verdiği demeçte, "Çatışmaların tırmanmasına rağmen müzakereler sürüyor. Tüm tarafları İslamabad mutabakatına geri döndürmek için elimizden gelen her çabayı gösteriyoruz" dedi. Andarabi'ye göre Pakistan, her iki tarafı da "teknik diyalog yürütme taahhütlerine harfiyen uymaya" teşvik ediyor.
Tüm bu gelişmeler, İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı'ndaki gemi geçiş mekanizmasına dair yürütülen müzakerelerin tıkanmasıyla aynı döneme denk geliyor.
Her iki taraf da görüşmeleri faydalı olarak nitelendirse de süreçten henüz somut bir sonuç çıkmış değil. Boğazın statüsüne yönelik anlaşmazlıkların sürmesi, askeri gerilimin daha da tırmanmasına zemin hazırlayacak gibi görünüyor.
Tüm bunlar yaşanırken, ABD Başkanı Trump savaşı sonlandırması yönünde giderek artan bir iç baskıyla karşı karşıya. Associated Press ve NORC Araştırma Merkezi'nin son anketine göre, Amerikalıların üçte ikisi İran'la girilen çatışmanın tamamen anlamsız olduğunu ve harcanan onca çabaya değmeyeceğini düşünüyor.
Çeviri: YDH