Tahran yönetimi, ABD ile imzalanan kısa süreli ateşkesi Batı'nın zaman kazanma hamlesi olarak değerlendirerek savunma doktrinini terk ediyor.
YDH ― İran hükümeti, ABD ile Ortadoğu'da yaşanan çatışmaların tırmanma ihtimaline karşı yeni ve gizli bir eylem planı hazırladı.
Wall Street Journal'ın İranlı ve Arap yetkililere dayandırdığı habere göre Tahran yönetimi, ABD ile yakın geçmişte imzalanan ateşkes mutabakatını, Washington ve Tel Aviv'in küresel ekonomi üzerindeki baskıyı hafifletme ve gelecekte daha geniş çaplı bir saldırı düzenlemek için zaman kazanma girişimi olarak görüyor.

Bu stratejik okuma, İran'ın askeri duruşunda köklü bir değişime işaret ediyor.
Arap istihbarat servislerinin verilerine göre İran, olası bir çatışmanın genişlemesi ve ABD'ye yönelik maliyetlerin artması amacıyla Yemen ve Irak'taki silahlı gruplarla da yoğun temas yürütüyor.
WSJ, bu temasların temel amacını, çatışmanın tekrarlanmasını önlemek adına karşı tarafa verilen hasarı ve bedeli en üst seviyeye çıkarmak şeklinde özetliyor.

İsrail Askeri İstihbaratının eski İran Masası Direktörü Danny Citrinowicz bu durumu, “İran'ın Ali Hamenei döneminde benimsediği güvenlik doktrinini değiştirmesi” olarak yorumluyor.
Citrinowicz'e göre önceki doktrin, “tehditleri İran topraklarından uzak tutmaya, vekil güçlere dayanmaya ve ülkenin doğrudan savaşlara sürüklenmesini önlemeyi amaçlayan bir çevreleme politikasına” dayanıyordu.
İsrailli uzmana göre bunun yerine ortaya çıkan yeni tablo, “saldırının İran topraklarına ulaşmasını beklemek yerine düşmana ağır hasar vermeyi hedefleyen, daha saldırgan, proaktif ve stratejik açıdan aldatmaya dayalı bir doktrini” ortaya koyuyor. Tahran'ın Batı'nın niyetlerine yönelik bu şüphesi, son iki ayın daha kapsamlı askeri çatışmalara hazırlık yapılarak geçirilmesine yol açtı.

Gazetenin paylaştığı ayrıntılara göre İranlı yetkililer, Devrim Muhafızları’nın düzenli ordu üzerindeki denetimini güçlendiriyor ve kilit görevlere Irak savaşı gazilerini atıyor.
Ülke genelinde füze ile insansız hava aracı (İHA) üretimi hız kazanırken, iç cephede karşı istihbarat operasyonları da genişliyor.
Tahran merkezli askeri analist Muhammed Hasan Sengteraş, ülkedeki genel havayı "İran'da genel olarak esas savaşın henüz başlamadığı görüşü hakim." sözleriyle aktarıyor.
Sengteraş, şu ana kadar görülen adımları, daha büyük bir çatışma öncesinde rakibin kabiliyetlerini zayıflatmayı amaçlayan sınırlı ve aşamalı bir tırmanma taktiği olan "salam dilimleme" prizmasından yorumluyor.

Öte yandan Amerikan saldırılarının askeri ve ekonomik altyapıya ağır hasar verdiği yönündeki iddialara rağmen İran, hasar gören altyapısını beklenenden çok daha hızlı bir biçimde onarıyor.
Bu onarım hızı ve toparlanma kapasitesi İsrail cephesinde ciddi endişeler yaratıyor.
Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi'nin Temmuz ayında İran'ın Tesnim haber ajansına verdiği demeç de bu hazırlıkları doğruluyordu.
Muhibbi o dönemki açıklamasında, "Ateşkes döneminden tam anlamıyla yararlandık. Kabiliyetlerimizi genişlettik, füze üretim hızımızı artırdık ve füzelerin isabet hassasiyetini yükselttik." ifadelerini kullanmıştı. Askeri hazırlıklar sürerken, WSJ'nin ulaştığı kaynaklar Tahran'daki yetkililerin çatışmanın bir sonraki evresine dair farklı kaygılar taşıdığını da aktarıyor.

İranlı yetkililer, sıradaki hamlelerin yalnızca askeri harekatlarla sınırlı kalmayacağından, ülke içinde iç karışıklıklar çıkarma girişimlerini de kapsayabileceğinden endişe duyuyor.
İran'ın başmüzakerecisi Muhammed Bakır Galibaf'ın strateji danışmanı Mehdi Muhammedi ise meselenin ideolojik ve tarihi boyutuna dikkat çekiyor.
Muhammedi, “ABD ile İran arasındaki çatışmanın arkasındaki asıl itici gücün Dini Lider Ali Hamaney'in öldürülmesine karşılık nesiller boyu sürecek bir kan davası arzusu olduğunu” belirtiyor.
Danışman Muhammedi, "İran halkının Trump ile kapatılmamış pek çok hesabı var. İran büyük bir hesaplaşmaya hazırdır." diyerek yaklaşan sürecin sertliğini vurguluyor.

ABD ile İran arasında şubat ayında başlayan savaş, aylar içinde farklı diplomatik evrelerden geçti.
Çatışmaların yoğun safhasının ardından mayıs ayı sonunda açıklama yapan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, tarafların arabulucular kanalıyla yürüttüğü müzakere turlarının ardından bir anlaşmaya yaklaştığını duyurmuştu.
Bu sürecin sonunda taraflar haziran ayında ateşkes öngören bir mutabakat zaptı imzaladı, ancak bu sükunet yalnızca birkaç hafta sürdü ve çatışmalar yeniden alevlendi.
Gelinen son noktada İran, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ablukasını sürdüreceğini ilan ederken, ABD de İran gemileri ile limanlarına yönelik ablukayı yeniden başlattığını duyurdu.
Ağustos ayı ortasında söylemini iyice sertleştiren Donald Trump, İran'ın ezici bir yenilgiye uğradığını ve Hürmüz Boğazı'nın yakında ABD toprağı olacağını iddia etti.

Sahadaki bu gerilime karşılık Tahran yönetimi, Washington'ı imzaladıkları mutabakat zaptına uymamakla suçluyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD'nin ihlalleri sona erdirmesinin, müzakerelerin yeniden başlaması için temel şartlardan biri olduğunu dile getiriyor.
Arakçi'nin verdiği bilgilere göre kapsamlı müzakereler tamamen durdu ve taraflar şu anda yalnızca aracılar üzerinden kısıtlı bir mesaj alışverişi yapıyor.
Trump ise Washington'ın İran ile müzakereleri yarım güçle sürdürdüğünü ve Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı devam ettirdiğini savunuyor.
Wall Street Journal'ın haberine yansıyan bir diğer çarpıcı detay ise ABD Başkanı Donald Trump’ın özel görüşmelerindeki tavrı oldu.
Trump, kapalı kapılar ardında Hürmüz Boğazı'nın açılmasını bir ABD zaferi gibi sunarak savaşı nükleer bir anlaşma olmadan sonlandırma ihtimalini dışlamıyor.
Oysa Trump geçmişteki açıklamalarında, İran'ın nükleer programının sona erdirilmesini askeri operasyonun ana hedeflerinden biri olarak niteliyordu.





