İran’ın savaştaki hedefi: ABD’yi Fars Körfezi’nden çıkarmak
Foreign Affairs yazarlarına göre İran, bölgesel ortakları ve Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini kullanarak ABD’nin Fars Körfezi’ndeki askerî varlığını sona erdirmeyi hedefliyor.
YDH- Foreign Affairs yazarları Nergis Bajogli ve Veli Nasr, Trump rejiminin bombardıman, yaptırım ve deniz ablukasıyla İran’ı teslim alma politikasının stratejik hedeflerine ulaşmadığını yazdı.
Yazarlar, İran’ın ağır askerî ve ekonomik zarar görmesine rağmen savaşı sürdürmeye hazır olduğunu; Tahran’ın ABD’yi Fars Körfezi’nden çıkarmayı, yaptırımları kaldırmayı ve Washington’a İran’ın büyük güç statüsünü kabul ettirmeyi hedeflediğini belirtti.
Bajogli ve Nasr’a göre ABD ve İsrail saldırıları İran’ın sanayi ve altyapısına zarar verdi, işsizliği ve yoksulluğu artırdı; yaptırımlar ile deniz ablukası da enflasyonu yükseltti. Ancak İran, son 15 yılda ABD’nin ekonomik baskısına dayanacak şekilde geliştirdiği ticari ilişkiler ve gıda üretimi sayesinde temel mal ve hizmetlerde ciddi bir kıtlık yaşamadı. Yazarlar, ekonomik sıkıntıların sürdüğünü, fakat İran’ın teslim olmasını sağlamadığını kaydetti.
Saldırılar İran’da milliyetçi tepkiyi güçlendirdi
Yazarlara göre İran’da yönetime yönelik eleştiriler sürse de ABD saldırıları ve Trump’ın açıklamaları, farklı siyasi kesimlerin önceliklerini etkiledi. Bajogli ve Nasr, bu koşullarda dış tehdit algısının öne çıktığını, siyasi ayrılıkların kısmen geri plana itilmesinin yeni bir ayaklanma ihtimalini azalttığını belirtti. Yazarlar, bu eğilimin İslam Cumhuriyeti’ne verilen desteğin arttığı şeklinde yorumlanmaması gerektiğini öne sürdü.
İran yönetiminde de ABD’ye karşı daha sert bir tutumun öne çıktığını aktaran yazarlar, yeni lider Mücteba Hamenei’nin Devrim Muhafızları’yla bağlantılı isimleri önemli görevlere getirdiğini yazdı. Cumhurbaşkanı Mesud Pizişkiyan ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf gibi diplomasi yanlısı isimler ekonomik rahatlama ve müzakereleri savunsa da yazarların görüştüğü kaynaklara göre yönetim içinde “İran teslim olmalı” diyen yok. Tahran, görüşmelerin yeniden başlaması için haziranda imzalanan mutabakata dönülmesini; İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını, yaptırımların kaldırılmasını, yeni saldırı düzenlenmemesini ve tazminat ödenmesini istiyor.
Bajoli ve Nasr, İranlı yetkililerin ABD’nin müzakereler sürerken iki kez saldırıya geçtiğini ve haziran mutabakatını uygulamadığını düşündüğünü aktardı. Tahran’daki baskın görüşe göre Washington ancak İran’ın zaferini kabul ederse anlaşmaya dönecek; bu nedenle ABD’ye maliyet yüklenmesi gerekiyor.
İran, ABD’ye askerî ve ekonomik baskıyı artırmayı hedefliyor
Yazarlara göre İran, savaşın yeniden başlaması halinde yalnızca yakın çevresinde değil, bölgenin tamamında karşılık vermeye hazırlanıyor. Ürdün, Suriye ve Fars Körfezi çevresindeki ABD üslerine yönelik saldırıların, Amerikan askerî varlığını ve kaynaklarını zorladığını belirten Bajogli ve Nasr, Washington’ın bazı faaliyetlerini İsrail ve Ürdün’e kaydırdığını, lojistik destek için Hint Okyanusu’ndaki bir üsse yöneldiğini yazdı. İran saldırısı tehdidinin ABD’nin İngiltere’deki B-1 bombardıman uçaklarını çekmesine de yol açtığını aktardı.
Tahran’ın Körfez ülkelerini ABD üslerine ev sahipliği yapmaktan vazgeçirmeye çalıştığını kaydeden yazarlar, İran’ın bölge ülkelerine yönelik misillemelerinin Amerikan güvenlik şemsiyesine duyulan güveni zayıflatabileceğini belirtti. İran’ın ABD askerî varlığını tamamen sona erdirmesi beklenmese de bu baskının Washington’ın bölgedeki askerî varlığını küçültebileceği değerlendirmesinde bulundular.
İran’ın ekonomik baskı stratejisinin merkezinde enerji piyasaları ve Hürmüz Boğazı bulunuyor. Yazarlar, İsrail’in Güney Pars’a yönelik saldırısına karşılık İran’ın Katar’daki Ras Laffan gaz sahasını hedef aldığını; Birleşik Arap Emirlikleri’nin Fuceyra Limanı’ndaki petrol tesislerine ve petrol ile doğal gaz taşıyan tankerlere de saldırılar düzenlediğini aktardı. ABD’nin tanker geçişlerine destek verdiğini, ancak bu çabaların büyük deniz gücü gerektirdiğini ve uzun süre sürdürülemeyeceğini vurguladılar.
Bajogli ve Nasr, İran’ın bölgesel ortaklarının da baskı politikasına katkı sunduğunu yazdı. İran destekli Iraklı direniş gruplarının Suudi petrolünü Kızıldeniz’e taşıyan boru hattını hedef aldığını belirten yazarlar, Sanaa yönetimine bağlı Yemen ordusunun Suudi petrol tesislerine yönelik saldırılarını ve Babülmendeb çevresindeki ilerleyişini de bu çerçevede değerlendirdi. Babülmendeb’den dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sinin geçtiğine dikkat çektiler.
Yazarlar, İran’ın Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS toplantılarındaki karşılanışını Tahran’ın artan uluslararası saygınlığının göstergesi olarak gördüğünü aktardı. İran’ın kalıcı barış döneminde savaş kazanımlarını nasıl koruyacağının belirsiz olduğunu belirten Bajogli ve Nasr, yönetimin halkın ekonomik sıkıntılara dayanarak savaştan galip çıkacağına inandığını yazdı.




