Ali Tahir: Kaybedilen mevzi mi, korunmaya çalışılan savaş gücü mü?
❝Bir sonraki çatışma turunun nasıl şekilleneceği netleşmeden önce direnişin mevcut kapasitesini tüketmesi akılcı olmayacaktır.❞
YDH ― El-Ahbar gazetesinden Tarık Fahri, Hizbullah’ın Ali Tahir saldırısına yanıt vermemesini pasiflik veya kapasite kaybı olarak değil, daha büyük ve muhtemel bir çatışma turuna hazırlanma stratejisi olarak okudu.
✱✱✱
İsrail'in Ali el-Tahir tepelerini hedef alan operasyonunun ardından direnişin sessiz kalması, olayın kendisini aşan bir dizi siyasi ve askeri soruyu gündeme getirdi. Bu sessizliğin nedenlerini anlamaya yönelik çok sayıda yorum ve analiz yayımlandı. Bunların bir bölümü, üç aydan uzun süren ve İsrail'in peş peşe düzenlediği saldırıları başarıyla püskürten destansı direnişe dikkat çekiyor. Bu tablo, direniş eyleminin herhangi bir bildiri veya açıklamadan çok daha güçlü bir ifade biçimi taşıdığını ortaya koyuyor.
Buna karşılık, giderek daha fazla siyasi ve askeri göstergeyle örtüşen başka bir yorum da bulunuyor. Bu yoruma göre sessizlik veya yanıt vermeme, yakın zamanda başlayabilecek yeni bir çatışma turuna hazırlığı gizliyor olabilir.
Nitekim bunun bazı işaretleri ortaya çıkmaya başladı. Ancak buradan hareketle tam ölçekli bir savaşın kaçınılmaz olduğunu söylemek mümkün değil. Bununla birlikte, bölgesel tablo incelendiğinde tırmanma ihtimalini artıran birçok faktörün aynı anda bir araya geldiği görülüyor.
İlk faktör, İsrail'in iç siyasi durumuyla ilgili. Özellikle yaklaşan seçimler ve kamuoyu yoklamalarına yansıyan güç dengesi değişimi bu açıdan önem taşıyor. Son yapılan bir ankete göre muhalefet 120 sandalyeli parlamentoda 57, Netanyahu'nun bloğu ise 52 sandalye kazanıyor.
Bu sonuç, iki kampın da hükümet kurmak için gereken 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamadığı anlamına geliyor. Böyle bir seçim ortamında Netanyahu, seçimlerdeki konumunu güçlendirmek ve seçmenlerin duygularını etkilemek amacıyla siyasi açıdan pazarlanabilir bir güvenlik veya askeri başarı arayışına girebilir.
Bu kez de liderlik piramidinin tepesinden siyasi ve askeri kademelere kadar Hizbullah'ın liderlik yapısını hedef alan yoğun ve kapsamlı bir hava harekatıyla karşı karşıya kalabiliriz.
İkinci faktör, savaşın ilan edilen hedefleriyle sahada ortaya çıkan sonuçlar arasındaki kalıcı uçurumla ilgili. İran ve Lübnan'a karşı savaşta Amerikan ve İsrail hedeflerinin zayıflatıldığını öne süren bazı analizler bulunsa da temel stratejik hedefler, hem Tel Aviv'in hem de Washington'un siyasi ve stratejik hesaplarında hâlâ yerini koruyor gibi görünüyor. Bu hedeflerin başında, İran rejimini siyasi yapısını değiştirecek ölçüde zayıflatmak ve Hizbullah'ın Lübnan'da askeri ve siyasi bir güç olarak faaliyet gösterme kapasitesini ortadan kaldırmaya çalışmak geliyor.
Bu mesele Trump ve Netanyahu açısından giderek daha büyük önem taşıyor. Çünkü savaşın başından bu yana ilan edilen hedeflere ulaşılmasını sağlayacak sonuçların elde edilememesi, her iki lider açısından da ciddi siyasi sonuçlar doğurabilir.
Bu çerçevede süregelen tırmanış, çatışmanın sonucunu değiştirme ve kesin bir zafer görüntüsünü güçlendirecek sonuçlar elde etme girişimi olarak okunabilir; bunun için daha yüksek bir siyasi veya stratejik bedel ödenmesi gerekse bile.
Bu nedenle aşırı güç kullanımına yeniden başvurmak ve savaş alanını genişletmek, iç siyasette kontrol edilmesi güç bir başarısızlığın önüne geçmek için bir zorunluluk haline gelebilir.
En hassas faktör ise Amerikan tutumu olmaya devam ediyor. İsrail, Washington'un sağladığı siyasi ve stratejik şemsiyeden bağımsız hareket etmiyor.
Bu çerçevede Washington'daki karar alma çevrelerinin iki temel yaklaşım arasında bölündüğü görülüyor. Bunlardan ilki, askeri güç ve doğrudan baskıyı bölgedeki güç dengesini yeniden şekillendirmenin daha etkili ve hızlı araçları olarak gören daha sert bir yaklaşım.
Bu çizgiyi yönetim içindeki şahin isimler, özellikle Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio savunuyor. Bu yaklaşımın İsrail'in bakış açısıyla da birçok ortak noktası bulunuyor.
Diğer tarafta ise Başkan Yardımcısı JD Vance'in öncülük ettiği ekip, pragmatik bir gerçekçilik anlayışını benimsiyor ve dolaylı baskı araçlarının kullanılmasına öncelik verme eğiliminde. Buna ekonomik yaptırımların sınırlı askeri baskıyla birlikte uygulanması ve rakiplerin kendi iç zayıflıklarından yararlanılması da dahil.
Bu yaklaşımın temel varsayımına göre rakipleri kademeli olarak yıpratmak, hedeflere daha düşük maliyetle ulaşmayı sağlayabilir ve Washington'u sonuçlarını kontrol etmenin veya garanti etmenin zor olduğu büyük ölçekli savaşlara girmekten kurtarabilir.
Trump bu iki yaklaşım arasında gidip geliyor; kimi zaman şahin vizyona, kimi zaman da daha pragmatik ve temkinli bir çizgiye yöneliyor. Bu görece dengeli ortamda Trump, özellikle İsrail'e verilen desteğin siyasi baskısının arttığı dönemlerde veya Netanyahu bazı önerileri ulaşılabilir başarılar olarak sunmayı başardığında, İsrail'e Gazze ve Lübnan'da askeri müdahale için belirli bir hareket alanı tanıyor. Ancak bu hareket alanı, Trump'ın İsrail'in yaklaşımını bütünüyle benimsediği anlamına gelmiyor. Özellikle İran'la savaş sırasında yaşanan gelişmeler, Trump'ın İsrail'in pozisyonuna ilişkin hesaplarını daha temkinli hale getirdiğini gösteriyor. Bununla birlikte, İsrail'in yaklaşımına duyulan güvenin azalması, İsrail'in hareket alanının tamamen ortadan kaldırıldığı anlamına da gelmiyor. Aksine Trump, özellikle Lübnan cephesindeki hareket serbestisini, bölgedeki çatışmanın genel seyriyle ilgili daha geniş hesaplarının belirlediği sınırlar içinde İsrail'e belirli ölçüde tanımaya devam edebilir.
Sonuç olarak Netanyahu'nun seçimlerde avantaj sağlamak amacıyla Lübnan'da yeni bir saldırı başlatabileceği yönündeki ihtimal güçleniyor. Bu bağlamda en olası senaryolardan biri göz ardı edilemez: 8 Nisan'daki Kara Çarşamba olaylarının tekrarlanması. O gün Lübnan yaklaşık on dakika içinde yüzden fazla hava saldırısına maruz kalmıştı. Bu kez de hiyerarşinin en üst kademesinden, yani Genel Sekreter'den siyasi ve askeri düzeylere kadar Hizbullah'ın liderlik yapısını hedef alan yoğun ve kapsamlı bir hava harekatına tanık olabiliriz. İsrail böyle bir operasyonda aynı anda birden fazla hedefe ulaşmayı amaçlayabilir: direnişin yapısını sarsmak, komuta sistemini bozmak ve İsrail kamuoyunda önemli bir güvenlik başarısı algısı yaratmak. Bu ölçekte bir saldırı Hizbullah'ı son derece hassas bir konumla karşı karşıya bırakabilir, olası bir misillemeyi tetikleyebilir ve karşılıklı operasyonlardan yeni bir askeri çatışma turuna uzanan tırmanışın önünü açabilir.
Burada direniş, sınırlı bir taktik karşılık vermekle daha büyük bir stratejik zorunluluğa yanıt verebilme kapasitesini korumak arasında denge kurmaya çalışıyor.
Hizbullah'ın yeni bir çatışma turunun çıkma ihtimaline ilişkin değerlendirmesinin yükseldiği görülüyor. Bu durum, bir sonraki aşamanın niteliğiyle örtüşmeyebilecek taktik yanıtlar uğruna güçlerini tüketmek yerine hazırlıklı olmayı, hazır beklemeyi ve kapasitesini yenilemeyi tercih etmesini açıklayabilir. Bu açıdan bakıldığında Ali Tahir'in hedef alınmasına ilişkin sessizlik ve yanıt vermeme hali şöyle yorumlanabilir: Direniş, sınırlı bir taktik yanıt vermekle daha büyük bir stratejik meydan okumayla başa çıkma kapasitesini korumak arasında tercih yapıyor.
Bir sonraki çatışma turunun nasıl şekilleneceği netleşmeden önce direnişin mevcut kapasitesini tüketmesi akılcı olmayacaktır. Bu nedenle Ali Tahir olayını kontrol altında tutmak, daha tehlikeli bir senaryoya hazırlıklı olmanın ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Dolayısıyla Hizbullah'ın bu aşamadaki önceliği, sahadaki her olay veya gelişmeye nasıl karşılık vereceğinden ziyade, sınırlı bir tırmanışın uzun süreli ve geniş kapsamlı bir çatışmaya dönüşebileceği bir an için mümkün olduğunca fazla kapasiteyi nasıl koruyacağı olabilir.
İsrail seçimlerinin tarihi yaklaştıkça ve Netanyahu'nun seçimleri kaybetme ihtimali arttıkça, İsrail içinde daha geniş bir etki alanı yaratmak ve dengeleri yeniden kurmak amacıyla Lübnan cephesinde güvenlik ve askeri tırmanışa başvurma ihtimali de artıyor. Direniş bu ihtimali hesaba katıyor ve muhtemelen bu nedenle Ali Tahir konusunda sessiz kalıyor; ufukta belirebilecek yeni bir çatışma turunda konuşup harekete geçeceği ana kadar yanıt vermemeyi tercih ediyor.
Çeviri: YDH




