Mossad’ın İran’a karşı Kürtleri sahaya sürme planı, İsrail’e duyulan güvenin sarsılması, Trump’ın müdahalesi ve Türkiye’nin itirazı nedeniyle çöktü.
YDH- İsrailli
gazeteci Itay Anghel’in aktardığı bilgilere göre, İsrail istihbarat servisi
Mossad’ın İran’a karşı Kürt grupları harekete geçirmeye yönelik planı, “İsrail’in
Suriye’deki HTŞ rejimiyle kurduğu ilişki, Kürtlerde oluşan güven kaybı,
Türkiye’nin müdahalesi ve bölgedeki etnik dengelerin yanlış hesaplanması” nedeniyle
başarısızlığa uğradı.
Anghel, geçtiğimiz ocak ayının sonunda İsrail, ABD ve
Suriye’deki yeni rejim arasında gerçekleştirilen gizli bir toplantının,
Mossad’ın Kürtleri İran’a karşı harekete geçirme planı açısından kritik bir dönüm
noktası olduğunu belirtti.
İsrailli gazeteci bu toplantıyı “büyük ihanet” olarak
nitelendirirken, gelişmenin Mossad’ın planının “tabutuna çakılan son çivi”
olduğunu söyledi.
İsrail’in Suriye’deki
tercihi Kürtlerde güven krizine yol açtı
Anghel’in aktardığına göre İsrail, söz konusu toplantıda
öncelikle Suriye’nin güneyindeki çıkarlarını korumaya ve Dürzilerin yaşadığı
bölgelere yaklaşılmasını engellemeye odaklandı.
Buna karşılık Suriye’deki HTŞ rejiminin kuzeydeki Kürt
bölgelerine yönelik saldırı planları karşısında İsrail’in “derin bir
sessizliğe” büründüğü belirtildi.
Bu sessizliğin Kürtler tarafından “yeşil ışık” olarak
algılandığı ve bunun ardından yeni rejime bağlı güçlerin Halep’teki Kürtlere
karşı geniş çaplı bir saldırı başlattığı aktarıldı.
Anghel’e göre bu gelişmeler, Kürtler ile Mossad arasındaki
güveni ciddi biçimde sarstı.
İsrailli gazeteciye ulaşan öfkeli saha komutanlarından
birinin mesajında, “Bizi bir mal gibi sattınız... İsrail’i seven 40 milyon
dostunuzu kaybettiniz” ifadelerinin yer aldığı belirtildi.
Mossad başarısızlıktan
Trump’ı sorumlu tuttu
Anghel, Mossad ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun
“Kürt işgali” olarak tanımlanan planın başarısızlığından ABD Başkanı Donald
Trump’ı sorumlu tutmaya çalıştığını aktardı.
Ancak araştırmacı gazeteci, özel kaynaklarından edindiği
bilgiler ve İran sınırındaki Kürt bölgelerinde yaptığı saha çalışmaları
üzerinden bu anlatının gerçeği tam olarak yansıtmadığını savundu.
Anghel’in ortaya koyduğu tabloya göre planın en önemli
sorunlarından biri, operasyon için yapılan lojistik hazırlıkların
yetersizliğiydi.
Mossad’ın Kürtleri “sahadaki savaşçılar” olarak
değerlendirdiği, ancak planın İran gibi güçlü bir devletle karşı karşıya gelmek
için gerekli temel askeri imkanlardan dahi yoksun olduğu belirtildi.
Kürt güçlerine verilen
vaatler karşılıksız kaldı
Planın, jet uçakları, tankları ve ağır silahları bulunmayan
bir militan gücünün İran’a karşı kullanılmasına dayandığı aktarıldı.
Buna karşılık İran’ın yaklaşık 90 milyon nüfusa sahip,
istihbarat teşkilatları ve ülke genelinde faaliyet gösteren güvenlik
mekanizmaları bulunan düzenli bir orduya sahip olduğu hatırlatıldı.
İsrail ve ABD’nin Kürt güçlerine ezici bir hava üstünlüğü
sağlayacak hava desteği ile kapsamlı lojistik yardım sözü verdiği, ancak bu
taahhütlerin sözlü vaatlerin ötesine geçmediği belirtildi.
Bu durumun Kürt liderlerde, herhangi bir gerçek güvence
sağlanmadan kendilerinin kaçınılmaz bir “ateşe” sürüklendiği yönünde bir kanaat
oluşturduğu ifade edildi.
“Kürtleri paralı
asker gibi gördüler”
Anghel’in dikkat çektiği bir diğer husus ise Mossad’ın Kürt
müttefiklerinin psikolojisini anlayamaması oldu.
İsrailli gazeteciye göre Mossad, Kürtleri İsrail veya ABD
tarafından belirlenen takvime göre harekete geçirilebilecek “paralı askerler”
gibi değerlendirdi.
Ancak Anghel’in Kürt savaşçılarla yaptığı görüşmelerde
farklı bir tablo ortaya çıktı.
Kürt komutan Pêman Viyan’ın Anghel’e, Kürtlerin hiç kimsenin
elindeki bir araç olmadığını ve İran’a karşı ancak kendi ulusal çıkarları
doğrultusunda hareket edeceklerini açıkça ifade ettiği aktarıldı.
Kürtlerin, İran operasyonundan yalnızca birkaç hafta önce
İsrail ve ABD’nin Suriye’deki müttefiklerini nasıl yüzüstü bıraktığını yakından
takip ettiği belirtildi.
Bu nedenle İran’ın iç bölgelerinde herhangi bir sorun
yaşanması halinde İsrail’in kendilerini de Halep’te olduğu gibi kaderlerine
terk edeceği yönündeki kanaatin güçlendiği ifade edildi.
Bu “duygusal kırılmanın”, Kürt savaşçıların kendilerini yok
oluşla sonuçlanabilecek bir operasyona sürüklemek yerine sınırdaki
mağaralarında kalmayı tercih etmelerine yol açtığı belirtildi.
Türkiye’nin
müdahalesi operasyonu durdurdu
Anghel’in değerlendirmesinde Türkiye’nin de planın
başarısızlığa uğramasında belirleyici bir rol oynadığı ifade edildi.
Buna göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı
Donald Trump ile olan yakın ilişkisini kullanarak operasyonun durdurulması
yönünde baskı yaptı.
Erdoğan’ın Trump’ı, İran’daki Kürtlerin silahlandırılmasının
Türkiye içinde yeni bir Kürt isyanına yol açabileceği konusunda ikna ettiği
belirtildi.
Bunun ardından Trump’ın operasyonun “iptal edilmesi” yönünde
talimat verdiği aktarıldı.
Anghel, bu gelişmeyi “İsrail’in bölgenin temel dinamiklerini
anlamadaki başarısızlığının bir göstergesi” olarak değerlendirdi.
İsrail’in Türkiye’nin böyle bir tepki verebileceğini önceden
öngörmesi ve buna karşı bir plan hazırlaması gerektiğini belirten Anghel,
operasyonun öngörülebilir bir Türk itirazı nedeniyle başladıktan sonra yarıda
bırakıldığını savundu.
İran’ın etnik yapısı
göz ardı edildi
Anghel’in değerlendirmesinde Mossad planının bir diğer
önemli sorununun İran’ın “etnik mozaiğini” yeterince dikkate almaması olduğu
belirtildi.
İran’ın yalnızca tek bir topluluktan oluşmadığı; Kürtler,
Azeriler, Beluçlar, Araplar ve Lorlar gibi farklı etnik grupların bir arada
yaşadığı karmaşık bir yapıya sahip olduğu ifade edildi.
Stratejik hatanın, Kürt unsuruna öncelik verilmesi ve
Kürtlerin operasyon içerisinde öncü bir role yerleştirilmesi olduğu ileri
sürüldü.
Bu yaklaşımın diğer azınlık gruplarında kıskançlık ve kuşku
yarattığı, farklı grupları yönetime karşı ortak bir mücadelede birleştirmek
yerine aralarındaki çatışma ihtimalini artırdığı belirtildi.
Planlamacıların tarihsel olarak rekabet ve çatışma yaşamış
gruplar arasında yeterli koordinasyonu sağlamak için gereken çabayı
göstermediği ifade edildi.
Bu nedenle planın, İran’ı “özgürleştirmeye” yönelik ortak
bir hareketten ziyade “Kürt ayrılıkçılığını” destekleyen bir girişim olarak
algılandığı ve bunun diğer grupların operasyona katılım konusunda tereddüt yaşamasına
yol açtığı aktarıldı.
“Kürdün dağlardan
başka dostu yoktur”
Anghel, planın başarısızlığının nedenlerini Kürt
dostlarından aktardığı tek bir cümleyle özetledi: “Kürdün dağlardan başka dostu
yoktur.”
Bu eski Kürt inancının 2026’daki gelişmelerin ardından yeniden
güç kazandığı belirtildi.
Anghel’in aktardığı tabloya göre, bir dönem kendileri
açısından müttefik ve örnek olarak görülen İsrail, Kürtlerin gözünde artık
“güvenilmez” bir aktöre dönüşmüş durumda.
Kürtlerin değerlendirmesine göre İsrail, Türkiye veya
Suriye’deki HTŞ rejimi gibi bölgesel güçlerle çıkarlarının çatışması halinde,
en kritik anda kendi müttefiklerini terk edebilecek bir aktör olarak görülüyor.