Yemen cephesi Trump için yeni bir savaş tuzağına dönüşebilir
Yemen’e yeniden saldırı, 2025 ateşkesini bozup Washington’ı İran’a karşı savaşın hedeflerinden uzaklaştırabilir; Suudi rejiminin askeri seçenekleri de sınırlı.
YDH- Haaretz yazarı Zvi Barel, Riyad’daki uluslararası havalimanına yönelik saldırılarda ölü sayısının 14’e, yaralı sayısının ise yüzlere ulaşmasının ardından Suudi rejiminin “sınırlı seçeneklerle” karşı karşıya olduğunu yazdı.
Barel’e göre rejimin elindeki önleyici füze sayısı yalnızca birkaç yüzle sınırlı. ABD Başkanı Donald Trump ise Muhammed bin Selman’a destek mesajları vermekle yetindi ve Yemen ordusuna karşı nasıl ve ne zaman harekete geçeceğini açıklamadan saldırı ihtimalini değerlendirdiğini söyledi.
Barel, Washington’ın önündeki ikilemin Mayıs 2025’te Umman arabuluculuğunda imzalanan ateşkesle belirginleştiğini kaydetti. Anlaşmada Yemen ordusu ABD hedeflerine saldırmama, Washington ise Yemen’e yönelik saldırılarını durdurma taahhüdü vermişti.
Geçen ay Yemen ordusu Batı Sahili boyunca Babülmendeb’e doğru ilerlerken ve Trump, Bin Selman’ın Yemen’e saldırı talebini reddetmişken, ABD temsilcileri Umman’ın başkenti Maskat’ta Sanaa yönetimi temsilcileriyle yeniden görüştü. Görüşmede Yemen tarafının, kendilerine saldırmamaları karşılığında ABD ve İsrail hedeflerine saldırmayacağını söylediği öne sürüldü.
ABD’nin ateşkesi bozma ve kara harekâtı ikilemi
Barel’e göre Trump’ın Suudi rejimine yardım etmek amacıyla Yemen’e yeniden saldırması, ateşkesi ihlal edecek ve ABD gemilerine yönelik saldırılarla yeni bir cephe açılmasına yol açabilecek. Bu ihtimal, Fars Körfezi’nde gerilimin yükseldiği ve Hürmüz’ün hâlâ açık bir çatışma başlığı olduğu bir döneme denk geliyor.
Haaretz yazarı, Sanaa yönetimini devirmeye yönelik bir harekâtın ise kara birliklerinin müdahalesini gerektireceğini, buna ne Suudi rejiminin ne de onunla stratejik ittifak içindeki ülkelerin hazır olduğunu belirtti.
Suudi rejimi “sert karşılık” tehdidinde bulunsa da Yemen’de zaten bir savaş yürütüyor. Suudi savaş uçakları Yemen’deki sivil hedefleri vururken, yine Suudi destekli güçler de Sanaa yönetimine karşı savaşıyor. Bu operasyonlarda ABD ve bölgesel istihbarattan yararlanıldığı belirtiliyor.
Ancak Barel’e göre bu saldırılar, Yemen ordusunun füze ve İHA saldırılarını etkili biçimde durduramıyor. Sanaa yönetiminin kontrolündeki topraklar geri alınsa bile bunun savaşı sonuçlandırmaya yetmeyeceği belirtiliyor. Başkent Sanaa’nın ele geçirilmesi ya da Yemen ordusunun kontrolündeki sahil bölgeleri ve liman kentlerinin geri alınması gibi kapsamlı hedefler, Suudi destekli güçlerin sağlamakta zorlandığı büyük kara birlikleri gerektiriyor.
Barel, Suudi destekli güçlere “Yemen ordusu” ifadesinin yanıltıcı olabileceğini belirterek, kâğıt üzerinde bu orduda 300 bin ila 400 bin asker bulunduğunu, bazı tahminlerin sayıyı 500 bine kadar çıkardığını yazdı. Ancak birlikler farklı cephelere dağılmış durumda; hükümet güçleriyle hükümet dışı oluşumlar, yaşadıkları bölgeler için savaşan yerel birlikler ve aralarında anlaşmazlık bulunan aşiret komutanlarına bağlı güçler arasında parçalanmış durumda. Bu nedenle Suudi rejiminin elinde Yemenli savaşçılardan oluşan geniş bir insan kaynağı bulunsa da Suud’un emirlerine uyacak ve belirlediği planı uygulayabilecek birleşik bir ordu bulunmuyor.
Diplomatik çözümün maliyeti ve yeni savaş riski
Barel, diplomatik seçeneğin de kolay olmadığını belirtti. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin pazartesi günü Suudi Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan’la görüşerek Suudi rejimi ile Sanaa yönetimi arasında arabuluculuk teklif ettiği, ancak Suudilerin bu seçeneğe yönelmekte acele etmediği aktarıldı.
Haaretz’e göre ateşkes, Yemen ordusunun kontrolündeki liman kentlerinde ve bölgelerde kalması anlamına gelebilir; ilerleme sağlandıkça Suud’un taviz vermesi gerekebilir. Suudi rejimi geçen hafta, desteklediği güçlerin kontrolünü kaybettikleri bölgeleri geri almadan ateşkesi kabul etmeyeceğini açıklamıştı.
Barel, Suudi rejiminin daha önce de diplomatik süreçler yürüttüğünü ve kapsamlı tavizler karşılığında yaklaşık dört yıl süren bir ateşkes sağladığını hatırlattı. 2023’te imzalanan anlaşma kapsamında Sanaa yönetiminin kontrolündeki bölgelere uygulanan yaptırımların hafifletilmesi, Hudeyde Limanı’ndan mal ve petrol ihracatına izin verilmesi, komşu ülkelere uçuş hatlarının açılması ve Yemen hükümetinin kayıtlarında yer alan yaklaşık bir milyon kamu çalışanının maaşlarının ödenmesi öngörülmüştü. Barel’e göre bu ödemeler hem Sanaa yönetiminin çalışanlara karşı yükümlülüklerini yerine getirmesine yardımcı oldu hem de bölge ekonomisine kaynak aktararak yönetim karşıtı toplumsal hoşnutsuzluğun nedenlerinden birini azalttı.
Yeni bir anlaşmanın Sanaa yönetimine önemli mali taleplerinin yanı sıra “siyasi meşruiyet” sağlayacak koşullar da getirebileceğini yazan Barel, İran’ın arabuluculuk teklifinin Tahran’ı bölgesel çatışmaları çözen bir aktör gibi gösterebileceğini savundu. Bununla birlikte İran, Sanaa yönetimine ne yapacağını dikte edebileceğini öne sürmüyor; bu nedenle Suudi rejimi arabuluculuk teklifini kabul etse bile Yemen tarafının İran’ın yönlendirmelerine uyacağı kesin değil.
Haaretz yazarı, İran’ın Yemen cephesini Körfez’deki çatışmadan ayrı tutma yaklaşımının, Yemen’deki gelişmeler kontrolden çıkar ve ABD askeri müdahaleye karar verirse bozulabileceği uyarısında bulundu. Hürmüz’de deniz trafiği her gün aksarken ve petrol sevkiyatı son günlerde yeni bir düşüş yaşarken, Sanaa yönetiminin Babülmendeb üzerindeki kontrolü ile ABD’nin Tahran’a bazı tavizler önerdiği yönündeki iddiaların İran’a elini güçlü görme ve yeni tavizler koparmaya çalışma imkânı verdiği belirtildi. Ancak Yemen cephesinin ABD-İran çatışmasına doğrudan bağlanması, Tahran’ın ayrı cepheleri yöneterek rakibini yıpratma stratejisini tersine çevirebilir.
Barel’e göre Trump da Muhammed bin Selman’a yardım etme girişiminin, kurtulmaya çalıştığı savaşa yeniden sürüklenmek anlamına gelebileceğini görebilir. ABD’nin Yemen’e yönelik saldırısı sınırlı bir müttefik savunması gibi sunulsa da Yemen ordusunun Amerikan hedeflerine karşılık vermesi ve Washington’ın tırmanıştan İran’ı sorumlu tutması halinde savaşın hedefi değişebilir: İran’ı geri adım attırmak için başlatılan harekât, Yemen ordusunu yenme savaşına dönüşebilir. Böyle bir durumda Hürmüz ana çatışma sahası olmaktan çıkıp ikincil bir konuya dönüşür; nükleer program ve İran’a yönelik ekonomik baskı geri plana itilirken ABD, Suudi rejimini ve Kızıldeniz’deki deniz trafiğini korumaya odaklanır. Barel, bu senaryoda Washington’ın şartlarını Yemen ordusunun belirlediği yeni bir savaşa çekilebileceğini yazdı.




