Trump rejiminin Gazze’de Hamas’ın silahsızlandırılmasına odaklanırken İsrail’in yerleşimci politikaları ve Washington’ın desteğiyle büyüyen Batı Şeria krizini göz ardı ettiği belirtildi.
YDH- Foreign
Policy’de Azriel Bermant imzasıyla yayımlanan analizde,
Trump rejiminin Hamas’ın Gazze’de silahsızlandırılması konusunda ilerleme
sağlandığı yönündeki iddialarının gerçekçi olmadığı, Washington’ın Gazze’ye
odaklanırken İsrail’in politikaları nedeniyle giderek büyüyen Batı Şeria krizini
göz ardı ettiği belirtildi.
Analizde, Hamas’ın silahsızlanma konusunda gösterdiği “esnekliğin”,
örgütün uzun vadeli siyasi varlığını korumaya yönelik bir “oyalama taktiği”
olabileceği iddia edildi. Hamas yetkilileri, İsrail ordusunun Gazze’den tamamen
çekilmesinden önce silahlarını bırakmayacaklarını açıkça ortaya koyarken,
İsrail de Hamas silahsızlanmadıkça Gazze’den tamamen çekilmeye yanaşmıyor.
Bu nedenle Trump rejiminin “Gazze yol haritası”nın klasik bir
açmazla karşı karşıya olduğu belirtildi: İsrail, Hamas silahlarını bırakmadıkça
Gazze’den tamamen çekilmeyecek; Hamas ise İsrail çekilmedikçe
silahsızlanmayacak.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Trump’ın Gazze
planını reddetmesinin de bu çelişkinin bir sonucu olduğu ifade edildi.
Netanyahu açısından Hamas’a verilecek tavizler, ekim ayında
yapılması beklenen seçimler öncesinde İsrail’deki sağ seçmenler tarafından
olumsuz karşılanabilir.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran konusunda yaptığı ancak
sonuçları tartışmalı kalan “anlaşma” açıklamalarına da dikkat çekilen analizde,
dünyanın artık Washington’dan “gerçeklik zemininden kopuk büyük duyurular
gelmesine alıştığı” savunuldu.
Washington’ın gözden
kaçırdığı kriz: Batı Şeria
Bermant, Trump rejiminin Gazze’deki savaşı sona erdirmeye
çalışmasının yanlış olmadığını, ancak asıl sorunun Washington’ın “Gazze’de ayı
hedeflerken”, kendi müdahale gücü dahilinde bulunan Batı Şeria’daki “patlayıcı
krizi” göz ardı etmesi olduğunu belirtti.
Batı Şeria’daki şiddetin önemli bir bölümü bizzat Trump rejiminin
politika tercihlerinden kaynaklanıyor. Washington’ın Biden yönetimi tarafından
İsrailli şiddet yanlısı yerleşimci gruplara uygulanan yaptırımları kaldırması
ve İsrail hükümetini sınırlamaması, aşırı sağcı yerleşimcileri daha da
cesaretlendirdi.
Geniş çaplı bir “şiddet” patlaması riskinin ciddi olduğu ve
böyle bir gelişmenin Netanyahu hükümetinin seçim öncesindeki siyasi çıkarlarına
hizmet edebileceği savunuldu.
“Bu kez ateşi İsrail
hükümeti körüklüyor”
İsrail ordusu ve istihbarat servisi Şin Bet’in uzun süredir
Batı Şeria’da büyük bir patlama yaşanabileceği konusunda uyarılarda bulunduğu
belirtilirken, son gelişmeler bölgenin ne kadar kırılgan hale geldiğini
gösteriyor.
Bu kez gerilimi “körükleyen” tarafın Filistinli silahlı gruplar
olmadığı, aksine İsrail hükümetinin olduğu vurgulandı.
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in aynı
zamanda Savunma Bakanlığı bünyesinde sahip olduğu yetkileri kullanarak Batı
Şeria’daki Yahudi yerleşimlerine ilişkin politikayı dönüştürdüğü belirtildi.
Netanyahu hükümetinin 2022’de iktidara gelmesinden bu yana
en az 104 yerleşimin yasallaştırıldığı kaydedildi.
Smotrich’in açık hedefinin Filistin devletinin kurulması
ihtimalini ortadan kaldırmak ve Batı Şeria’yı ilhak etmek olduğu ifade edildi.
Filistin köylerinin çevresinde yeni yerleşim noktaları ve
çiftliklerin yayılması, İsrailliler ile Filistinliler arasında sürekli gerilim
yaratıyor. Yerleşimci grupların düzenli olarak Filistin köylerine saldırdığı,
mülklere zarar verdiği ve hayvanları öldürdüğü belirtildi.
Batı Şeria’daki camilere yönelik saldırıların yeni olmadığı,
ancak 7 Ekim 2023’ten bu yana kundaklama ve benzeri saldırıların arttığı ifade
edildi.
Eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert haziran ayında Kan News’e
yaptığı açıklamada, yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarını İsrail
ordusu ve polis güçlerinin çoğu zaman aktif desteğiyle yürütülen örgütlü bir
“etnik temizlik” ve “pogrom” kampanyası olarak nitelendirdi.
Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2026 yılında Batı
Şeria’da yerleşimcilerin karıştığı saldırılarda 18 Filistinli öldürüldü.
Netanyahu: “Küçük bir
azınlık”
Netanyahu, yerleşimci şiddetinin küçük bir “suçlu azınlık”
tarafından gerçekleştirildiğini savunuyor.
Ancak, şiddetin giderek yayıldığı ve İsrail hükümetinin geniş
desteğine sahip fanatik gruplar tarafından organize edildiği belirtildi.
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz “en şiddet yanlısı”
yerleşimcilere göz yumduğu ifade edildi. Geçmişte İsrail hükümetlerinin kamu
güvenliği açısından tehdit oluşturan şiddet yanlısı yerleşimcilere karşı idari
gözaltı kararları uyguladığı, ancak Katz’ın göreve gelmesinin ardından sağcı
tabanın desteğini kazanmak amacıyla bu uygulamaları kaldırdığı belirtildi.
Filistinlilere yönelik saldırıların, Filistinlilerin Batı
Şeria’dan tamamen ayrılmasını isteyen Smotrich gibi hükümet üyelerinin siyasi
hedefleriyle örtüştüğü ifade edildi.
İsrailli aktivistler
de yerleşimci saldırılarının hedefinde
Batı Şeria’da Filistinlilere destek vermek ve onları korumak
amacıyla bölgeye giden çok sayıda İsrailli de yerleşimci saldırılarına maruz
kaldı.
Şiddetin İsrail’in kendi sınırları içerisinde de görüldüğü
belirtildi.
İsrail ordusunun Merkez Komutanlığı Komutanı Tümgeneral Avi
Bluth’un da Filistinlilere yönelik ağır saldırılarla suçlanan İsrailli bir şüphelinin
serbest bırakılmasını engellemek amacıyla mahkemelere başvurduğu ifade edildi.
Dindar bir yerleşimci geçmişine sahip olan Bluth’un
müdahalesinin, yerleşimci şiddetinin kontrolden çıktığının önemli bir
göstergesi olduğu belirtildi.
Katz’ın Bluth’un girişimini kendi otoritesine yönelik bir
meydan okuma olarak gördüğü ve Merkez Komutanlığı Komutanı’nı görevden
alacağını canlı yayında açıkladığı aktarıldı.
Katz’ın daha önce de söz konusu şüpheliyi hapishanedeki
hücresinde ziyaret ettiği ve güvenlik güçlerine idari kısıtlama kararını
kaldırmaları talimatı verdiği belirtildi.
Ancak İsrail ordusunun tepkisi ve hem sağdan hem soldan
gelen kamuoyu eleştirileri üzerine Katz’ın geri adım atmak zorunda kaldığı
ifade edildi.
Filistin Yönetimi
çökme riskiyle karşı karşıya
İsrail, Filistin Yönetimi’ne aktarılması gereken vergi
gelirlerini yeniden bloke etti. Bu kez amaç, Filistin Yönetimi’nin mali açıdan
çökertilmesi.
Tel Aviv Üniversitesi Filistin Çalışmaları Forumu Başkanı
Michael Milshtein, Filistin Yönetimi’nin zayıflatılmasının ciddi riskler
taşıdığı konusunda uyardı.
Bunların başında İsrail ordusu ile Filistin Yönetimi
güvenlik güçleri arasında çatışma çıkması ihtimali geliyor.
Filistinlilere yönelik saldırıların artması karşısında
Filistin güvenlik güçlerinin daha fazla seyirci kalamayabileceği ve bunun
İsrail ordusu ile Filistin Yönetimi güçleri arasında silahlı çatışma riskini
önemli ölçüde artırabileceği belirtildi.
Trump’ın Batı Şeria’da
daha fazla baskı gücü var
Bermant’a göre, Trump rejiminin İsrail’in Batı Şeria
politikasını değiştirme konusunda Gazze’ye kıyasla çok daha fazla etkisi
bulunuyor.
Trump’ın Netanyahu üzerinde gerçek bir siyasi baskı gücüne
sahip olduğu belirtilirken, İsrailli yerleşimci aşırılıkçılara yönelik
yaptırımların yeniden uygulanmasının Tel Aviv’e açık bir mesaj vereceği ifade
edildi.
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’ın İsrail hükümetine
yönelik sabrının giderek tükendiği ve kısa süre önce Netanyahu hükümetinin
“sonsuz bir çatışma” önerdiğini söylediği aktarıldı.
Vance, İsrail hükümetinin savaşın her bomba atılana veya her
İranlı öldürülene kadar sürmesini istediğini söylemişti.
Ancak asıl sorunun Washington’ın bu baskıyı daha ileri
taşıyacak siyasi iradeye sahip olup olmadığı olduğu ifade edildi.
“Netanyahu’nun
kaybedeceği daha çok şey var”
Netanyahu’nun iç siyasetteki konumu büyük ölçüde Trump’la
kurduğu özel ilişkiye ve İsrail’de hâlâ popüler olan ABD başkanı ile sahip
olduğu yakınlığa dayanıyor.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü ortak savaşın “utanç
verici bir fiyaskoya” dönüştüğü savunulan analizde, Trump’ın Netanyahu’yu günah
keçisi ilan etmesinin önünde çok az engel bulunduğu belirtildi.
Trump ile Netanyahu arasındaki ilişkinin bozulmasının İsrail
başbakanı açısından siyasi açıdan yıkıcı sonuçlar doğurabileceği vurgulandı.
“Batı Şeria patlarsa
Gazze planı da çöker”
Batı Şeria’da yeni bir şiddet dalgasının başlaması halinde
mevcut veya gelecekte hazırlanacak herhangi bir Gazze yol haritasının da tamamen
uygulanamaz hale gelebileceği kaydedildi.
Netanyahu’nun seçimler öncesinde Washington’a meydan
okumanın iç siyasette kendisine avantaj sağlayacağını hesaplayabileceği
belirtilirken, ABD ile ilişkileri tehlikeye atmanın İsrail kamuoyu açısından
ciddi riskler taşıdığı ifade edildi.
Analize göre, Trump gerçekten bir “barış yapıcı” olarak
görülmek istiyorsa sahip olduğu siyasi nüfuzu kullanmak zorunda.
Bunun ilk adımının, Batı Şeria’daki durumu istikrara
kavuşturmak ve buradan hareketle Gazze’de daha geniş bir çözüm inşa etmek olduğu
savunuldu.