İsrail seçimlerinde gözden kaçan büyük kavga
İsrail’de 2026 seçimleri öncesinde yargı reformu tartışmaları sürerken, hükümet ile Yüksek Mahkeme arasındaki yetki mücadelesi ülkenin siyasi geleceğini belirleyecek temel meselelerden biri olarak öne çıkıyor.
YDH — İsrail’de seçim tartışmaları çoğunlukla partilerin sandalye hesaplarına ve Netanyahu’nun siyasi geleceğine odaklanıyor.Ancak ülkenin siyasi sistemini kökten etkileyebilecek bir mesele, bu tartışmaların gölgesinde kalıyor: yargı reformu.
Başbakan Benyamin Netanyahu hükümetinin 2023’te gündeme getirdiği yargı reformu, hükümet ile Yüksek Mahkeme arasındaki yetki mücadelesini ülkenin en büyük siyasi krizlerinden birine dönüştürdü.
Görev süresi sona eren koalisyonun yürüttüğü bu süreç, 2005 yılındaki Gazze’den çekilme kararından bu yana İsrail’de bir hükümetin ilerlettiği en tartışmalı ve en ağır sonuçlar doğuran politika programı oldu.

Hükümet, seçilmiş yöneticilerin yargı karşısındaki hareket alanını genişletmeyi ve seçilme nedeni olan gündemi seçilmemiş bir yargının müdahalesi olmadan hayata geçirmeyi savunuyor.

Muhalifler ise bu düzenlemelerin yargı bağımsızlığını zayıflatacağı, yürütme ve yasama gücünü denetimsiz bırakacağı, dolayısıyla sivil hakları tehlikeye atarak "İsrail’in demokratik rejimi"ni baltalayacağı uyarısında bulunuyor.
Siyasi yelpazenin her iki yakası da yargının ve hukuk sisteminin yetkileri üzerindeki bu mücadeleyi ülkenin geleceği için varoluşsal bir savaş olarak nitelendiriyor. Üç yıldır farklı biçimlerde devam eden süreçte, 2023’te açıklanan ilk reform paketi ile 2025 ve 2026’da kabul edilen yeni yasalar birbiriyle bağlantılı olsa da aynı anda yürürlüğe girmiş tek bir paket niteliği taşımıyor.
2023’te kitlesel protestolara yol açan planın bazı bölümleri durduruldu, 7 Ekim 2023’te kesintiye uğradı veya Yüksek Mahkeme tarafından iptal edildi. Buna karşılık yargıçların atanma sistemini değiştiren önemli bir düzenleme 2025’te, başsavcının yetkilerini sınırlayan ve polis soruşturmalarını savcılık denetiminden çıkaran yasalar ise 2026’da kabul edildi.
Tek seferlik bir paket olmaktan çıkan bu adımlar, yıllara yayılan ve yargı üzerindeki siyasi etkiyi artırmayı hedefleyen geniş kapsamlı bir dönüşüm halini aldı. Hükümet ile yargı arasındaki bu bilek güreşi, 2026 seçimleri öncesinde de sıcaklığını koruyor.
Anayasal düzen ve güçler ayrılığı tartışması
Yargı reformu tartışmasının özünde basit ama önemli bir soru var: Seçimle iktidara gelen bir hükümetin yetkileri nerede bitiyor, yargı bu yetkileri ne ölçüde sınırlayabiliyor?


İsrail’de bu tartışmayı anlamak için siyasi sistemin işleyişine bakmak gerek. 120 üyeli Knesset yasaları çıkarıyor,hükümet de parlamentodaki çoğunluğa dayanarak ülkeyi yönetiyor.
Yüksek Mahkeme ise yasaları ve hükümet kararlarını denetleyebiliyor. Asıl anlaşmazlık da hükümetin kararlarına kimin, ne ölçüde müdahale edebileceği noktasında düğümleniyor.
İsrail’in tam ve tek bir yazılı anayasasının bulunmaması meseleyi daha da kritik kılıyor.
Ülkenin anayasal düzeni, yarı-anayasal nitelikteki Temel Yasalar ve mahkeme kararları üzerinden şekilleniyor. Bu yapı içinde Yüksek Mahkeme,hükümetin gücünü frenleyen başlıca mekanizma konumunda.
Netanyahu hükümeti, mahkemelerin ve yargıçların siyasi kararlar üzerindeki etkisini azaltarak seçilmiş iktidarın elini rahatlatmak istiyor.
Reform karşıtları ise parlamentoda çoğunluğu elinde tutan hükümetin hem yasama hem de yürütme üzerindeki hakimiyetine dikkat çekerek, yargının zayıflatılmasının güçler ayrılığını tamamen ortadan kaldıracağını savunuyor.

Ocak 2023: Tıkanma
Adalet Bakanı Yariv Levin, 4 Ocak 2023’te yargı sistemini baştan aşağı değiştirmeyi öngören planı açıkladı. Plan; yargıçların atanma sisteminin değiştirilmesini, Yüksek Mahkemenin hükümet üzerindeki denetiminin sınırlandırılmasını ve parlamentonun mahkeme kararları karşısında daha güçlü hale getirilmesini içeriyordu.
En tartışmalı başlıklardan biri, hükümete yargıç atamalarında daha fazla söz hakkı verilmesiydi. O dönemki sistemde Yargıç Seçim Komitesi’nde hükümet temsilcilerinin yanı sıra Yüksek Mahkeme yargıçları ve baro temsilcileri yer alıyordu. Bu denge, yargıçların sırf siyasi iktidarın tercihleri doğrultusunda belirlenmesini önlemek üzere kurulmuştu.


Planın açıklanmasıyla birlikte ülke genelinde kitlesel protestolar patlak verdi. On binlerce İsrailli haftalarca sokaklara dökülürken tartışma toplumdaki siyasi kutuplaşmayı derinleştirdi.
Protestocular reformun yargıyı hükümetin güdümüne sokacağını savunurken, hükümet kanadı yargının seçilmiş yöneticiler üzerinde aşırı söz sahibi olduğunu ve bu dengenin değişmesi gerektiğini ileri sürdü.
Kriz kısa sürede yargıç atamalarını da kilitledi. Adalet Bakanı Yariv Levin, kendi tercih ettiği adaylar için Yargıç Seçim Komitesi’nde yeterli desteği bulamayınca dört yıl boyunca yeni atamaların yapılmasını engelledi. Bu süreçte Yüksek Mahkemede dört yargıç koltuğu boş kaldı, mahkeme başkanının belirlenmesi bile başlı başına bir krize dönüştü. Üstelik bir sonraki Knesset dört yıllık görev süresini tamamlarsa beş yargıç daha emekli olacak.

Önümüzdeki dönemde toplam dokuz yeni yargıcın atanması gündeme gelebilir. Böylesine geniş çaplı bir kadro değişimi, Yüksek Mahkemenin yapısını ve gelecekte benimseyeceği hukuki yaklaşımı doğrudan belirleyecek.
Dolayısıyla kavga mahkemenin kağıt üzerindeki yetkilerinden ibaret değil; o koltuklara kimlerin oturacağı ve yargının hükümeti denetleme refleksini koruyup koruyamayacağı da mücadelenin bir diğer cephesini oluşturuyor.
İptal edilen ve henüz yasalaşmayan düzenlemeler
2023’te başlayan süreçte bazı düzenlemeler mahkemeden dönerken, bazıları hâlâ siyasi birer hedef olarak masada duruyor.
Knesset, Temmuz 2023’te hükümet ve bakanların kararlarının “makullük” gerekçesiyle mahkemelerce iptal edilmesini engelleyen düzenlemeyi kabul etti.
Makullük ilkesi, mahkemelerin kamu yetkililerinin kararlarını değerlendirirken ilgili koşulları ve kamu yararını gerektiği gibi gözetip gözetmediğini incelemesine olanak tanıyordu.

Bu ilkenin kaldırılması, hükümet ve bakan kararlarının yargısal denetimini ciddi ölçüde daraltacaktı.
Muhalefet, bu değişikliğin hükümetin keyfî veya kamu yararıyla bağdaşmayan kararlarına karşı önemli bir fren mekanizmasını ortadan kaldıracağını savundu; hükümet ise seçilmiş yöneticilerin karar alma yetkisinin mahkemelerce aşırı kısıtlanmasına itiraz etti.
İsrail Yüksek Mahkemesi, 1 Ocak 2024’te makullük ilkesini sınırlayan bu yasayı 8'e karşı 7 oyla iptal etti. Yüksek Mahkeme bu adımıyla, hükümet kararlarını denetlemenin ötesine geçerek belirli koşullarda parlamentonun Temel Yasalarda yaptığı değişiklikleri de inceleyebileceğini ortaya koydu.

Netanyahu hükümetinin yargıyı sınırlandırma girişimlerine karşı önemli bir hukuki set çeken bu karar, çatışmanın merkezine mahkemenin kendi yetki sınırlarını belirleyip belirleyemeyeceği sorusunu yerleştirdi.
Ne var ki bu iptal kararı, reform gündeminin rafa kalktığı anlamına gelmiyordu. Yargı üzerindeki siyasi etkiyi artırmayı amaçlayan diğer başlıklar gündemde kalmaya devam etti. Bunların başında, henüz yasalaşmayan ve Yüksek Mahkeme kararlarını aşmayı (geçersiz kılmayı) öngören düzenleme geliyor.
2023’teki planın ilk hâlinde Knesset’in, Yüksek Mahkemenin anayasaya aykırı bulup iptal ettiği bir yasayı 61 milletvekilinin (salt çoğunluğun) oyuyla yeniden yürürlüğe koyabilmesi öngörülüyordu.
Teklif 2023’ün başlarında ilk oylamadan geçti; ancak Başbakan Netanyahu’nun Savunma Bakanı Yoav Gallant’ı görevden alması ve ardından geri adım atmasıyla alevlenen devasa hükümet karşıtı gösteriler karşısında bizzat Netanyahu tarafından donduruldu. Ardından 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısıyla süreç tamamen durdu. Times of Israel’e göre, mevcut sağ koalisyon seçimden güçlenerek çıkarsa bu tasarıyı bir sonraki Knesset’te son oylamalarına getirerek yeniden gündeme alabilir.
Mart 2025: Yargıç atama sistemi
Yargı paketinin mimarı Adalet Bakanı Yariv Levin, 2023'te dondurulan programın temel unsurlarını 2025 yılında adım adım yeniden canlandırdı.
Knesset, 27 Mart 2025’te Yüksek Mahkeme yargıçları da dahil olmak üzere yargıçların seçildiği komitenin yapısını değiştiren ve reform paketinin merkezinde yer alan düzenlemeyi 67'ye karşı 1 oyla kabul etti. Muhalefet partileri oylamayı boykot etti.


Yeni yasa, İsrail Barosu tarafından belirlenen iki temsilcinin yerine koalisyon ve muhalefetin ayrı ayrı seçeceği iki temsilcinin getirilmesini öngörüyor.
Böylelikle komitedeki bağımsız meslek temsilcileri devre dışı bırakılırken yargıç atamalarında siyasetçilerin ağırlığı artırılıyor.
Ayrıca bizzat Levin tarafından kaleme alınan bu yasanın, daha önce komitedeki Yüksek Mahkeme yargıçlarınca veto edilen iki katı muhafazakâr hukuk akademisyeninin Yüksek Mahkemeye atanmasını sağlamak üzere özel olarak tasarlandığı değerlendiriliyor.
Reform destekçileri, değişikliğin yargıç seçimlerini daha demokratik ve hesap verebilir kılacağını savunurken,eleştirmenler siyasi partilerin atamalar üzerindeki nüfuzunun yargıç bağımsızlığını zedeleyeceği görüşünde.
Kabul edilen yasa hemen yürürlüğe girmedi; yeni atama sisteminin 27 Ekim 2026 seçimlerinin ardından göreve başlayacak yeni Knesset döneminde uygulanması öngörülüyor.
Aynı dönemde, yargıçlar hakkındaki şikâyetleri inceleyen kurumun yapısı da değiştirildi. Mart 2025’te kabul edilen bir diğer düzenlemeyle ombudsmanın seçilme yöntemi yeniden belirlendi ve siyasi bağlantıları bulunan üyelerin seçim sürecindeki ağırlığı artırıldı.
Böylelikle hükümetin müdahalesi Yüksek Mahkeme yetkilerinin ötesine geçerek yargıçları denetleyen mekanizmaları da içine aldı.
Temmuz 2026: Yetkileri sınırlama
Hükümet, görev süresinin son haftalarında yargı cephesindeki adımlarını başsavcılık makamına taşıdı ve Temmuz 2026’da başsavcının yetkilerini daraltan bir yasayı kabul etti. İsrail’de başsavcı, hükümetin başlıca hukuk danışmanı konumunda ve hukuki görüşleri yürütme açısından bağlayıcı kabul ediliyor.
Knesset’in 15 Temmuz’da 65’e karşı 51 oyla kabul ettiği yasa, hükümete ve bakanlara başsavcının yazılı hukuki görüşlerini belirli alanlarda reddetme imkânı tanıdı. Üstelik başsavcının atanmasında hükümetin etkisi de artırıldı.Düzenlemeye karşı Yüksek Mahkemeye başvurular yapılırken, yasanın 1 Ocak 2027’de yürürlüğe girmesi planlanıyor.

Hükümet eş zamanlı olarak, polis içindeki soruşturmaları yürüten Polis İç Soruşturmalar Dairesini (DIPI) Devlet Savcılığı bünyesinden çıkaran bir yasayı da Meclis'ten geçirdi.
Bir yanda hükümet kararlarını hukuki açıdan frenleyen başsavcının yetkilerinin tırpanlanması, diğer yanda polis hakkındaki soruşturmaları yürüten birimin savcılıktan koparılması birbirinden bağımsız idari değişiklikler değil.
Netanyahu hükümeti bu adımlarla mahkemelerin vereceği kararların yanı sıra, kendi icraatlarına itiraz edebilecek ve onları denetleyebilecek kurumların etki alanını da daraltıyor.
Ekim 2026 seçimleri
Yargı reformu, 2026 seçimleri öncesinde kampanya gündeminin geri sıralarına düşmüş olsa da hükümet ile yargı arasındaki kavga bitmiş değil.

Seçimden sonra kurulacak hükümeti; yeni yargıç atama yasasının uygulanması, bekleyen dokuz Yüksek Mahkeme yargıcının seçimi ve 1 Ocak 2027’de yürürlüğe girecek olan başsavcılık yasası gibi yargının geleceğini doğrudan şekillendirecek kritik dosyalar bekliyor.
Mesele her iki kutup için de hayati önem taşımasına rağmen seçim kampanyasında neredeyse hiç tartışılmıyor. Knesset’e girmesi beklenen 13 partiden yalnızca ikisi, aşırı milliyetçi Dini Siyonizm ile sol eğilimli Demokratlar, bu konuda resmî politika belgeleri yayımladı.
Koalisyondaki bazı partiler yargının yetkilerini daha da daraltmak isterken muhalefette ortak bir yol haritası yok. Kimi yürürlükteki düzenlemeleri geri almayı, kimi yeni bir anayasa hazırlamayı, kimi de Temel Yasaların nasıl değiştirileceğini kurallara bağlayacak yeni bir çerçeve yasa çıkarmayı savunuyor.
Demokratlar Partisi lideri Yair Golan da muhalefetin bu konudaki kararlılığını sorguluyor. Bloktaki bazı partilerin reformları geri alma isteğine güvenmediğini açıkça dile getiren Golan, Likud’la kurulacak bir ulusal birlik hükümetine de karşı çıkıyor.
Netanyahu’ya karşı olmak, yargı reformunu geri almak konusunda uzlaşmak anlamına gelmiyor. Seçim sonrasında kurulacak olası bir muhalefet hükümetinin önündeki en büyük açmaz da burada yatıyor: Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırmak başka, onun döneminde değiştirilen yargı düzenini tersine çevirecek siyasi iradeyi ortaya koymak başka.
Siyasi partilerin seçim sonrasına ilişkin açıkladıkları planlar ve pozisyonlar ise şöyle:
- Demokratlar Partisi (Yair Golan): Mevcut reform yasalarını tamamen iptal etmeyi, sivil hakları Temel Yasa ile korumayı ve başsavcılığın yetkilerini güvenceye almayı savunuyor.
- Yaşar (Gadi Eisenkot): Atama yasasını kaldırarak dengeli bir seçme mekanizması kurmayı ve aşma yasasına karşı çıkarak denetimi koruyan "Temel Yasa: Yasama" çıkarmayı planlıyor.
- B’Yachad (Naftali Bennett ve Yair Lapid): Atama yasasını geri almayı, yetki sınırlarını resmi olarak düzenlemeyi ve Yüksek Mahkemenin müdahale koşullarını kurallara bağlamayı hedefliyor.
- Dini Siyonizm Partisi – Zehut (Bezalel Smotrich): 61 milletvekiliyle Yüksek Mahkeme kararlarını aşma hakkı tanınmasını, dava açma ehliyetinin kısıtlanmasını ve başsavcılığın bölünmesini içeren radikal bir reform istiyor.
- Yisrael Beytenu (Avigdor Liberman): Tam bir anayasa ile Anayasa Mahkemesi kurulmasını savunurken; başbakanlığa iki dönem sınırı getirilmesine ve aşma yasasına karşı çıkıyor.
- Otzma Yehudit (İtamar Ben Gvir): "Jüristokrasiyle mücadele" sloganıyla, parlamentonun 61 oyla Yüksek Mahkeme kararlarını geçersiz kılabilmesini güçlü biçimde destekliyor.
- Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği (Haredi Partiler): Koalisyon ortağı olarak tüm yargı düzenlemelerini destekliyor ve özellikle yeşiva öğrencilerine askerlik muafiyeti getirmek için aşma yasasının çıkmasını istiyor.
- Ortak Liste (Yousef Jabareen) ve Ra’am (Mansur Abbas): Ortak Liste eşit vatandaşlığa dayalı laik bir anayasal altyapı savunurken, Ra’am atama ve aşma yasalarına karşı oy kullanıyor.
- Yedek Askerler – Ekonomi Partisi (Yoaz Hendel ve Yaron Zelekha) & İsrail Halkı Partisi (Ofer Winter): Başsavcılığın ikiye bölünmesini, başbakanlığın iki dönemle sınırlandırılmasını ve yargıda denge sağlayacak yeni mahkeme veya yasaların oluşturulmasını teklif ediyor.
Öte yandan Times of Israel’e göre, seçimde öne çıkan Likud ve Yaşar partileri yargı reformuna ilişkin bütün planlarını kamuoyuna açıklamış değil.
Gazetenin sorularını yanıtsız bırakan Likud ve Adalet Bakanı Levin’in ofisi, Yüksek Mahkemeyi aşma yasasını çıkarıp çıkarmayacaklarını açıklamayı reddetti; kampanya boyunca seçmene hangi adımları atacaklarını duyurmadan yeni yargı yasaları geçirmek için sandıktan bu yönde bir yetki almış sayıp saymayacakları sorusunu da cevapsız bıraktı.


Buna karşın Levin’in Ocak 2026’da Haredi liderlere “2023’te yasama sürecini ben durdurmadım ve şimdi de kesinlikle destekliyorum” demesi ve bu ayın başındaki bir seçim etkinliğinde “Sağ kanat seçimleri kazanırsa farklı Yüksek Mahkeme yargıçları ve farklı bir hukuk sistemi olacak” ifadelerini kullanması, bakanın yargı düzenlemesi gündemini sürdürmekte kararlı olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla muhalefet blokunun vaatlerindeki belirsizlik kadar, olası bir sağ hükümetin yargı konusunda nereye kadar gideceği de resmi programlarda henüz tam olarak netleşmiş değil.
27 Ekim sandığından çıkacak sonuç, iktidarın kimde olacağının yanı sıra İsrail’de siyaset ile yargı arasındaki güç dengesinin yönünü de tayin edecek. Sağ koalisyonun yeniden çoğunluğu sağlaması, hükümetin 2023’te kitlesel protestolar nedeniyle dondurmak zorunda kaldığı düzenlemeleri yeniden Meclis'e taşımasının önünü açabilir.
Muhalefetin iktidara gelmesi ise mevcut yasaların geri alınması ihtimalini güçlendirecek; ancak Yüksek Mahkemenin yetki sınırlarını çizecek Temel Yasalar üzerinde yeni koalisyon içi çatlaklar yaşanması da kaçınılmaz görünüyor.
Seçim kampanyasında sessizliğe gömülen yargı reformu, sandık kapandıktan sonra yeniden İsrail siyasetinin en sıcak çatışma başlıklarından biri olmaya aday.




