ABD müttefiklerini kaybetmeden nüfuzunu kaybediyor
ABD’nin müttefiklerinden daha fazla savunma sorumluluğu üstlenmelerini istemesi, Washington açısından beklenmedik bir sonuç doğurarak Amerikan nüfuzunun dayandığı güvenlik bağımlılığını zayıflatıyor.
YDH- The National Interest yazarları Muhib Rahman ve Nazmus Sakib, Suudi rejimi, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın, ABD'nin geleneksel müttefikleri üzerindeki nüfuzunun “sessiz biçimde aşındığı yeni bir uluslararası düzenin” işaretlerinden biri olduğunu yazdı.
Analize göre Washington açısından “asıl tehlike”, müttefiklerinin ABD'yi terk etmesi değil, Amerikan güvenlik şemsiyesi altında kalırken askeri destek, finansman ve caydırıcılık sağlayabilecek “alternatif ortaklıklar” geliştirmeleri.
Bu durum, ABD'nin müttefiklerini kaybetmeden onlar üzerindeki siyasi baskı ve yönlendirme kapasitesini kaybetmesine yol açıyor.
Bu dönüşümün son örneği olarak 7 Ağustos'ta Suudi rejimi, Pakistan ve Türkiye arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması gösterildi.
Türkiye NATO üyeliğini, Suudiler ABD ile kapsamlı askeri
ilişkilerini, Pakistan ise Washington'la bağlarının yanı sıra Çin'le stratejik
ortaklığını sürdürüyor.
Washington artık tek seçenek değil
Analize göre ABD'nin silah, eğitim, istihbarat, lojistik ve gerektiğinde doğrudan askeri destekten oluşan güvenlik ağı, müttefiklerinin Washington'la ters düşmesinin maliyetini yükseltiyor ve ABD'ye önemli bir siyasi koz sağlıyordu.
Ancak alternatif güvenlik ortaklıklarının çoğalmasıyla bu yapı değişmeye başladı.
Fransa, Polonya, İngiltere ve Almanya'nın son dönemde NATO'ya ek olarak geliştirdiği ikili savunma anlaşmaları da aynı eğilimin Avrupa'daki yansıması olarak gösterildi.
Suudi rejimi ABD'ye
bağımlılığını azaltıyor
Aynı eğilimin Ortadoğu'da daha belirgin hale geldiğine dikkat çekilen analizde, Suudi rejiminin Amerikan askeri desteğini korurken bunun etrafına “yeni güvenlik katmanları” oluşturduğu belirtildi.
Suudi yönetimi Eylül 2025'te Pakistan'la Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması imzaladı. Mekke Anlaşması'yla Türkiye'nin de dahil olması, bu ilişkiyi üçlü bir güvenlik mekanizmasına dönüştürdü.
Böylece Suudi rejimi Amerikan silahları, istihbaratı ve askeri işbirliğinden vazgeçmeden Pakistan'ın askeri kapasitesi ile Türkiye'nin savunma sanayisinden yararlanabilecek bir yapı oluşturdu.
Devletler artık tek bir güvenlik sağlayıcısına bağımlı olmak yerine birden fazla ortakla ilişki geliştirerek hiçbir gücün kendilerine tek başına şart dayatamayacağı bir hareket alanı oluşturmaya çalışıyor.
Yeni düzende ABD hâlâ başka hiçbir ülkenin bütünüyle sağlayamadığı askeri, ekonomik ve diplomatik imkanlara sahip. Ancak Washington'ın rolü değişiyor.
ABD bundan sonra “müttefiklerinin vazgeçilmez güvenlik sağlayıcısı olmak yerine, alternatifler arasındaki en cazip ortak olarak kalabilmek” için rekabet etmek zorunda kalacak.
Analize göre Washington'ın karşı karşıya olduğu temel paradoks da burada yatıyor: ABD'nin yıllardır daha fazla sorumluluk almalarını istediği müttefikleri bunu yapmaya başladıkça Amerikan güvenliğine daha az bağımlı hale geliyor ve Washington'ın onlar üzerindeki siyasi nüfuzu da buna paralel olarak azalıyor.




