Hindistan’ın İsrail’le siyasi ve askeri bağlarını derinleştirdiği, Yeni Delhi’nin artık Tel Aviv’in silah üretim zincirinde de önemli bir rol üstlendiği belirtiliyor.
YDH- The
Guardian’da yayımlanan analizde,
Hindistan’ın İsrail’le giderek derinleşen ilişkileri ve bu yakınlaşmanın Gazze
savaşı sonrasında aldığı yeni boyut ele alınıyor. Yeni Delhi’nin geçmişte
Filistin davasını savunan ve Bağlantısızlar Hareketi’nin öncü ülkelerinden biri
olan çizgiden uzaklaşarak Tel Aviv’le siyasi, askeri ve stratejik bağlarını güçlendirdiği
vurgulanıyor.
Hindistan’ın İsrail’le ilişkilerindeki dönüşüm yalnızca
diplomatik düzeyde yaşanmıyor. Ülke, uzun yıllar İsrail silahlarının önemli
müşterilerinden biri konumundayken, artık İsrail’in silah üretim zincirinin de
önemli parçalarından biri haline geliyor.
Uluslararası Af Örgütü’nün son araştırmasına göre
Hindistan’daki şirketler, Gazze’de kullanılma ihtimali bulunan silah ve askeri
teçhizat parçalarını İsrail’deki askeri tedarikçilere gönderiyor. Araştırmada,
7 Ekim 2023 ile 30 Kasım 2025 arasında Hindistan’daki fabrikalardan İsrailli
askeri tedarikçilere yüz binlerce askeri parça gönderildiği belirtiliyor.
Bu kapsamda 390 bin 516 küçük silah parçası, 564 bin 970
patlayıcı mühimmat parçası ve 298 askeri araç bileşeninin sevk edildiği tespit
edildi. Hindistan’ın artık yalnızca İsrail silahlarının alıcısı değil,
İsrail’in askeri üretim kapasitesine katkı sağlayan bir ülke haline gelmesi,
iki ülke arasındaki ilişkinin niteliğindeki değişime işaret ediyor.
Hindistan’ın
İsrail’le yakınlaşmasının ideolojik boyutu
Hindistan’daki bu dönüşümün arkasında yalnızca savunma ve
dış politika çıkarları bulunmuyor. Başbakan Narendra Modi döneminde iktidardaki
Hindu milliyetçisi çevrelerle İsrail’deki Siyonist anlayış arasında giderek
belirginleşen bir ideolojik yakınlaşma ortaya çıkıyor.
Hindistan’daki sağ çevrelerde İsrail, özellikle Müslüman
nüfusun yoğun olduğu bir bölgede “kendi ulusal kimliğini ve askeri gücünü
koruyan bir devlet modeli” olarak görülüyor. Hindu milliyetçiliği ile Siyonizm
arasındaki bu ideolojik yakınlaşma, Gazze’deki savaşın yarattığı uluslararası
tepkiye rağmen İsrail’e yönelik desteğin Hindistan’da ciddi biçimde
gerilememesinin nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Pew Research Center’ın haziran ayında yayımladığı
araştırmaya göre Hindistan’da İsrail hakkında olumlu görüş bildirenlerin oranı
yüzde 32 olurken, olumsuz görüş bildirenlerin oranı yüzde 28’de kaldı. Bu
tablo, İsrail’e yönelik kamuoyu desteğinin savaş nedeniyle birçok Batı
ülkesinde gerilemesine karşın Hindistan’da benzer bir kırılmanın yaşanmadığını
gösteriyor.
Modi-Netanyahu
yakınlığı derinleşiyor
Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin İsrail Başbakanı
Benyamin Netanyahu ile kurduğu kişisel ilişki de iki ülke arasındaki siyasi
yakınlaşmanın önemli unsurlarından biri.
Modi, 2017’de İsrail’i ziyaret eden ilk Hindistan başbakanı
oldu. Bu yıl gerçekleştirdiği İsrail ziyareti ise İsrail ve ABD’nin İran’a
yönelik saldırılarından yalnızca 48 saat önce gerçekleşti.
Modi ile Netanyahu’nun havaalanında verdiği samimi
görüntüler ve Hindistan’ın İran’a yönelik savaşın başlamasının ardından
sergilediği dikkat çekici ölçüde düşük profilli tutum, Yeni Delhi’nin bölgesel
dengelerdeki konumuna ilişkin önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor.
Netanyahu da Hindistan’ın İsrail’e verdiği desteği açık
biçimde öne çıkarıyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın İsrail’in dünyada
kalan tek güçlü müttefikinin ABD olduğu yönündeki sözlerine karşı Netanyahu,
Hindistan’ın da İsrail’in dostları arasında bulunduğunu ve ülkede İsrail’e
yönelik “muazzam destek” olduğunu söyledi.
Silah ihracatı
konusunda Yeni Delhi sessiz
Hindistan hükümeti ise İsrail’e yönelik askeri ihracat
konusunda ayrıntılı bilgi vermekten kaçınıyor.
Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, 2024’te
parlamentoda yöneltilen bir soru üzerine askeri ürün ihracatına ilişkin
bilgilerin kamuya açık olmadığını ve bu alandaki kararların “ulusal çıkar” doğrultusunda
alındığını söyledi.
Uluslararası Af Örgütü ise aralarında devlet şirketleri
Munitions India Limited, India Optel Limited ve Advanced Weapons and Equipment
India Limited’in de bulunduğu üç Hint kamu kuruluşunun İsrail’e silah ve askeri
malzeme sağladığını belirtiyor.
Örgüt, bu sevkiyatların Hindistan’ı Gazze’de devam eden
ihlallere ve soykırım suçuna olası ortaklık
konusunda ciddi bir riskle karşı karşıya bıraktığını savunuyor. Yeni Delhi ise
ihracat politikasının ulusal yasalar ve uluslararası yükümlülükler çerçevesinde
yürütüldüğünü belirtiyor.
Ancak Hindistan’da hükümetin İsrail’le ilişkilerine yönelik
siyasi tepki sınırlı kalıyor. Muhalif sol partiler, sendikalar, öğrenci
örgütleri ve insan hakları kuruluşları dışında güçlü bir kamuoyu baskısı
oluşmuş değil.
Hindistan Yüksek Mahkemesi de 2024’te İsrail’e askeri
ihracatın durdurulması talebiyle yapılan başvuruyu reddederek konunun yürütmenin
takdirinde olduğuna hükmetti.
Bu tablo, Hindistan dış politikasında İsrail’le ilişkilerin
artık yalnızca stratejik çıkarlar üzerinden değil, siyasi ve ideolojik
tercihler üzerinden de şekillendiğini gösteriyor.
Hindistan İsrail’e
işçi de gönderiyor
Yeni Delhi’nin Tel Aviv’le ilişkileri silah ticaretiyle
sınırlı değil. Gazze savaşının başlamasının ardından İsrail’e binlerce Hintli
işçi de gönderildi.
İsrail’in 7 Ekim 2023 sonrasında Filistinli işçilerin ülkeye
girişini kısıtlamasının ardından Hindistan’dan özellikle inşaat ve bakım
sektörlerinde çalışmak üzere işçiler getirildi. Hindistan hükümetinin
parlamentoya verdiği bilgilere göre, Kasım 2023’te imzalanan anlaşmanın
ardından 20 binden fazla Hintli işçi İsrail’e gitti.
Böylece Hindistan, bir yandan İsrail’in askeri üretim
zincirine katkı sağlarken diğer yandan İsrail ekonomisinin savaş koşullarında
ihtiyaç duyduğu iş gücünün bir bölümünü karşılayan ülkelerden biri haline
geliyor.
Hindistan’ın İsrail’den
silah bağımlılığı da artıyor
İlişki ise tek yönlü değil. Hindistan, İsrail’in en büyük
savunma müşterilerinden
biri olmayı sürdürüyor.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün
verilerine göre Hindistan, 2021-2025 döneminde İsrail’in en büyük savunma
müşterisi oldu ve İsrail’in toplam silah satışlarının yüzde 29’unu oluşturdu.
Dolayısıyla iki ülke arasındaki ilişki, yalnızca
Hindistan’ın İsrail’e verdiği siyasi destekten ibaret değil. Silah ticareti,
ortak üretim, askeri tedarik ve iş gücü hareketliliği üzerinden giderek daha
kapsamlı bir stratejik bağımlılık ortaya çıkıyor.
İran savaşı
Hindistan’ın İsrail politikasını sınayabilir
Ancak İsrail’le kurulan bu yakınlığın Hindistan açısından
maliyetleri de ortaya çıkmaya başlıyor.
İran savaşı, Hindistan’ın enerji güvenliği açısından
doğrudan risk oluşturuyor. Körfez bölgesindeki çatışmaların genişlemesi, hem
enerji arzını hem de Hindistan ekonomisini etkileyebilir. Körfez ülkelerinde
milyonlarca Hintlinin yaşaması ise bölgedeki istikrarsızlığın Yeni Delhi
açısından ekonomik ve toplumsal sonuçlarını daha da büyütüyor.
Bu nedenle Hindistan’ın önündeki temel sorun, İsrail’le
geliştirdiği stratejik ortaklığı sürdürürken Batı Asya’daki diğer aktörlerle
ilişkilerinde nasıl bir denge kuracağı.
Ortaya çıkan tablo, Yeni Delhi’nin geçmişteki Filistin
merkezli ve Bağlantısızlar Hareketi geleneğine dayanan dış politika çizgisinden
önemli ölçüde uzaklaştığını gösteriyor. Modi döneminde Hindistan, İsrail’i
yalnızca bir silah tedarikçisi olarak değil, askeri üretim, güvenlik ve
ideolojik yakınlık açısından stratejik ortak olarak konumlandırıyor.
Ancak Gazze’deki savaş ve İran’la yaşanan çatışmanın
bölgesel sonuçları derinleştikçe, İsrail’le bu denli yakın bir ittifakın
Hindistan’ın kendi enerji, ekonomik ve bölgesel çıkarlarıyla ne ölçüde
örtüşeceği daha kritik bir soru haline geliyor.